BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İsrail zengin Filistin fakir!..

İsrail zengin Filistin fakir!..

Abdülhamid Han’ın sözlerini hatırladım ve uğruna binlerce insanın kan döktüğü bu topraklarda, maalesef refah, huzur ve kalkınmışlık yerine hep sefalet gördüm.



BAŞLARKEN İsrail, delikli hortumlarla çölü gram gram sulayarak yeşerten ülke... Yüzölçümü küçük, nüfusu az, hammaddesi yok. Ancak bu dezavantajlar, gelişmeleri için engel teşkil etmiyor. İsrail’de tam 40 gün kaldım. Ve elimde harita, neredeyse her tarafı karış karış gezdim. İzlenimlerimi tek cümle ile özetlemek istiyorum: Yahudi çalışıyor, kazanıyor ve gelişiyor... Filistinli Müslümanlar ise, ne yazık ki -boş oturuyor diyemeyeceğim ama- İsrail’e ayak uyduramıyor. Arap toplumlarının en büyük hastalığı bu... Mesela, Suriye’de Hafız Esad interneti yasakladı. Niye?.. Halk görmesin, bilmesin, uyanmasın diye... Ama nereye kadar?.. Oğlu Bashar tam bir internet tutkunu ve babasının yerini alınca ülkesini saybır dünyaya taşıyacak. Bu engellenemez. Muhalefetin olmadığı yerde, demokrasiden bahsedilmez. Ama, Arafat’tan sonra modernizasyon süreci yaşanacak şüphesiz. Filistin gençliği bu değişimi istiyor.. İsrail, çiçek bahçesi gibi... Çölde çiçek, bizde ise toz ve çamur... Sorumlu kim? Havaalanından eve giderken E-5’te ruhum sıkıldı. Bunaldım. Dört mevsimi yaşayan bu ülkenin insanları böylesine çirkin bir yapılaşmayı ve yeşilsizliği hak etmiyor doğrusu... El Halil’de, Filistinli taksi şoförü, Hindu arkadaşım Manmath’a “ İslamiyet güzel din; inşallah Müslüman olursun” dedi. 10 dakika sonra, Hindu arkadaşım, El İbrahim Camii’nde elinde boş ibrikle kağıt ararken, “Müslüman sözleriyle değil davranışlarıyla örnek olmalı” diye düşündüm. Çünkü ben, İsrail’de susuz, sabunsuz, kâğıtsız pis bir tuvalete hiç, ama hiç rastlamadım. Bu da kalkınmışlığın en büyük göstergesi değil mi?.. Bölgede 40 gün süren gezim sırasında hep aynı değişmez gerçekle karşılaştım. Suudî, Arabistan, Irak, Kuveyt ve İran’ın paylaştığı toplam 4 milyon 254 bin kilometrekarelik arazide, 550 milyar varilin üstünde ham petrol rezervi var. İşte, Batılı güçlerin karıştığı, hatta yönlendirdiği bitmez tükenmez kavga ve savaşların ana kaynağı... Hahambaşı Elio Toaff, “Sultan Abdülhamid gibi Yahudi menfaatlerini zedeleyici kişiliklerin kök salmasına bir daha asla izin vermemeliyiz. Modern Siyonizmin kurucusu Herzl, sürgün edilmiş prensler, Jön Türkler ve Yahudi sosyetesini kullanarak hedefine ulaştı; İsrail devletini kurdu. Bizim görevimiz de, bu devletin ebediyete kadar ayakta kalmasını sağlamak” demişti. Filistin dışındaki bütün Yahudileri “vaad edilmiş topraklar”a getirmek ve Hazreti Süleyman’ın mâbedini Siyon dağına yeniden inşa ederek Yahudileri bütün insanlığa üstün kılmak ideali taşıyan Siyonizm hareketi bu sözlerle resmîlik kazanmıştı. Siyonizm teşkilâtının lideri Theodor Herzl, Sultan ll. Abdülhamid Han’a başvurarak, kendilerine Filistin’de toprak satması halinde, Osmanlı’nın tüm dış borçlarını ödeyeceklerini, ayrıca büyük maddî yardımlarda bulunacaklarını bildirir. Bu teklife hiddetlenen padişahın sert ve kesin cevabı ise şudur: “Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler, size Siyonistlik adına bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan parçası para ile satılamaz. Derhal burayı terkedin! Defolun!..” Abdülhamid Han tahttan indirilince, Yahudi Emanuel Karasu şöyle demiştir: “Sultan Abdülhamid Han’a yirmi milyon altına yaptıramadığımızı İttihatçılara birkaç yüz bin liraya yaptırdık.” Osmanlı dönemi ve sonrası İslâmiyet’in doğuşundan sonra, Filistin’e Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler ve Selçuklular hâkim oldular. 1099’da Haçlı Seferleri neticesi, Kudüs’te bir Hıristiyan Krallığı kuruldu. 1187’de Selâhaddîn Eyyûbî Kudüs’ü yeniden fethetti. 1281’de Akka’nın fethiyle Memlûkler’e bağlanan bölge, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mercidâbık zaferiyle, 1516 senesinde Osmanlı topraklarına katıldı. Ve tam 400 sene Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Bu yüzden Filistin bölgelerini gezerken içim sızladı. Abdülhamid Han’ın sözlerini hatırladım ve uğruna binlerce insanın kan döktüğü bu topraklarda, maalesef refah, huzur ve kalkınmışlık yerine hep sefalet gördüm. Filistin, bizim idaremizde, Kudüs, Gazze ve Nablus olmak üzere, Şam Eyâletine bağlı üç sancağa ayrılmıştı. Bölge halkı, asırlar boyu bolluk, refah ve huzur içinde yaşadı. Osmanlı Devleti zayıflayınca, Filistin’deki sancaklar, eyâlet sonra da bağımsız emirlikler hâline geldiler. İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion, bir konuşmasında, “Filistin’in bugün elimizdeki haritası, İngilizler tarafından çizilmiştir. Yahudi milletinin bir diğer haritası daha vardır ve bu haritada bizim hudutlarımız Nil nehrinden Fırat doğusuna kadar uzanır. Bu hedefi, istikbaldeki genç nesillerimiz gerçekleştirecektir” demiştir. İşte bu bilgiler ve düşüncelerle çıktığım 40 günlük seyahatte, İsrail ve Filistin bölgelerini karış karış gezdim. Şüphesiz İsrail, ABD’li zengin Yahudilerden milyonlarca dolar yardım alarak kalkınmasını sağlamış. Ancak, Filistin bölgesinin geri kalmışlığını da İsrail siyasetine bağlamak mümkün değil. Düşmana karşı askerî işbirliği Türkiye, 21. yüzyılın eşiğinde bölgesindeki bütün Arap ülkelerini geride bırakan İsrail ile ekonomik ve askerî işbirliğine gitmek zorundaydı. Çünkü, bu coğrafyada başka bir müttefik bulmak zor. Türkiye ile İsrail arasında gerçekleştirilen askerî ortaklık, Ortadoğu’da sürekli değişen dengelerde Ankara’nın inisiyatif kaybetmemesi ve bölgede kendi çıkarlarına karşı oluşturulan ittifaklara cevap niteliği taşıması açısından önemli bir adımı oluşturuyor. Böylece Türkiye, özellikle su sorunu nedeniyle son derece saldırgan ve uzlaşmaz bir tutumla Ankara’yı suçlayan Suriye’ye ve Ege ile Kıbrıs konularını her fırsatta Türkiye’nin önünü kesmek için kullanan Yunanistan’a karşı aleyhine bozulan dengeyi tekrar kurmuş oldu. Geçtiğimiz aylarda, Atina ve Şam hükûmetlerinin ortak tatbikatlarını ve Yunanistan’ın Suriye’deki askerî havaalanlarını kullanmasını içeren bir askerî işbirliği anlaşmasına imza attıklarını hatırlatmakta yarar var. Araplar neden haksız? Maddeler halinde sıralayalım: - İranlı mollalar, Irak ile savaşırken, baş düşman ilân ettikleri İsrail’den avuç dolusu para ödeyip silâh almadılar mı?.. Ve ödemeler Amerikan doları ile yapılmadı mı?.. Sonra bu olay, İran-Kontra olayının ortaya çıkmasına yol açmadı mı? - Mısır, Arap dünyasına ihanet ederek, tek başına İsrail ile barış antlaşması imzalayan ülke değil miydi?.. Araplar, o zaman aralarından attıkları Mısır’ı tekrar içlerine almadılar mı?.. - Ürdün, İsrail ile barış anlaşması imzalamadı mı?.. - Suudi Arabistan kralı, tahtı tehlikeye girince Amerikan askerlerinin ve İsrail yapımı silâhların topraklarına girmesini kabul etmedi mi?.. - Arap ülkelerinin, İsrail ile dolaylı veya doğrudan yüz milyonlarca doları bulan ticaretleri yok mu?.. - Ekonomik krize girildiği dönemde, Türkiye başbakanı makamında palto ile otururken, bunlar peşin para almadan ülkemize bir bidon benzin bile vermediler. Yalan mı?.. - KKTC’yi, Batı’yı kızdırmaktan korktukları için tanımayan bunlar değil mi?.. Ve tabiî ki Türkiye’nin Ortadoğu’ya girmesinden endişe eden Mısır’ın gürültüsünün sebebi açık değil mi?.. - Yine aynı Mısır, su konusunda Suriye ve Irak’ın yanında yer almadı mı? - Türkiye’den Hatay’ı isteyen Suriye değil mi?.. Arap dünyası, bütün bu gerçekler ortada dururken, Türkiye’yi suçlamak yerine kendine dönüp şöyle bir bakmak zorundadır. Kanlı petrol Bir enerji kaynağı olan petrol ve canlıların hayatî ihtiyacı olan su, tarih boyunca dünyamız, Türkiyemiz ve bölgemiz için önem taşımış iki doğal maddedir. Petrol -ve dar, ticarî anlamda petrol- yeryüzünde doğal olarak mevcut ham petrol denilen sıvı birikimler, doğal gaz adı verilen gaz birikimler ve bileşimine göre asfalt, mum, bitüm olarak adlandırılan katı birikimler şeklinde tanımlanır. Temel enerji kaynaklarından olan petrol, insanların binlerce yıldan beri bilip tanıdığı bir maddedir. Eldeki bilgilere göre, Milâttan çok önceleri, Hazar Denizi’ndeki Apşeron yarımadasında rastlanmıştır. Çıkarılması ve taşınmasındaki kolaylığı, yandıktan sonra hemen hemen hiç tortu bırakmaması ve verdiği enerjinin yüksek olması gibi avantajlarıyla kömürün yerini alan petrol, insanların en çok yararlandığı maddeler arasında yer almaktadır. En önemli yeraltı kaynaklarından biri olan petrol, bulunduğu bölgelerde dünyada bunalımlara, savaşların çıkmasına yol açmış, zaman zaman da ekonomik ve siyasî bir silâh olarak kullanılmıştır. PETROLLERDE ABD PARMAĞI Ortadoğu, gerek jeopolitik ve stratejik konumu, gerek zengin petrol rezervlerinden dolayı, daima Batılı ülkelerin ilgi odağı oldu. Asırlar boyu süren Osmanlı hâkimiyeti döneminde, bilek gücüyle bölgede söz sahibi olamayacağını anlayan “Haçlı zihniyet”, Lawrens ve onun gibi birçok ajanını seferber ederek iç karışıklıklar çıkarmaya yönelik yıkıcı bir siyaset izledi. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ülkelerinin, özellikle Almanya’nın kendisine rakip olacağını düşünerek, Arap petrolleriyle güçlenmeyi hedeflemişti. Böylece, İkinci Dünya Savaşı sonrası uygulamaya koyduğu planla, Ortadoğu petrollerinin yönetimini ele geçirmeyi başardı. İlk hamle, teknolojileri hiç olmayan Suudi Arabistan gibi ülkelere petrol kuyuları kurarak, onları kuyuların masrafları karşılığı borçlandırmaktı. Daha sonra yaptığı sözde askerî yardım ve jandarmalık görevi nedeniyle, söz konusu ülkelerin ödedikleri borç hiç bitmedi. ABD-Arap ortaklığı ile kurulan “Aramco” firması, halen petrolün kuyulardan çıkarılması ve pazarlanmasına kadar bütün süreci üstleniyor. Karşılığında da Suudî hükûmetine belli bir miktar para ödeniyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT