BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçinde bulunduğu hale şükretti!..

İçinde bulunduğu hale şükretti!..

Dükkanın kepenklerini kapatıp birlikte yürüdüler...



ükkanın kepenklerini kapatıp birlikte yürüdüler. İşten konuştular bir müddet. Yakınlarda yapılan bir kooperatifin elektrik işini almak istiyorlardı. Görüşmüşlerdi müteahhitle. Fiyat vermişler, cevap bekliyorlardı. Kadir neşeyle konuştu: - Bir olursa o iş usta, iyice feraha çıkarız artık. - Çıkarız ya Kadir. Büyük iş. Dört koca blok. Beşer katlı. Hayırlısı artık. Biraz daha yürüdüler konuşmadan. Hakkı usta kısık bir sesle sordu: - Eee, sen artık bir şeyler düşünmüyor musun? - Ne gibi usta? - Canım başını bağlamak gerekli artık seninde. Askerlik bitti. İşin de var, Allah izin verirse ben olduğum sürece yanımdasın. Bu söze utandı Kadir. Mahcup bir tavırla yere çevirdi gözlerini: - Bakalım usta, öyle pat diye olmuyor bu işler. Hakkı bey gevrek bir kahkaha attı: - Hah, hah, hah... Haklısın, sen iste yeter ki. Çöpçatanlığını yapacak çok insan var. Başta bizim hanım. Öve öve bitiremiyor seni tanıdıklarına. Geçen gün birileri gelmiş oturmaya. Güzel bir kızları varmış. Akşam tutturmuş bu kızı Kadir’e yapalım diye. Genç adam gülümsemekle yetindi. - Hayırlısı usta. Çarşının kalabalık ortamına girince konudan uzaklaştılar. Etraftaki esnafın çoğu tanıdıktı. Hepsiyle selamlaştılar. Balık pazarının olduğu yere geldiklerinde Kadir’in de canı çekti mis gibi kızarmış balığı. O da aldı ustasıyla birlikte yarım kilo. Fırından akşam üzeri çıkmış sıcak ekmek de aldılar. Hakkı bey gürültülü bir şekilde bağırdı: - Halime hanım bahçesinden marul, roka da toplar bunun yanına, ohhh, afiyet olsun oğul. - Sana da usta. Fatma teyzeye hürmetler. Yolun sapağında ayrıldılar. Kadir hızlı adımlarla yürüdü. Ayaz çıkmıştı birden. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Yağmur yağacak gibiydi. Ceketinin yakasını kaldırdı. Karnı bayağı acıkmıştı. Neyse ki az kalmıştı eve varmasına... Halime hanım telaşla yöneldi kapıya. Sofrayı hazırlamış, yemekleri ısıtmıştı. Bahçe kapısının kapandığını mutfaktan duymuş, her zaman olduğu gibi yüreği sevgiyle doluvermişti bir anda. Oğlunun kapıyı çalmasını beklemeden açtı: - Aslanım benim, hoş geldin yavrum. - Anacığım, nasılsın. Bak balık aldım. Canım istedi. Hakkı usta alıyordu, ben de aldım. Sana zahmet olacak ama.. Halime hanım sevinçle bağırdı: - O ne demek oğlum, sen elini yüzünü yıkayıp üstünü değişene kadar ben kızartırım onları. Bahçeden marul da toplamıştım. Güldü Kadir: - Hakkı usta da öyle söyledi zaten. Yaşlı kadın becerikli tavırlarla hemen hazır etti balıkları. Keyifle yediler. Yemekten sonra Kadir: - Allah bereket versin, ellerine sağlık ana.. diyerek kalktı sofradan. Günün en çok hoşuna giden saatleriydi bu saatler. Bütün bir günün yorgunluğunu bu anlarda atıyor, karnını doyurup birazdan anacığının yapacağı çayını keyifle yudumlarken televizyon seyrediyordu. Hele bir de maç varsa keyfine diyecek olmuyordu. Çocukluğundan beri futbolu çok severdi. Sedire geçti. Halime hanım belini tutarak kaldırdı sofrayı. Kadir’in gözünden kaçmadı bu hal. - Ne o ana, gene belin mi? - Önemli değil oğul, şöyle hafiften bir sızı. Üzüntüyle buruşturdu yüzünü genç adam. Kırgın bir sesle söylendi: - Be anacığım, inat ediyorsun, bir doktora gidelim diyorum. Bak, hiç bahane dinlemem bilesin. Hafta sonunda götüreceğim doktora. Şöyle adam gibi bakılacaksın. Halime hanım gülümsedi: - Git işine Kadir. Ne işim var benim doktorda. Geçer gider. Hem kömür alacağız. - Bir iki kilo eksik alırız ana. Hem Hakkı usta yardım edecek galiba. Hiç bahane bulma. Bu sefer benim dediğim olacak. Halime hanım gizliden gizliye oğlunun ilgisinden memnun söylendi: - Deli çocuk. Dediğin gibi olsun bakalım. Boş yere harcayacak paran var anlaşılan. Genç adam ayağa kalkıp basma perdeleri araladı. Dışarıda yağmur vardı. - Akşamdan belliydi yağacağı. Yaşlı kadın sızlandı: - İşte bu yüzden ağrıyor belim. Romatizma. Doktor ne yapacak ki! Genç adam alaylı bir gülümsemeyle kafasını kaldırdı: - Yooo, bahane bulma hanımefendi. Doktora gidilecek. Bu kadar. Soba yemekten önce attıkları iki kürek kömürün sıcaklığıyla için için yanıyordu. Halime hanım mırıldandı: - Çok şükür halimize. Allah fakir fukaraya yardım etsin. Kadir pijamalarını giyip girmişti yatağına. Yattığı yerden annesiyle sohbet etmeye bayılırdı. Gülümsedi: - Dedemler iyi ki yapmışlar bu evi anne. Kirada olsaydık şimdi ne zor olurdu! Başını sallamakla yetindi Halime hanım. Kadir iki elini ensesinde birleştirdi, gözlerini tavana dikti. - Babamla kirada mı oturuyordunuz anne? İrkildi halime hanım. Dudakları bir çizgi halini aldı, bir müddet konuşmadı. Sonra usulca cevap verdi: - Kiradaydık oğlum. - Keşke mezarı burada olsaydı. Ne vardı cenazesini ta Tokat’a yollayacak... Hiç olmazsa kabrini ziyaret ederdim. Cevap vermedi Halime hanım. Aceleyle girdi yatağına. Neden sonra onun fısıldadığını duydu Kadir: - Öyle gerekti, yolladık. Bu sözlerden sonra çöken sessizlik sonrasında devam etti. Kadir çok geçmeden uyudu. Ne kadar yorgun olduğu nefes alışından belli oluyordu. Halime hanım ise uzun süre uyanık kaldı. Gözleri tavana dikili öylece kıpırdamadan yatıyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT