BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İyi şiir sevilir

İyi şiir sevilir

Necati Cumalı, geçmişte önemli şairlere sahip olduğumuzu belirterek, “Yunus Emre, Karacaoğlan; Divan edebiyatından Fuzuli, Baki, Şeyh Galip, Nedim büyük şairler.



Necati Cumalı romanları, hikâyeleri, tiyatro oyunları ve şiirleriyle günümüzün okunan ve sevilen bir yazı ustası. Edebiyatın değişik türlerinde eser veren Cumalı ile genel olarak edebiyat eksenli bir konuşma yaptık. Edebiyatımızın “yaşlanmaz bir şair çocuk”u Necati Cumalı ile edebiyat dünyasında gezindik. GÜNAYDIN Günaydın tavuklar, horozlar Artık memnunum yaşamaktan Sabah erken kalktığım zaman Siz varsınız Gündüz işim var, arkadaşlarım Gece yıldızlar var, karım var Günaydın tavuklar, horozlar! SÖZLÜK YARDIMIYLA... Çocukluğunuza döndüğünüzde neler hatırlarsınız, edebiyatla ilk temasınız nasıl başladı? CUMALI: Bana çok yardımı olan bir belleğim vardır. Geçmiş günleri kolay kolay unutmam. Benim şiirle tanışmam kendi okumalarım arasında oldu. İlkokulu bitirinceye kadar bir tek şiir sevdim. Bu Tevfik Fikret’in “Kuşlar Uçar” diye başlayan şiiriydi. Bu olay kendime olan güveni pekleştiriyor. Unutamadığım o şiiri hâlâ çok seviyorum. Ortaokul sıralarında Necip Fazıl’ın, Nazım Hikmet’in, daha sonra Yahya Kemal’in şiirleriyle karşılaştım. Ardından Ahmet Haşim’i okudum. Liseye geçtiğim zaman bu dört şaire sevgim vardı. Lise yıllarında çağdaş Türk edebiyatından Ahmet Muhip Dıranas ve Cahit Sıtkı Tarancı’yı okudum. Liseyi bitirdiğim zaman Orhan Veli ve arkadaşları ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı sevdim. Böylece ben de şiir yazmaya başladım. Hüseyin Batuhan ile lise yıllarından başlayan bir dostluğumuz vardı. Onun kılavuzluğuyla 1930 sonrası şairlerini çok iyi tanıdım ve sevdim. Liseyi bitirinceye kadar Türk Halk ve Divan edebiyatını çok iyi okudum. Sözlük yardımıyla Boudlaire’yi sökmeye çalıştım. Verlaine ve diğer batılı yazar ve şairleri okudum. Her geçen gün şiir dünyasına daha çok kapıldım. Liseyi bitirdikten sonra o dönemin dergilerinde şiirlerim çıktı. 1938, 1939 ve 1940 yıllarıydı. Yeni İnsanlık, Servet-i Fünun/ Uyanış dergilerinde çıktı. Kendi şiirimi oluşturduktan sonra şiirde bir yere geldim. Bir defter dolusu şiirim vardı ki içinde 70-75 şiirim bulunuyordu. Hepsini yırtıp attım. Kendi deyişimi bulduğum için onları yok ettim. KAYAYI SÖKERİM Şiirlerinizin temelinde sevgi ve yaşama sevinci hâkim. Kimi yazarlarımızda egemen olan karamsarlık sizde görülmüyor. Bu sizin mizacınızdan mı kaynaklanıyor? - CUMALI: Ben tuttuğum kayayı sökmeye çalışıyorum. Karamsar değilim. Bugün Türkiye’de yerilecek, mutlaka altı çizilip üstüne gidilecek çok şey var. Ama bunlar karamsar olmak için bir sebep değil. Karamsarlığı bir dünya görüşü olarak kabul etmiyorum. Bugün kötüyse durum, bu yarın da aynı olacak anlamını taşımıyor. Çünkü kötülükler dal budak salmadan biçilmez. Tarih boyunca bir çok zulümler olmuştur ama bugün hepsi de yok olup gitmiştir. 1943’te ölümcül hastalıklar geçirdim, ama içimdeki yaşama sevinci sayesinde onları atlattım. Doğan Hızlan’ın “Cumalı’nın şiiri, hayatın şiiridir. Türk şiir serüveni içinde Cumalı ne etkilemiştir, ne de etki altında kalmıştır. Kendi bireysel şiirini yazmıştır” görüşüne katılıyor musunuz? - CUMALI: Tek başına bu tanımla şiirim çıkmaz. Ama bununla şiirimin bir tanımı yapılmıştır. Şiirin tek başına tanımı yapılmaz. Bugüne kadar kimse dünyada yapamamıştır. Her şiirin kendi çizgisi içinde tanımı yapılır. Her seferinde şair o sesi bulur, şair olmayan bulamaz. Romanlarınızda çevrenizde gözlemlediğiniz olayları anlatıyorsunuz. Sizce roman ile hayat arasında birebir ilişkiden söz edilebilir mi? - CUMALI: Bana iyi bir roman gösterin ki hayattan alınmış olmasın. Mesela Kafka gibi soyutlaşan bir anlatımla yazan bir yazarda bile hayat çeşitli açılardan yakalanıp önünüze sergilenir. Niçin roman yazılır? Hayatı anlatmak için. Yaşadıklarınız altını çizmek, insanın hayat ile olan bağlantısını anlatmak için. Roman insanın hayatından bir parça çünkü. Başka hayatların hikâyesi ile kendimize yakınlıklar buluruz. Etkiler bizi. BENDE TAHRİF YOK Kimi romancılarımız Anadolu, köy ve köylüye ideolojik yaklaştılar. Sizin hikâye ve romanlarınız gücünü gerçekçiliğinden mi alıyor? - CUMALI: Evet ben tahrif etmiyorum. Ben gerçeklerden yola çıkıyorum. Gerçekler ile roman arasında bir köprü kuruyorum. Tabii ki birebir hayattan alınmaz roman. Çünkü roman olmaz böyle. Hayatın tıpkı kopyası değildir. Ama çekirdek kendi gözlemlerim arasında vardır. Karşılaştığım olaylardan yola çıkarım sonra ben onu roman örgüsü içinde işlerim. Otobiyografik unsurlar taşıyan “Viran Dağlar”da II. Murad’ın uç beyi olarak Makedonya’ya yerleştirdiği romanın başkahramanı Zülfikar Bey’in toprağa verilişi sırasında Seyfettin Hoca, “Makedonya’nın son Osmanlı beyiydi o. Son şehzadesiydi. Ölümüyle Makedonya’dan son Osmanlı kalesi de düştü” der. Osmanlı’nın Balkanlar’daki yeri ne olmuştur? - CUMALI: Bu halklar hep savaşarak yaşamamış. Ben yaşadığım bölge olan doğduğum yer olan Yunanistan’ın kuzey batısındaki Florina’ya iki kez gittim. Annemin memleketi Kaylar’a gittim. Bu çevrenin uzantıları Manastır, Struga, Makedonya’nın dağlık bölgelerini gezdim. Benim babamdan dinlediğim yerlerin coğrafyası... Kafamda tasarladığım roman “Viran Dağlar”ın bölgesi. Buralarla ilgili olarak bana anlatılan hikâyeler vardı. Ben kendi gözlemlerimle romanlarımı yazdım. Zülfikâr Bey var. Babamın dayısı oğlu. Ölümü de romanda anlatıldığı gibi olmuştur. Ben doğduğum zaman Zülfikâr bey ölmüştü. Makedonya’nın o zamanki yaşadıklarına göre hikâyeye yerleştirdim. TİYATRO VE EDEBİYAT Bir çok oyununuz sahnelendi. Türkiye’de tiyatro, yerli yazarlardan ve edebiyatımızdan yeterince beslenebiliyor mu? - CUMALI: Bir zamanlar -değerleri ne olursa olsun- muhakkak yabancı oyunlar oynatılırdı. Amerikan vodvilleri Türkiye’de hemen sahne bulurdu. Buna karşılık yerli yazarlara verilen yerin, hangi ölçülerle saptandığı hâlâ tartışılıyor. Bazı barajları aşmak Türkiye’de bir yazar için çok zordur. Ülkemizde son 50 yılda en çok oynanan oyunlardan biri de benim “Nalınlar” adlı