BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kültür Bakanı ve ViP koltuğundaki tarih

Kültür Bakanı ve ViP koltuğundaki tarih

Nisan 1999’un son haftası çok hareketli geçti.



Nisan 1999’un son haftası çok hareketli geçti. Seçim neticelerinin belli olmaya başlaması, yeni hükümeti hangi partilerin kuracağı yönlendirmeleri, NATO’nun ellinci yıl kuruluş yıldönümü toplantıları, hızlı dış temaslar, ne tarafa bakacağımızı doğrusu şaşırttı. Hükümeti kimin kuracağında baktım da, hep sayısal (kelle) hesapları yapılıyor. Kimlerin nasıl hizmet edecekleri, neler yapabilecekleri hiç gündemde değil. Yine de hayra yormaya çalıştım. Herhalde bütün partilerimiz çok iyi hizmet edecekler ki, onu basınımız var kabul ediyor... Beni ilgilendiren ve sevindiren gelişme ise, Türk-Müslüman kültür varlıklarının söke söke alınması ve Türkiye’ye, yani asıl sahiplerine teslimdir. Son iki yılda, birçok Türk eski eseri, devletin baskısı ile, bunu ülkemizden çalan veya çaldıranların elinden alınmıştır. Sömürgeci devletlerin yüz karaları ortaya çıkmıştır. Çeşitli vesilelerle geldikleri ülkemizden, tarihi kıymeti olan birçok eseri kanunsuz yollarla memleketlerine götürmüşlerdir. Şimdi de bizlere, çok yüksek fiyatlarla devrediyorlar. Kanuni yollardan çıkarılmadı ise buna para ödenmemesi lazım. Ama Batının kitabında bu yazmaz. Ziyanı yok verelim. Şimdi düşünelim. Türkiye’nin böyle kanunsuz ve haksız sahiplenmeye çalıştığı Batı ve Doğunun bir tarihi eseri ülkemizde var mı? Yoktur. Varsa gelip istesinler. Atalarımız gittikleri yere huzur götürmüştür. Hırsızlığa gitmemiştir. Kültür Bakanımız sayın İstemihan Talay’ı, bir kere daha kutlamak isterim. Son olarak dünyanın süperi denilen ABD’den Elmalı Sikkeleri ile Divriği Ulucami kapı nakışının getirilmesi beni çok sevindirdi. Yolculuk dönüşü havaalanı VİP salonunda çekilen bir resimden çok etkilendim. Bir koltukta sayın Bakan Talay oturuyor, diğerinde ise ağzı mühürlü ve tarihi eserlerimizin bulunduğu torba kurulmuş. Ne güzel manzara idi. Ecdadımızın ruhu şad olmuştur. Bazı torunlarının gafleti ve Batının hırsızlaması ile gurbete giden eserleri asıl vatana dönmüştü. Bakan Bey avı ile resim çektiren avcıya benziyordu. Tebrikler. Bu eserlerin sergilenmeleri için birkaç şey yazacağım. Kusura kalmayın. Elmalı Sikkeleri ve Ulu Cami kapısı paneli, ancak ya asıl yerleri olan memleketlerinde, ya da İslam eserleri müzesinde sergilenmeli idi. Anadolu, Türkün bin yıllık vatanıdır. Anadolu’yu çok severim. Ama bu gün Anadolu’daki Türk-İslam izlerini silmek isteyen düşmanlar, bilerek ve kasten ANADOLU MEDENİYETİ terimini kullanıyorlar. Bundan maksatları Türklerden önceki dönemleri ve eserlerini öne çıkarmaktır. Türkün sahipliğini inkara yol aramaktır. Buna fırsat vermeyelim. Çok önemlidir. Türkler tarihi eser çalmazlar. Yalan tarihle uğraşmazlar ama tarih yazmasını iyi bilirler. Biz tarih düşmanı olsaydık, başkentin tam ortasında bir Roma hamamı kalıntısını itina ile muhafaza eder miydik? Yıkar atardık. Ama Batı, Balkanlardaki Türk izlerini silmek için ne kundaklamalar yapmıştır. Batı için tarih ancak kendileridir. Tarihi yanıltmayı pek bilirler. Tarihi çalmayı ustaca becerirler. Ben yalan yazmıyorum. Çanakkale’deki Truva heykel ve hazinelerinin hangi sahtekarlıklarla Avrupa’ya nakledildiği herkesin malumudur. İstanbul’da Kültür Bakanlığımıza bağlı bir Yedikule Müzesi var. Geçenlerde etrafını gezerken bir mermer sütunu, çekici halatı ile çekilmeye ve çalınmaya çalışıldığını hayretle gördüm. Halen o sütun o hali ile duruyor. İnanıyorum ki bu adi bir hırsızlık teşebbüsü değildir. Arkasında kimler vardır? Böyle hırsızlıklar yeni olmuyor. Yedikule’de, ikisi Bizans’tan kalma beş tanesi Türk yapımı yedi tane kule var. Bizans’tan kalanlar bir zafer takı olarak, köşeli ve mermerden yapılmıştır. Buraya Altın Kapı da denir. Bizans kulelerinin duvarlarında Bizans döneminin mitolojik kabartmaları vardır. Bu kabartma mermer levhalar, Batılı hırsızlarca senelerce devam eden hırsızlık operasyonları ile tüketilmiştir. Mesela 1825 senesinde ülkemize gelen İngiliz özel elçisi, güya tarihe pek meraklı bir insan olarak, hep Bizans kalıntılarını gezmiştir. Adı Thomas Roe olan bu kişi, Yedikule’deki Bizans kabartmalarını çalarken yakalanmış; bu kabartmaları söktürdüğü ameleler çevre halkınca dövülmüştür. Çaldıkları ellerinden alınmıştır. Ama bu İngilizler yılmadan devam etmişler. Sene 1895’e ulaştığında artık bu kabartmalardan bir tane bile kalmamıştır. 1918 senesinde İşgal Kuvvetleri güzel İstanbulumuza saldırdıklarında ve ev sahibi gibi gelip oturduklarında, çeşitli bölgelerde koydukları sokağa çıkma yasakları ile binlerce tarihi eseri gemilere taşımışlardır. Çanakkale’yi erkekçe geçemeyenler, çeşitli desiselerle mütareke imzalatarak, ellerini kollarını sallayarak vatanımızı işgal ettiler. Şimdi de utanmadan Çanakkale’ye anma günleri için geliyorlar. Önce çaldıklarını getirip teslim edip milletimden özür dilesinler. Yaz ayları geldi sayılır. İçim hiç rahat değil. Yine tarihi mekanlarda konserler verilecek. Sayın Bakandan bir ricamız, istirhamımız vardır: Birçok ilki başlatmış kişi olarak; bir ilke daha imza atmasıdır. Yani ülkenin neresinde olursa olsun, hangi din ve millet için yapılırsa yapılsın, bir tarihi eser yapılış maksadının dışında kullanılmasın? Mesela bir cami veya kilise ibadetin dışında kullanılmasın. Sebil ise, çakmakçı dükkanı olmasın. Bir medrese bahçesi, nargile yatağı olmasın. Sayın Bakan bu millet sevdiğini tam sever. Gelin bu çilekeş milletin sevgisine kavuşmak zamanıdır. Her şeye rağmen bu güne kadarki çalışmaları takdir ediyorum, ama az buluyorum. Daha ileriye daha iyiye koşalım. İki gün aynı hal üzere bulunanlar ziyan ederler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT