BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taçsız Kral Metin Oktay

Taçsız Kral Metin Oktay

10 numara denilince Türkiye’de ilk akla gelen isim Metin Oktay’dır. Attığı gollerle ve insancıl yönleriyle herkesin gönlünde taht kuran Metin Oktay’ın hikayesini Halit Kıvanç’a sorduk...



Metin Oktay’ın künyesi Türkiye’nin en büyük golcülerinden biri olan Metin Oktay 1936 yılında İzmir’de doğdu.15 yaşında Damlacıkspor kulübünde futbola başladı. 1954 yılında Yün Mensucat takımından İzmirspor’a transfer oldu. Aynı sezon 17 golle 2. Lig’de gol kralı oldu. 1955 yılında Chevrolet marka bir otomobil karşılığı 5 yıllığına sarı kırmızılı renklere bağlandı. Galatasaray’da oynamaya başladığında henüz 19 yaşındaydı. Daha ilk sezonunda 19 gol atarak gol kralı oldu. 1961-62 sezonunda İtalya’nın Palermo takımında top koşturdu. Tekrar dönerek 1969 yılına kadar Galatasaray formasını giydi. Futbol hayatı boyunca Türkiye Ligi’nde 6 kez (1’i İzmir Profesyonel Ligi, 3’ü İstanbul Profesyonel Ligi olmak üzere toplam 10 defa) gol kralı olarak 217 gollük bir rekora imza attı. Bu rekor ancak 20 sene sonra 1988 yılında Tanju Çolak tarafından kırıldı. “Taçsız Kral” olarak anılan Metin Oktay derbi maçlarının büyük golcüsüydü. Ağları delip geçen meşhur golüyle birlikte Fenerbahçe’ye tam 18 gol atan Metin Oktay, Beşiktaş’a da 13 gol atmıştı. 36 defa A Milli Takım’da oynayan Metin Oktay (4 kez de Genç Milli Takım’da forma giydi) bu formayla da 19 gol attı. Hayranlarınca daha çok ‘Kral’ olarak bilinen efsanevi oyuncumuz Türk futbol tarihinin adeta bir rekor makinesiydi. En çok gol atan oyuncu (632), birkaç sezon aralıksız en çok gol atan oyuncu (11), tek sezonda en çok gol atan oyuncu (38), uluslararası bir müsabakada en çok gol atan Türk oyuncusu (19) olarak tarihe geçti. 1969 sezonunda futbola veda etti. Uzun süre gazetelerde futbol yorumcusu olarak çalıştı. Kendisi için çekilen Taçsız Kral isimli bir filimde oynadı. Bir ara Galatasaray’da ve Bursaspor’da teknik adam olarak görev yaptı. 1991 yılında elim bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu işin başından itibaren Onların Hikayesi’nin düşündüğüm onuncu konuğu, mutlaka 10 numaralı formayla özdeşleşmiş birisi olmalıydı. Herhalde Türkiye’de 10 numaralı formaya “Taçsız Kral” Metin Oktay’dan daha çok yakışan kimse yoktur. Bu yüzden bu haftaki Onların Hikayesi’nin konusu”bir daha onun gibisi gelmez” denilen isimlerden Metin Oktay... Herkes tarafından futboluyla ‘10 üstünden 10 almış’ bu futbol ustasının ismi “Metin gol gol gol” tezahüratının yeri göğü inlettiği dönemlerde, ülkemizde doğan erkek çocuklara isim olarak verilmiş. Hatta bu furyadan bizim aile de nasibini almış. Annemin yedi kardeşinden en küçüğü olan dayıma Metin ismi verilmiş. Ben Metin Oktay dönemine yetişemediğim için onu nasıl anlatacağımı bilemedim. Hayatta olsaydı dayardım mikrofonu önüne konuştururdum. Zira Metin Oktay şu fani dünyadan 1991 yılında ayrılmış. Kaynak olarak görülen kitaplardaki bilgilerden maalesef çoğunlukla yanlış bilgiler çıkıyor. Bunu yaptığım bütün röportajlarda gördüm. Bir tek çarem kalıyordu, o da Metin Oktay’ı yakından tanıyan kişilerin hatıralarına başvurmak. Ben de öyle yaptım, bir zamanlar onunla omuz omuza top koşturanlara, dahası onun futbolunu doyumsuz anlatımıyla milyonlara sunan Halit Kıvanç’a mikrofon uzattım. Metin Oktay ile ne zaman ve nasıl tanıştınız? Ben kralla göklerde tanıştım. 6 Nisan 1954 Salı günü saat 15.00’te bir Hollanda uçağında... O gün Dünya Gençler Şampiyonası için Almanya’ya gidiyorduk. Ben de o günlerde Türkiye’nin ilk günlük spor gazetesi olan Türkiye Spor’u çıkaran 3 kişiden biriyim. Uçakta çocuklarla tanışmak istiyorum. Unutulmaz kaleci Varol Ürkmez, Tayyar Cavcav, Nihat, Güngör, Ergun, Küçük Erol, Coşkun, Metin, Yıldıray, Ahmet, Küçük Ali... Hepsiyle teker teker tanışıyorum. İçlerinden biri dikkatimi çekti. Muzip, tatlı bakışlı mahcup bir çocuk. Adını sordum “Metin efendim” diye kibarca cevapladı. İzmir Yün Mensucat Takımı’nda oynuyormuş. İki gün sonra Türkiye Spor Gazetesi’ne ben şöyle bir haber yazdırıyorum; “Küçük Erol soldan geldi. Geriden bir pas uzattı. Ahmet kaleye aşırttı ve Metin muhteşem bir kafayla topu Belçika kalesine soktu.” Bu aynı zamanda onun ilk milli maçı ve ilk milli golüydü. Belçika’dan sonra İsviçre’yi de yendik. Galibiyet golümüzü yine Metin atmıştı. Ne yazık ki o gün sakatlanmış ve yediği tekmenin etkisiyle ateşler içinde yatıyordu. Almanya’daki gazetelere muhabirlik yaptığım için Almancam iyiydi. Doktor getirdik Metin’e ve bir an önce sahalara dönmesi için çalıştık. Ben Metin’le iyice tanışamadan golleri ile tanışmıştım. Aradan haftalar geçti ve Metin İstanbul’a transfer oldu. Metin’le artık kardeş gibi olmuştuk. Siz hangi takımı tutuyordunuz? Ben Fenerbahçe sempatizanıydım. O da Galatasaraylı’ydı. Buna rağmen Metin, Fenerbahçeli Halit ağabeyine gelir, sabahlara kadar futbol üzerine sohbetler yapardık. Sadece biz değil o dönemde çoğunluğun futbol ve taraftar anlayışı böyleydi. Her şey sahada kalır, maç bittikten sonra muhabbete devam ederlerdi. Fenerli Halit Kıvanç’ın radyoda zevkle anlattığı en güzel goller Galatasaraylı Metin’e aitti. Futbol anlayışı bakımından Metin Oktay’ı diğerlerinden ayıran özellikler nelerdi? Metin’i sokakta görseniz, ağırbaşlı yürüyüşünden dolayı aldanırsınız. Koşarken de bir atletin kıvraklığını göremezsiniz. Ama topa sahip oluşunu görünce o yapıdaki bir insan nasıl olup da topa yetişti dersiniz. Gayet hızlı hareket eden savunma elemanının ayağından topu alır ve golünü atardı. Ama Metin’in en büyük özelliği, tekmesini sadece topa atmasıydı. Ben rakibi sakatlayacak hareket yapamam onu sakatlayamam derdi. Bugün oynasa bırakın kartı, ihtar bile görmezdi. O, gole kilitlenirdi. Topu adeta koklar, gol için nasıl vurulması gerekiyorsa öyle vururdu. Fırtına gibi koşup 5 kişiyi çalımlarla geçip gol atmak yoktu onda... O doğru yerde, doğru zamanda bulunup doğru bir vuruşla topu filelerle buluştururdu. Onun gibi bir gol makinesini durdurmak zor olmalı... Metin Oktay bir kere oyundan atılmış. Sebebini hatırlıyor musunuz? Bir Fenerbahçe-Galatasaray maçında oldu bu... Fenerli milli futbolcu Yılmaz Şen çok sert girmişti. Onun sertliğinden Avrupalı rakipleri bile yakınırdı. Hakem ikisini de oyundan çıkardı. Ancak oyundan iki arkadaş gibi çıktılar. Bugün böyle bir olay olsa, en popüler iki oyuncu birbirine sert girse neler olmaz. Aklımıza bile getirmekten korkarız. Onlar sahanın kenarında başları önde yürüyorlar. Statta çıt yok. Herkes suskun ve meraklı... Sonrasını her ikisinden de dinledim. Tünele girdiklerinde Yılmaz, Metin’in kolundan tutup başlıyor yalvarmaya; “Vur ayağıma, bir tekme vur, n’olur. Kabahat benim. Çünkü senin de atılmana sebep oldum demiş. Metin Oktay İtalya’nın Palermo takımında oynamış. Ama bir yıl sonra geri dönmüş. Sebebini biliyor musunuz? Metin çok duygusal, içine çok kapanık bir insandı. Ne düşündüğünü söylemezdi. Metin çevresine çok düşkün bir insandı. Orada sıla hasretinden yanmıştı. İtalya’ya bir Avrupa seyahatinden dönerken uğramıştım. Telefonla görüştük. Adeta yalvararak beni yanına çağırdı. Bunun imkansız olduğunu, zira İstanbul’da bir maçı naklen anlatacağımı söyledim. Ama Metin ısrar etti. ‘Ağabey, dayanamayacağım artık gurbete’ dedi ve bir gün baktık ki dönüp gelmiş. Oysa İtalyanlara futbolunu beğendirmişti. Ondan sonra İngiltere’ye futbol hocalığı için gitmişti. Orada da mutlu olamadı. Onun futboluna neden aşık olunmuştu? Hiç olmadık pozisyonlarda gol bulması, estetik goller atması diyebilirim. Ancak seyirci onun futbolunu seyrederken müspet elektrik alırdı. Onun mütevazılığı, ustalığını bir başka süslüyordu. Hiç olmadık pozisyonlarda gol bulmasına bir örnek verir misiniz? Bugün Etiyopya olarak bilinen eski adıyla Habeşistan ile 1962’de Ankara’da bir maç oynadık. O gün takımımız tel tel dökülüyordu. Pozisyonun bile olmadığı ortamlarda Metin 3 güzel gol attı. Attığı bir golden sonra şöyle yazmıştım; ‘Bir değil 5 kaleci yan yana dursa bu gol yine olurdu.’ Onu en çok üzen neydi?.. Futboldan uzak kalmak istemezdi. Şu anda hatırladığım bir olay var. Metin Oktay, Danimarka ile milli maça çıkacak. Soyunma odasında hazırlanırken o dönemki futbol federasyonu ve rahmetli Orhan Şeref Apak gelirler. Metin’e ‘Sen oynamayacaksın’ derler. Çünkü doktorlar ‘biz ona hissettirmeden muayene ettik. Kalp spazmı geçiriyor.’ O ısrarla ‘benim bir şeyim yok’ dese de maça çıkarmadılar. Seyirci kızdı, bağırdı ama Metin maça çıkamadı. Gerçi bu olaydan sonra da çok yaşadı, oyunlar oynadı ama bu olay onu çok yıkmıştı. O günlerde; ‘Yahu ben kalp hastası mıyım?’ diye kızıyordu. Jübilesi nasıl oldu? Jübilesini 1969 yılı Ağustos’unda yaptık. Yaptık diyorum zira büyük katkım olmuştu. Jübilesini hem biyolojik olarak doğduğu İzmir’de, hem de futbolcu olarak doğduğu İstanbul’da yaptık. Takımlar sahaya çıkarken seyirci Metin’e şöyle bağırırdı; ‘Metin geliyor Metin...’ Ben çıktım ve seyirciye dedim ki; ‘Yıllardır ne diye bağırdıysanız yine bağıralım’ dedim. Mithatpaşa (İnönü) Stadı’nda bütün seyirci ‘Metin geliyor Metin...’ diye bağırdılar. El işareti yaptım, koca stat bir anda sustu. Ben sözüme devam ettim; ‘Ama sevgili dostlar, gözlerimiz yaşlı. Çünkü artık Metin gidiyor Metin’ dedim. Arşivlere bakarsanız fotoğraflarda görürsünüz; o gün sadece Galatasaray taraftarı değil, Fenerlisi, Beşiktaşlısı ve diğer kulüp taraftarları, Anadolu’dan gelenler Metin futbolu bırakıyor diye gözyaşı dökmüşlerdi. Futbolu bıraktıktan sonra neler yaptı? Sevgili Necmi Tanyolaç ile birlikte o dönemde sporda bir numara olan Tercüman gazetesinde çalışıyorduk. Metin’i de kadromuza aldık. 1970 Dünya Kupası’nı izlemek için Meksika’ya gittik. Ben ayrıca radyodan maçları Türk seyircisine anlatıyordum. Meksico City’de ilginç bir maç yaptık. Dünya Kupaları’nın bazılarında medyanın oluşturduğu iki takım sahada top koşturur. Burada da Amerika kıtası ile Avrupa kıtası birbirlerine rakip oldular. Bunu organize eden 3 kişiden biri bendim. Her iki takım için kadrolar oluşturuldu ve ortaya muhteşem bir takım çıktı. Maçı Avrupa 7-4 kazandı, yani üç farkla... Metin 3 gol atmıştı. Futbolu bırakan, dahası maçlar için şehirden şehire koşturmanın verdiği yorgunluktan bitmiş bir Metin çıkmıştı sahaya... Diğer oyuncular bu maç için özel olarak hazırlanmışlardı. Buna rağmen Metin harika bir oyun çıkardı. Adını tam olarak hatırlayamayacağım bir Rus santrahaf vardı. Yanıma gelerek ‘Bu Metin değil mi?’ diye sormuştu ve eklemişti; ‘Eskisinden de iyi oynuyor.’ Metin Oktay için ne dediler? LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Yan yana oynadığımız zaman maçın golsüz bitmesi diye bir şey söz konusu olamazdı. O hazırlar ben atardım, ben hazırlardım, o atardı golleri... Hiç unutmam milli takımdayken bir Hollanda maçına çıkmıştım. Daha ilk dakikada Hollanda lehine bir penaltı verildi. Sebep olan da Büyük Ali’ydi. Vilkece isimli çok ünlü bir golcüyü yere yapıştırmıştı. Penaltı gol oldu. Metin’e “sen korkma Metin bunlar çalım yemeye müsait insanlar” dedim. Metin karşı çıksa da ben bildiğimi yaptım. Bunların defansını çalımlayıp Metin’e veriyordum o da golünü atıyordu. Öyle ki kaleci her ikisinde de yerinden bile kıpırdayamamıştı. Ertesi gün gazeteyi aldım. Gazetede ilginç bir karikatür yayınlamışlardı. Bizi top arabasına koymuşlar ve altına da ‘Türk topları bizi böyle bombaladı’ diye yazmışlardı. İSFENDİYAR AÇIKSÖZ Onun, herkesi hayran bırakan stilinde payım büyüktür. İzmir’de klasik takımlarda oynamıştı. İstanbul’da büyük takımlarda oynamak için farklı bir tarz kazanması gerekiyordu. Birlikte çok çalıştık. Sağ olsun bunu hiç unutmadı, vefakârdı. SÜLEYMAN SEBA Türkiye’nin yetiştirdiği nadir futbolculardan biriydi. Sadece futbol olarak değil, insan olarak da kaliteliydi. Onu seyretmekten zevk alırdım. ŞEREF HAS: Her iki ayağını da müthiş iyi kullanan bir futbolcuydu. Kafa vuruşları harikaydı. Çamurlu sahalarda 18 içinde, iyice ağırlaşmış topa kafayla vurup gol atan biriydi. Bu onun futbolculuk tarafı... Bir de insanlık tarafı vardı ki; çok müşfik, duygusal, insan canlısı biriydi. TURGAY ŞEREN Onu bir iki cümleyle anlatmam mümkün değil. Hem insani özellikleri, hem de futbolculuğu çok iyiydi. Ben Metin Oktay’la beraber özel olarak çalışırdım. Antrenmanlardan sonra bir saat kadar değişik yerlerden bana şut atar, ben de kurtarmaya çalışırdım. RECEP ADANIR Futbolculuğu da insanlığı kadar güzeldi. Bir milli takım antrenmanından sonra yanıma gelerek; ‘Baba’ dedi, ‘Daha Galatasaray’a gelmeden, İzmir’de seni takip ederdim. Fuarda arkana takılıp senin gibi yürümeye çalışırdım.’ Hiç unutmuyorum bir milli takım antrenmanı sırasında bana 5’er penaltı atmayı teklif etti. Metin 5’te 3 attı. Ben ise 5’te 5 yaptım. Gelip elimi öptü. Ben de alnından öptüm.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT