BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sert silahşor Richard

Sert silahşor Richard

Rişar pes etmek üzeredir, nitekim eşine dostuna “bana aslan yürekli diyenler, herhalde Selahaddin’i tanımıyorlar” demeye başlar...



Aslan Yürekli Rişar Kudüs’ü ilk elde alamayacağını anlayınca diğer şehirleri sıkıştırmaya bakar, öyle ya önce civar beldelerden başlamalı, öldürücü darbeyi sona saklamalıdırlar!.. Henüz yola çıkmıştır ki Remle’nin elinden çıktığını duyar. Selahaddin daha dün Kudüs’tedir bu adam kuş olsa Remle’ye varamaz, hem böylesi müstahkem bir kaleye, bir lahzada nasıl el koyar? Rişar ani bir kararla Selahaddin’i sıkıştırmaya kalkar, ancak bunun bir tuzak olduğunu on binlerce adamını kaybettikten sonra anlar. Zira Selahaddin Haçlıların gelecekleri istikameti iyi hesaplar kapanını ustalıkla kurar. Rişar daha bu yenilginin yaralarını saramadan, ulaklar koşar Yafa’da yuvalanan Haçlıların külliyen Selahaddin’in eline geçtiğini duyururlar. Sultan Selahaddin “bazı adamlarının ısrarına rağmen” Yafa’da (bugünkü Tel Aviv) katliam yapmaz. Evet, Suriye’yi ehl-i salipten temizlemekte kararlıdır ama mümkünse can yakmadan... Beklenen anlaşma Richard pes etmek üzeredir, nitekim eşine dostuna “bana aslan yürekli diyenler, herhalde Selahaddin’i tanımıyorlar” demeye başlar. Hele cepheden kaçan Fransız Kralı Philip’in ülkesinin sınırlarını taciz ettiğini duyunca ayağı ile gelip masaya oturur ve enteresan bir teklif yapar. Kız kardeşini Eyyubi hanedanından birine vermeyi ve kalıcı bir barış tesis etmeyi arzular ki aldığı bütün kaleleri çeyiz olarak bırakmaya razıdır. Selahaddin bu fırsatı kaçırmaz, kardeşi Emir Adil’e “hazırlan” der, “biliyorsun ehli kitaptan kız almak caizdir, hem bu izdivaç bütün ümmet-i Muhammed’e yarar.” Ancak Rişar’ın kız kardeşi eli maşalı çıkar “eğer içine düştüğün bataklıktan bir kadın verip kurtulmak istiyorsan niye kendi karını sunmuyorsun serçe yürekli kahraman” der ortalığı yıkar. Öyle de böyle de barış ilaç gibi gelir, zira her iki taraf da bitaptırlar. İnsanlar etsizlikten, hayvanlar otsuzluktan kuruyup kalırlar. Üç yıllığına mütareke yapar, dönüp işlerine bakarlar. Buna göre Hıristiyanlar istedikleri zaman (silahsız olarak) Kudüs’ü ziyaret edebileceklerdir ki Müslümanlar buna zaten eskiden de mani olmazlar. Selahaddin ilk ziyaret imkanını Aslan Yürekli Rişar’a bağışlar. Hatta onu ve komutanlarını mükellef sofralarda ağırlar. Rivayet olunur ki: Ziyafet esnasında sürati ile tanınan bir şövalye öne çıkar. Kılıcını öyle bir sallar ki sofradaki mumlar söne yazar. Sanki Kral Arthur Exalibur’uyla şov yapar. Selahaddin Eyyubi kardeşi Melik Adil’e bir göz kırpar. Melik Adil güçlü kuvvetli ama bir o kadar mahçup ve edepli bir gençtir. Çekine çekine “yapmasam olmaz mı” gibilerinden ağabeyine bakar. “Nazlanma” gibilerinden bir işaret gelince kılıcını savurur ama mumların alevleri bile oynamaz. Kılıç farkıyla Haçlılar gülüşürlerken Selahaddin mumlardan birini tutup kaldırır, alayı ikiye bölünmüş ama yerlerinden bile oynamamıştırlar. Şaşkınlık uğultuya dönerken Selahaddin bitmedi gibilerinden bir el hareketi yapar, yanındaki erin kulağına bir şeyler fısıldar. Askerler koca bir örsü getirip ortaya koyarlar, Melik Adil bir vuruşta örsü ikiye yarar, daha da enteresanı Sultan Selahaddin, Aslan Yürekli Rişar’dan mendilini ister, alıp kılıcın üzerine atar. İpek mendil sonbahar yaprağı gibi süzüle süzüle gelip kılıcın keskin yüzüne değer ve ikiye bölünüp ayrı yönlere uçar. Aslan Yürekli Rişar, Melik Adil’e gıpta ile bakar ve herkesin duyabileceği bir sesle “salak kız” diye söylenmekten kendini alamaz. Ah, kız kardeşi abi sözü dinlememekle nasıl bir fırsatı kaçırdığının farkında olsa... Olayı ozanlar abartmış olabilir mi? Orasını bilemeyiz ama o gün Rişar’ın Melik Adil’e “Şövalyelik Payesi” sunduğunu bütün tarih kitapları yazar. Aslan kocayınca Richard gereksiz yere yoldaşlarıyla takıştığı için hasım sahibi olur. Sadece Fransızlarla değil, Almanlarla da köprüleri atar. Dönüş yolunda gemisi fırtınaya tutulunca ister istemez Adriyatik sahillerine çıkar. Avusturyalılar onu yakalar, yaka paça içeri tıkarlar. Bunların elinden 150 bin mark gibi ağır bir fidye (düşünün koca Kıbrıs’ı Tapınak Şövalyelerine 25 bin marka satmıştır) vererek kurtulabilir. Ancak atı alan Üsküdar’ı geçmiş, kardeşi Yurtsuz John tacına tahtına el koymuştur. Aslan Yürekli Rişar, Norman soyluları ve Robin Hood’un desteği ile makamına tekrar otursa da Avrupa’da “bileği güçlülerle, mangal yürekliler” değil “ranta ve nemaya oynayanlar” kazanırlar. İşini bilenler onun ayağını kolayca kaydırır, sadece bir ay sonra tekrar kapının önüne koyarlar. Aslan Yürekli Rişar ahir ömründe sıradan cengaverlerin bile tenezzül etmediği küçük ve manasız kavgalar yapar. Hayali define hikayelerine inanıp Limousine’de onun bunun şatosunu basınca elin oğlu gözünün yaşına bakmaz. “Bir zamanlar kraldı” demez, çizip kenara atarlar. Tarihçiler onu “çok iyi asker ama berbat yönetici” cümlesiyle tanıtırlar...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT