BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ayaklarım olmasa da...

Ayaklarım olmasa da...

Samsun’dan “Çakır” rumuzuyla yazan okuyucumuzun hatırasını yayınlamaya, kaldığımız yerden devam ediyoruz.



Samsun’dan “Çakır” rumuzuyla yazan okuyucumuzun hatırasını yayınlamaya, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Okuyucumuz, liseden beri sevdiği mahalle arkadaşına olan ilgisini kimseye açamaz. Çünkü aileleri arasındaki maddi uçurum sebebiyle, kızlarını kendisine vermeyeceklerini iyi bilir. Tek ümidi, üniversiteyi bitirip de inşaat mühendisi olduğunda, hiç olmazsa mesleğinin hatırına “Peki” diyebilecekleridir. Ancak, daha ikinci sınıftayken, kızı ailesi nişanlar. O yaz da düğünleri olacaktır. “Okulların açılmasına bir ay vardı... Aslında memlekette bir ay daha kalabilirdim. Ancak, sevdiğim kızın gelin olmasını görmemek için, bir ay öncesinden çekip gittim İzmir’e... Sanki İzmir’e gitmiyor, memleketimden kaçıyordum... Öylesine yıkılmıştım ki, başarıyla geçtiğim üçüncü sınıfta derslerin yüzüne bile bakmaz oldum. Öyle ya, niçin okuyordum ki? Okulu bitirip de ne olacaktı? Türkülerde dediği gibi, yalnız ona değil cihana küsmüştüm artık... İlk iki yılda takdirle sınıf geçen ben, son iki seneyi, tam dört senede bitirmiştim... Daha doğrusu ben okumayı bırakmıştım da, fakülte beni öylesine mezun etmişti işte... Yıllar sonra, elimde bir diploma vardı ama sanki Yemen savaşından dönen savaş gazileri gibi perişandım... Hiç birşey umurumda değildi... Artık o benim değil ellerin olmuştu... Ben ise gönlüme ondan başkasını asla konduramıyordum... Ne anam, ne babam, ne yakınlarım ikna edebiliyordu beni... Bu halimin dilden dile dolaşıp birgün onun kulağına kadar gideceğini de düşünmedim doğrusu... Hem bu benim namus anlayışıma da ters düşerdi. O artık bir başkasının hanımıydı ve bir anneydi... Ben asla onunla ilgili herhangi bir düşünce gütmüyor, sadece kaderime ağlıyordum.... Beni artık o ilgilendirmiyordu. Ben sadece sevdiğimi alamamıştım o kadar... Yıllar geçse de hayat akıp gidiyordu... Ne gariptir ki, ailenin varlığı gün geçtikçe kötüleşiyordu... İçkici kumarcı oğulları elde avuçta ne varsa hepsini su gibi eritmişti... Bütün dükkanları iflas etmiş, evlerine haciz gelmiş, oturdukları evden çıkıp kiracı durumuna düşmüşlerdi... Nuriye’nin kocası da etkili olmuştu bu çöküşte... Çünkü o da bir miras yediydi... Bir oğul ile damat koca aileyi tarumar etmeye yetmiş de artmıştı... “Ah” diyordum... Yazık oldu kızcağıza... Bu kızın kaderi de buymuş demek ki?.. Ben böyle çile çekiyorum, o öyle... Oysa evlenebilseydik ne kadar mutlu olurduk... Kimbilir?.. Birgün duyduğum acı haberle şok oldum... Bir trafik kazası haberiydi bu... İçkili bir halde yola çıkan Nuriye’nin kocası olay yerinde can vermişti... Kadere bak... Ben gönül verdiğimle evlenemedim diye yıllardır ıstırap içinde erirken, gönül verdiğim kız bir çocuk ile genç yaşta dul kalmıştı... Bu habere sevinsem mi üzülsem miydi?.. Sevinmem, yeniden onunla bir yuva kurma ihtimalinin meydana gelmesiydi... Üzülmem ise, ne olursa olsun, onun yuvası yıkılmıştı. Kolay değildi elbet... Aradan dört ay geçmişti... Benim hiçbir şeyden haberim yokken, halimi bilen annemler bu hanıma benim adıma dünür gitmişler... Ne enteresandır ki, zaten meteliğe kurşun atar hale gelen aile, bu teklifi hiç düşünmeden kabul etmiş... Hiç aklımın ucundan bile geçmezken, başıma talih kuşu konmuştu... Hiç ummaz iken, onunla evlenmek bana nasip olmuştu... Dul bile olsa seviyordum onu... Kızı ise benim öz kızım gibi geliyordu bana... Nasıl mutlu olduğumu kelimelerle anlatamam... Evlendikten sonra bana yeniden bir şevk geldi. Yaşama sevinci buydu demek... O azim ve gayretle üç yıl gibi kısa bir sürede tekrar mal mülk sahibi ettim o aileyi... Yeniden eski haline kavuştular... Sattıkları daireleri olmasa da, aynılarını yeniden aldık... Ben onların has damatları, onlar da benim kendi ailem gibi olmuştu... Lakin Nuriye’nin kaderi miydi ne?.. Bir trafik kazası daha bekliyordu onu... Evet, Nuriye’nin ikinci kocası da trafik kazası geçirmiş, ölmemiş ama tekerlekli sandalyeye bağlı kalmıştı... Şu an bu mektubu, tekerlekli sandalyede yazıyorum... Nuriye’ye kavuşmuş durumdayım ama ayaklarım yok... Tek tesellim, eskiden yaşayan bir ölü gibiydim. Şimdi ise ayaklarım olmasa da yaşıyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT