BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Melezleşiyoruz!

Melezleşiyoruz!

Prof. Muammer Kaya, küreselleşen dünyada emek ve beyin göçü sebebiyle “melez kimlikler”in ortaya çıktığını belirterek, “Dünyada bugün her 35 kişiden biri göçmen. Almanya’daki Türklerin bir bölümü de melez bir kimlikle yaşıyor. Melez kimlikliler iyi değerlendirildiğinde ülke için çok önemli bir yatırım olur” diyor.



Türkiye, en çok emek ve beyin göçü veren ülkeler sıralaramasında ön sıralarda yer alıyor. Bunun sebebi olarak ülkemizdeki eğitim kalitesi, iş sahalarının darlığı veya azlığı, yurtdışında daha iyi şartlarda iş ve eğitim imkanına kavuşulması gösteriliyor. Eskişehir-Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya, uzun yıllardır “beyin ve emek göçü” üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor. Emek ve beyin göçünün geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Kaya, “Sömürgecilik devrinde 19. yüzyıla kadar köle ticaretiyle Afrika’dan Avrupa ve Amerika’ya ve Avrupa’dan Amerika’ya insan göçü yaşanmıştır. Kimi daha iyi bir hayat standardına ulaşmak için istekli beyin göçü, kimi emek gücü karşılığında karnını doyurmak üzere emek göçü için zorunlu yollara düşmüştür. Bugün dünyada her 35 kişiden biri emek ve beyin göçmenidir” diyerek, önemli bir konuyu gündeme getiriyor ve göç alan ve veren ülkelerin durumunu şöyle açıklıyor: Kalkınma azalıyor “Göç alan ülkelerin gelişmişlik düzeyi hızlı bir şekilde artarken göç veren ülkelerin kalkınması azalıyor ve gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark daha da artıyor. Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde eskiden göç veren İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz vs. gibi ülkelerin bugün göç alan ülke konumuna gelmesi Avrupa’nın kabusu olmuştur.” Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde, genç ve fazla nüfusunun Avrupa’yı korkuttuğunu ifade eden Kaya, Türkiye’de üniversitelerde okuyan gençlerin yüzde 73’ünün yurt dışına çıkmak veya yurt dışında yaşamak istemesinin, yurt dışında öğrenimlerini sürdürenlerin yüzde 77’sinin ise ülkeye kesin dönüş yapmak istememesinin önemli bir gösterge olduğunu belirtiyor. Herkesin kültürü kendine Türkiye’nin, bugün iyi eğitim görmüş gençlerin sadece yüzde 41’ini elinde tutabildiğini kaydeden Kaya, şöyle devam ediyor: “Ülkemizden gelişmiş ülkelere 1960’lı yıllardan beri önemli ölçüde beyin erozyonu olmasına rağmen bu durum hâlâ önemsenmiyor ve bu kaybın beyin göçüne dönüştürülmesi üzerine üretilen teoriler de sözde kalıyor. Gençlerin kendi geleceklerini bu ülkede değil, yurt dışında görmeleri sebebiyle gençleri burada tutmak zor oluyor. Ülkemizden yurt dışına beyin ve emek göçü arttıkça Türklerin oralarda asimile olmasındaki korkumuz kadar, çok kültürlülüğü savunan Avrupa da kendilerinin asimile olmasından ürküyor. Yani her iki göç de, Avrupa’nın çok kültürlü yapısına bir tehdit oluşturmaktadır. Uzunca bir süredir kültür meselesinde asimilasyondan bahsediliyor. Gittiğiniz yerin kültürünü içselleştirmeniz gerektiği anlayışı oldukça yaygın. Daha sonra farklı bir anlayış olan çok kültürlülük fikri ‘Herkesin kendi kültürü vardır; herkes kendi kültürünü koruyabilir ve korumalıdır’ düşüncesi yaygınlaşıyor.” ‘Hıristiyan beyaz Avrupalı’ Türkler’in Avrupa’da kültürlerini korumalarının, Avrupa için bir tehdit oluşturacağı düşüncesinin yaygın olduğunun altını çizen Kaya, Avrupa ve diğer dünya ülkelerinden de ilginç örnekler sunuyor: “Tehdit üzerine kurulan söylemler aslında oradan dışlamanın temelini oluşturdu. Mesela Fransızlar bu konuda çok kapalıdır. ‘Fransız vatandaşı olabilirsin ama asla bir Fransız olamazsın’ anlayışı hakimdir. ABD’de çok tanınan bir bilim adamı veya doktor olabilirsiniz ama asla birinci sınıf vatandaş olamazsınız. Bazı konularda mutlaka ayrımcılıkla karşılaşabilirsiniz. Tabii, bu ayrımcılık dünyadaki tüm ülkeler için geçerlidir. Amerika göçmenlerden kurulan bir ülkedir yani mozaiktir ama beyaz Anglosakson Protestanlar (WASP) birinci sınıf vatandaşlardır. Kanada’da İngilizlerin hakim olduğu mesela Toronto gibi; İngilizler ve Fransızların hakim olduğu Quebec gibi eyaletlerde Fransızlar daima birinci sınıf vatandaştır. Bugün ‘Hıristiyan beyaz Avrupalı’ kimliği oluşmaya başlamıştır. Bunlar artık neredeyse tek bir etnik grup olarak algılanmaya başlamıştır. Toplumsal grupları oluşturan sınırlar sabit değildir aksine çok esnektir. Dışlanan birçok Avrupalı grup bugün bir Avrupalılık ekseni etrafında birleşmiştir. Onun için gelecekte bunlar değişebilir.” Bazı nesiller yok oldu “Avrupa’ya göç eden Türkler Alman kültürüyle Türk kültürü arasında uzun süre sıkışıp kaldılar bazı nesiller arada yok oldu ama bugün melez kimlikler ortaya çıktı” diyen Kaya sözlerini şöyle sürdürüyor: “1960’larda göç eden emek göçmenlerinin ya asimile olacaklarını ya da kenar semtlere kapanıp kendi içlerinde yaşamalarını bekledik. Ama bunun bir ortası olabileceğini göremedik. Bugün Almanya’daki Türklerin bir bölümü farklı melez bir kimlikle yaşamaktadırlar. Melez kimlikliler iyi değerlendirildiğinde ülke için çok önemli bir yatırım olabilecek potansiyele sahiptir. Türkiye bu kimlik melezleşmesinin sosyolojik yararını yeni yeni algılamaya başlamışken yeni dünyaya çok önce giden, örneğin ABD’deki İtalyan, Yunan, İsrailli, Ermeni vs. bugün melez kimliğin meyvelerini toplamaktadır.” En önemlisi insana yatırım Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya, emek ve beyin göçü konusunda ilginç bilgiler veriyor. Yaptığı araştırmalar ve istatistikler doğrultusunda, Almanya ve diğer gelişmiş ülkelerde bugün yaklaşık 4.5 milyon civarında emek ve beyin göçmenimiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu insanların 1 milyonunun bulundukları ülkelerden ikinci vatandaşlık aldıklarını da belirten Kaya, “Almanya’daki genel işsizlik oranı artarken ve oradaki Türklerin büyük bir kısmı da işsiz olmalarına rağmen yine göçmen almaya devam ediyorlar. Göç alan ülkelerde işsizlik artarken insanları bu ülkelere iten şey; göç veren ülkedeki ekonomik ve siyasal meseleler, sosyal güvence eksikliği, çocukların geleceğini görememedir. 1990’larda büyük bir dış emek ve beyin göçü dalgası bütün dünyada yaşandı. İç savaşlar, baskılar, ekonomik krizlerden dolayı zorunlu kaçışlar oldu. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark açıldıkça emek ve beyin göçünü engellemek için ne kadar tedbir alınırsa alınsın göçün tamamen önüne geçmek mümkün olamadı. Emek ve beyin göçünü azaltmak için ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farkların en aza indirilme yollarının aranması gerekiyor. En önemli yatırım insana yapılan yatırımdır. İnsanları hiçbir şekilde göçe zorlamayan toplumlar gelecekte daha başarılı olacaklardır” diye konuşuyor. Türk değil, Türk gibi!.. Almanya’da yaşayan Türklere karşı bir dışlanma ve yabancılık hissi geçmişte olduğu gibi bugün de var. Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya, yaşadıkları ve mesailerini harcadıkları ülkelerde zaten dışlanan, ülkelerine geldiklerinde de “gurbetçi” ya da “yolunacak kaz” gibi görülen insanlara yaklaşırken çok dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor. Kaya, Avrupa’da veya gelişmiş diğer ülkelerde yaşayan Türklerin büyük kısmının kendilerini Türk olmaktan çok, “Türk hissetme” konumuna geçtiğini ise şu örnekle açıklıyor: “Bu insanlar, Eurovision’da Sertab Erener’e oy vererek, Türk sporcu ve takımlarının veya Türk sanatçılarının Avrupa ve dünyadaki maçlarına ve konserlerine giderek Türklüğünü yaşamakta ama geleneksel değerlere bağlı yaşayamamaktadır. Yurt dışına göç edenlerde sabit kimliklerden bahsetmek, bunu insanlardan istemek artık gerçekle pek uyuşmamaktadır. Çünkü artık küreselleşen dünyada melez kimlikler dönemine çoktan girilmiştir. Göçmenler ne tam asimile olmuş, ne de tam olarak içine kapanabilmiştir.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108562
    % 0.59
  • 3.8336
    % -0.04
  • 4.5207
    % 0.34
  • 5.1264
    % -0.21
  • 154.155
    % 0.06
 
 
 
 
 
KAPAT