piyesim. Bir çok kasaba ve köye gitti. Anadolu’nun her tarafını dolaştı. Amatör gruplar yüzlerce defa değişik yerlerde oynadı. Ben Fransa’da tiyatro eğitimi gördüm, ama oyunlarımı insanlarımıza göre, Anadolu halkına göre ve kendi özümüze göre yazdım. ŞEYH GALİB’E HAYRANIM Toplumumuzda edebiyata karşı bir ilgisizlikten söz edilebilir mi, insanımızın edebiyatla arası iyi mi sizce? - CUMALI: Her zaman için edebiyata bir ilgi olmuştur. Türk halkı şiiri sever, ama iyi şiiri sever. İyi şiir her zaman bulunabilir, ona her zaman erişilebilir mi bilemem. Yunus Emre, Karacaoğlan, Divan edebiyatından Fuzuli’nin, Baki’nin Şeyh Galip’in Nedim büyük şairler. Ve bunlar hep okunmuştur. Bana göre çağdaş Türk edebiyatının, yeniliğin babası Nedim’dir. Nedim yaşadığı İstanbul’u şiirlerinde yaşatır. Karacaoğlan büyük şair. Şeyh Galip’e hayranım. Erişilmesi zor şiirler yazmıştır. Tardiye’leri birer şaheser. Tanınmış şair ve yazarlarla sıkı dostluğunuz biliniyor. Bugün edebiyat çevrelerinde, özellikle genç şair ve yazarlar arasında bu dostluklardan eser görülmüyor. Acaba edebiyat eski havasını yitirdi mi? - CUMALI: Edebiyatın havasına bir şey olmaz. Dostluklar kolay değil. Bu yeteneğin varsa dost olursunuz. Başka alanlarda da bu böyledir. Ben sevdim, sevildim de. Oktay Rifat’la çok iyi anlaşırdık. Orhan Veli ile çok sıkı dostluğumuz vardı; insan canlısıydı. Türk edebiyatı 20. yüzyılda önemli aşamalar geçirdi. Şiirdeki yenileşme, çağdaş dünya edebiyatına paralel olarak yenilikler yaptı. Kökleşti. Roman, öykü, tiyatroda önemli, olumlu gelişmeler oldu. Doğum yeri FLORINA 1921’de, bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Florina’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1941’de mezun oldu. Şiir, hikâye ve denemelerini 1939’da Ocak’ta, ardından Varlık, Servet-i Fünun, Yeni İnsanlık, Küllük dergilerinde yayınladı. “Yağmurlu Deniz”le TDK 1969 Şiir Ödülü’nü, “Değişik Gözle” kitabıyla 1957 ve “Makedonya 1900” eseriyle 1977 Sait Faik Hikâye ödülünü, “Dün Neredeydiniz?” ile de 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülünü kazandı. Bütün şiirlerini topladığı “Tufandan Önce” ile 1984 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, 1995’te Orhan Kemal Roman Ödülü ile Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. Oyunları çeşitli dillere çevrildi, televizyon ve sinemaya uyarlandı. Eserlerinden bazıları: Şiir: Kızılçullu Yolu (1943), Güzel Aydınlık (1951), Yağmurlu Deniz (1968), Aşklar Yalnızlıklar (1985); Hikâye: Değişik Gözle (1956), Susuz Yaz (1962), Ay Büyürken Uyuyamam (1969), Makedonya 1900 (1976), Dilâ Hanım (1978); Roman: Tütün Zamanı (1959), Acı Tütün (1974), Aşk da Gezer (1975); Oyun: Mine (1959), Boş Beşik (1969), Nalınlar (1969), Derya Gülü (1969); Deneme: Etiler Mektupları (1982), Şiddet Ruhu (1990); Günlük: Yeşil Bir At Sırtında (1990).
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99326
    % -0.51
  • 5.564
    % -3.14
  • 6.3027
    % -2.78
  • 7.3659
    % -2.88
  • 236.892
    % -2.65
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT