BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Öcal ağabey, TRT’den bir büyük ayıp!

Öcal ağabey, TRT’den bir büyük ayıp!

Sevgili Öcal Uluç, geçtiğimiz hafta TRT ile ilgili harika bir yazı yazmıştı. Ben de aynı TRT ile ilgili çok acı bir haber vereceğim.



Sevgili Öcal Uluç, geçtiğimiz hafta TRT ile ilgili harika bir yazı yazmıştı. Ben de aynı TRT ile ilgili çok acı bir haber vereceğim. 03. 08. 2004 Salı akşamı TRT-1’de saat 00.30’daki haber bültenine dikkat kesilmişim. Özellikle de spora... Çünkü, Yeni Zelanda ile oynadığımız ikinci basketbol maçı bitime 27 saniye kala, salonun elektriklerinin kesilmesi nedeniyle durmuştu. Sonucu öğrenemedim. Yanılmıyorsam, üç sayı önde idik ve top bizdeydi. Eh, koca TRT, yani devlet, spor haberlerinde bu milli maçın sonucunu bize verecekti nasıl olsa... Altını çiziyorum; milli maç... Spiker, bir-iki büyük kulüp haberini verip, iyi akşamlar dilemez mi? Al sana Kemal efendi, maçın sonucu... Yeni genel müdür bey; milli maç bu, milli maç... Yani salondaki çocukların göğsünde ay-yıldız vardı. Bilmem zât-ı âlileriniz için bir şey ifade ediyor mu? Bıçakçı da yandı mı? Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Levent Bıçakçı korktuğum gibi çıkmadı... Allah’tan... Çünkü yabancı sayısını 6’da kilitleyip, ülke futboluna ihanet etmedi. Ama kendisini koltuğa taşıyan, başta F.Bahçe olmak üzere bazı destekçilerinin de tepkisi çekti. Neyse... Şimdi Aziz Yıldırım’ın bir başka yeni isim aradığı söyleniyor. Olur mu olur... Medyadaki yağdanlıkları kanalıyla işi oluşturur, bir bakarsınız yarın “İstemezük” diye gürler. Sonuç ne mi olur? İlhan Cavcav, Celal Doğan falan yani, F.Bahçe’yi en kolay kazıklayanlar da hemen yanına geçerler... Ama yeni bir genel kurul olur mu derseniz, ne gereği var? Ali Şen “Höt” demiş, iki başkan kaçırmıştı. Yıldırım da öyle yapar. Asbaşkanlardan birini koltuğa oturtuverirler. Vallahi bu senaryoyu da nasıl yazdın demeyin... Yazılmışı çok vardır, ben sadece kopya çektim... ‘Kim 500 milyar ister’ artık yokmuş! Vallahi de, billahi de bravo! Ülkenin yegane kültür programı olan, “Kim 500 milyar ister “ kaldırılmış... Eeee, zaten ne gereği vardı ki?.. Ülkenin en mükemmel üniversitelerini bitirmiş, koca koca insanlar, gençler bu yarışma yüzünden rezil oluyorlardı. Kenan Işık’la karşı karşıya oturmak için yarışmaya katılan endamlı bayanlar süzüle süzüle yerin dibine giriyorlardı. Zaten, gece kulüplerini, barları, yazlık batakhaneleri gezmek, kimin kiminle beraber olup, kimin kimden ayrıldığını izlemek varken, genel kültürü zenginleştirmenin alemi mi vardı? Bravo! Vatan hainliği illa ki devlet sırlarını satmakla olmaz ki... İşte böyle de olur. Bence bu, daha da fecisi... Nihat Özdemir bey, lütfen susun! F.Bahçe’nin asbaşkanı Nihat Özdemir, federasyonun yabancı sayısını altıda bırakma kararı üzerine demişler ki, “Bazıları bizim Avrupa kupalarında başarılı olmamızı istemiyor...” Yapma be Nihat bey! Çok komik! Kaç defa yazdım; G.Saray, Avrupa kupası kazanırken, sadece dört yabancısı vardı diye. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kaldığında da sayı aynıydı... Porto’da kaç yabancı vardı, hiç araştırdınız mı? Demek ki, F.Bahçe turu geçemezse mazereti hazır! Sonra da, “Biz ne zaman konuştuk ki” diyorsunuz... Beşiktaş, eski yüzleri yenilememeli! Beşiktaş Teknik Direktörü Del Bosque’nin, tanıdığımız, bildiğimiz bazı oyuncuları yeni görevlerde, yeni çehreleriyle bize sunacak diye bir görüşüm vardı. Bu kanaate de, kadro şişkinliğinden varmıştım. Del Bosque de aynısını yaptı. Ama baktı ki, kırk yıllık Kani’den olmuyor Yani, tuttu herkesi yerli yerine çekti. Nasıl mı? Şöyle: Pancu, sol önde başlamıştı, ikinci ön libero olarak Okan’ın yanı geldi... Kaan Dobra sağ önde idi, oyundan çıktı... İbrahim Toraman, ikinci ön libero idi, Ahmet’in yanına tandeme geçti... Ahmet Hassan uç adamdı, daha geriye çekildi. Şimdi, Tayfun, Pancu, Okan ve Juanfran dörtlüsünü bekliyorum... Bu olursa, ne ön, ne de arkası sıkıntı çeker gibi geliyor... Çünkü, ilk haftada dar alana sıkıştırılmış, dörtlü alan savunması sistemini en tempolu, doğruya en yakın uygulanılır olarak Beşiktaş’ta gördüm... Hakan Şükür artık ayıp ediyor! Hakan Şükür, artık işin cılkını çıkardı... Hem 33 yaşına geleceksin, hem futbolculukla ilgin olmayacak, yürümesini, koşmasını, şut atmasını bilmeyeceksin, pres falanla bu ülkedeki salakları kandıracaksın ve tutup bu sezonun ilk lig maçında da üç gol atacaksın... Artık ayıp oluyor Hakan kardeş! Osman Tanburacı ağabeylerinde, Kâzım Kanat ağabeylerinde ve onların müritlerinde, hatta hatta bir zamanlar senin yerine Cenk’i Milli Takım’a aday gösteren bu ülkenin gol krallarından Selçuk Yula ağabeylerinde sokağa çıkacak yüz bırakmadın! Tam Ersun Yanal’ı da topa tutacaklardı, yaptığına bak! Akşam Gazetesi’ndeki laçkalağa bakın! Akşam’ın Genel Yayın Yönetmeni, yanlış hatırlamıyorsam bir bayan meslektaş... Yani ne patronu gibi, ne patronunun temsilcileri gibi bankacı falan değil... Ama geçen cumartesi spor sayfasında bir rezalat vardı ki, hiç sormayın... Aynen şöyle: Kayserispor-Trabzonspor... Saat 19.00... YAYIN YOK! Gençlerbirliği- Sakaryaspor maçı saat 18.00’den itibaren, TRT-1’den naklen yayınlanacak... Ben o gün ikinci bir gazete almasaydım, vallahi bu kepazeliğin patronuna öyle bir sayacaktım ki... Yine de bir kaç yere telefon etmeden yapamadım. Tabii Trabzon-Kayseri maçı naklen yayında idi... Düşünün dostlar; bu gazete Digitürk’ün de kardeşi... Kardeş kardeşe bunu yaparsa, bizim halimiz nice olur, değil mi sayın bayan? Fanatik’te herkes birbiriyle dargın mı? Fanatik, hani şu ülkenin iki spor gazetesinden biri... Diyor ki, “Rizesporlu Gürol, sahanın en iyisi idi...” Haberde fotoğraf da vardı. Ama, maçın yıldız tablosuna bakıyorsun, aynı Gürol 6, onun yerlere serdiği Fabiano da 6 not almış. Şimdi ben, maçı izlemeseydim, bunlardan hangisine inanacaktım? İşin kötüsü, iki haber de aynı sayfadaydı. Fabiano, kaç Mahmut, kaç Petkov eder? Fabiano kaça mâloldu bilemem ama, tahminim o ki, Petkov’la Mahmut Hanefi’nin toplamından fazladır. Şimdi ben de diyorum ki, Petkov da, Mahmut da, ikişer Fabiano ederler... Parada değil ha, savunma anlayışında, takım oyunu felsefesinde... İnanmak mümkün değil Bir dost geçen gün elime bir broşür sıkıştırdı. “Ne bu” dedim, Hem İngilizcesi var, hem Fransızcası var. Denizler ve hava durumuyla ilgili bütün bilgileri cep telefonunda yapacağınız kısa bir operasyonla elde edebiliyorsunuz. Vallahi bu teknoloji en sonunda benim aklımı başımdan alacak. Bir örnek göster dedim, birşeyler yaptı, “Al sana Marmara’daki dalganın yüksekliği, denizdeki rüzgârın türü ve şiddeti” dedi. Vallahi de vardı. Süreyya’nın halleri! Süreyya Ayhan olayının patlak vermesiyle birlikte aklıma, 2 yıl önceki bir olay geldi. Bu Süreyya, Avrupa Şampiyonu olduğundan, F.Bahçe Yüksek Divan Kurulu yönetimi olarak, bir zamanlar kulübün formasını giymiş olduğundan, bir plaket de biz verelim demiştim. Ama Süreyya buna itibar etmediği, plaketi reddettiği gibi, bir de kulübü küçük düşürücü, sevimsiz bir kısa mektup yollamıştı... O günlerde, Süreyya ile ilgili, “Bu sporcumuz, zeki, çevik ama, Atatürk’ün vecizesinin üçüncü kelimesine pek uymuyor” diye yazmıştım. Öyle kızmışlardı ki... Şimdi bu kızgınlar, o günkü kızgınlıklarını yüze katlamış, Süreyya’ya yükleniyorlar... Eeee, çok geç kaldınız gene... F.Bahçe’ye gelen taşları kim attı? F.Bahçe kafilesi Rize’den Trabzon’a geçerken taşlanmış... Şiddetle, nefretle kınıyorum... Ama ben ne yazmıştım; Gökdeniz’in F.Bahçe’ye transferi için, yönetimden kumandalı spor yazarlarının manipülasyonu, Trabzon’da, hatta hatta Kadıköy’de oynanacak maçların atmosferini şimdiden dinamitlemiştir... Bu, ilk habercisidir. Allah beterinden saklasın! Bakalım, Trabzon’a, o yazıları yazanlardan kaçı gidecek? Baliç aramıza dönmeli! Rahmetli Büyük Fikret, yani kimilerine göre ülkenin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu şöyle derdi hep: “Korkan futbolcu sakatlanmaya mahkûmdur.” Baliç de daha top gelmeden, tribünün gölgesinden bile korkuyor. Bu nedenle Hagi, bana göre boşuna uğraşıyor... Yani, Baliç’i bizim halı saha maçlarına beklemenin zamanı gelmiş de geçmiş... Tanjevic’ten bir önemli ders! İsterdim ki, bizim teknik adamlar da, isimlerine, şöhretlerine bakmaksınız, gördükleri yorulanları, formasyonu bozulanları zamanında kenara alıversinler. Bunu yapamadığımız için boşu boşuna çok maç kaybettik. Tanjevic, şimdi bunu yapıyor. İyi de oluyor... Dünya dördüncüsü Yeni Zelanda’yı iki defa üst üste yenmek kolay mı? Yaşşa be Kâzım Kanat! Yahu, vallahi hiç olay olmasa da, bizim meslektaşların fikirlerini, söylediklerini toplasak, her hafta bu sütunu doldururuz. Bakınız Kâzım Kanat üstad (!), Malatya - Beşiktaş maçının yorumunu yaparken şöyle şey etti: “Ahmed Hassan, Sergen rolüne soyunmuş...” Yahu, o takımda Sergen rolü diye bir rol kalmamış, bu biiiir... İkincisi, o role en son soyunacak oyuncu da Ahmed olur... Ama halkın iştahı o kadar yerinde ki, ne versen, luuup indiriyor... Ziya hoca, Yattara’da anlaştık mı? Samet’e de yazmıştım; Şu Yattarı’yı daha çok dakika kullan diye... Ziya hocaya da aynı uyarıda bulunmuştum... Ne oldu? Kötü mü? Trabzon’da top ayağına geldiğinde, hatta gelirken, hangi oyuncu için bu kadar müthiş gürültü kopmuştur? Conceiçao emekli mi olmuş? İnşallah yanılırım ama, G.Saray’ın Brezilyalı oyuncusu Conceiçao, tıpkı bir emekli gibi oynadı. Şayet Saidou sakat değilse, oynatılmadığından yazık olmuş diyebilirim. Şayet Conceiçao böyle oynayacaksa, vay ikinci ön liberonun haline... Ekranlarda pazar savaşı! Baktım, Show hariç, hemen hemen bütün kanallar futbol programlarını pazar akşamına sıkıştırmışlar... Tanıtımlar müthişti. Bir tanesinde tiyatro veya orta oyunu var... Bir diğerinde, hiç bir futbol maçının 70. dakikasından sonrasını seyretmemiş yorumcular... Bir başkasında, başına gelenlerden sonra sütünü dökmüş kediler... Bir başkasında, ülkenin bazı önemli şahsiyetleri (!) ile yakınlığı olanlar... Bilin bakalım, bu kanallar hangileri?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT