BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Darwinci diktatör General Franko

Darwinci diktatör General Franko

Franco Darwin’den çok etkilenir, karşı cenahtakileri “tekamülünü tamamlayamamış hayvanlar” olarak kabul ettiği için mezbahaya yollamakta beis görmez!..



İspanya’da General Franco’nun başlattığı ayaklanma ile saflar net olarak ayrılır, sendikalar hükümete destek verirken, subaylar ve papazlar isyancılara katılırlar. Madrid’de işçiler askerlerden önce davranır ve ayaklanmayı bastırırlar. Kışlayı ele geçirmekle kalmaz, Guadalajara garnizonuna da hakim olurlar. General Barrera’yı kurşuna dizer, cephaneleri boşaltıp Valensiya, Malaga ve Siguenza’ya doğru yola çıkarlar. Barselona’da ise Katalan devriyeler sokağa iner, kışladan çıkan askerlere mermi yağdırırlar. Çatışmaların en civcivli anında Albay Escobar 4 bin muhafızı ile saf değiştirince, Falanjist General Goded canını kurtarmaya bakar. Basklar ayrı bir âlemdir, ne hükümete sokulur, ne de orduya yanaşırlar. Millet birbirini gırtlaklar onlar ayrı tellerden çalarlar. Ülke arena İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve Sovyet hükümetleri İspanya’da olup bitenlere müdahale etmeme kararı alsalar da Almanya ve İtalya Falanjları kollar. Naziler militanları eğitir, buna karşılık madenler üzerinde imtiyaz kazanırlar. Mussolini deseniz ona keza... İtalya’dan gönderilen uçaklar sayesinde Franco, hükümet güçlerini baskı altında tutar. Solculara ise dünyanın çeşitli ülkelerinden -dikkate şayandır Rusya’dan ziyade Amerika ve Kanada’dan- gönüllü yağar. 25 bini aşkın sosyalist, İspanyol devrimini savunmak üzere Avrupa’ya gelir. Fransız Komünist Partisi’nin organizatörlüğünde Pireneleri aşıp ülkeye sızarlar. Bunlar yalap şap eğitilir ve Sovyet silahları ile donatılırlar. Ancak teoride “her türden düzene karşı” olan anarşistler emir komuta zincirine uymaz, kışlada da hır çıkarırlar. Franco, deniz kuvvetlerine çok güvenir ama tayfalar kanlı isyanlarla gemileri ele geçirir, sol cepheyi destekleme kararı alırlar. Halbuki General bu gemilerle İspanyol Afrikası’ndan taraftar getirmeyi hesaplamaktadır. Planı yatmakla kalmaz, adamlar karşısına dikilir ve her türlü çıkarmaya mani olurlar. Kaosu düşünün iki komşu beldeden biri o cenaha, biri bu cenaha oynar, kardeş kardeşi vurur, baba oğlundan kaçar. Yol emniyeti biter, haberleşme dumura uğrar. Neticede Komünistler Amerikalıların desteği ile (yanlış duymadınız) birçok şehre hakim olurlar. İç savaş esnasında Madrid’de günde ortalama 250, Barcelona’da 150 kişi öldürülür, cesetler ortada yatar. Savaşçılar sadistleşir; kafa kesme, ipte sallandırma, kurşuna dizme gibi klasik idam usullerini aşar, infazda bile eğlence ararlar. Katolik kilisesi felaket güç kazanır, engizisyon silbaştan hortlar. İşkence üzerinde ihtisasları ile tanınan Fransisken keşişleri ellerine düşen günahkârlara (!) hiç acımaz. Kafalarını çelik çemberlerle sıkıştırır, ensesine paslı çivi sokarlar. Çiviyi kanırttılar mı zavallı oltadaki kefal gibi kıvranmaya başlar. “Garreta” adı verilen bu teknik iç ürperticidir ama muhalifleri susturamaz. Zaten İspanya “ölümün seyirlik olduğu” tek ülkedir. Öyle ya bir insan o güzelim boğaların sırtına niye ok saplar, niye arenaya salar? Bir matadorun boynuzlanmasından ya da hayvanın kılıçlanmasından nasıl bir zevk duyarlar? Lâkin Gırnata başkadır, bir zamanlar Endülüs âlimlerini bağrına basan antik şehir anlaşılamayacak kadar sakindir, insanlar derin düşüncelere dalar, içli içli şiirler yazarlar. Zaten orada gün daha mı uzundur ne? Yelkovan nazlı nazlı dolanır, akrep yerinden zor kıpırdar. Güneş renkli doğar, renkli batar, insanlar rengarenk giyinir ve renkli hayaller kurarlar... Taşıma suyla... Mevzuyu dağıtmayalım, solcular hızlı başlasalar da taşıma suyla değirmen dönmez. İthal savaşçılar tez yorulur, ufak ufak sıvışırlar. Halbuki Falanjlar inatla ve sabırla dövüşür ev ev, sokak sokak ilerler, komünistleri kazırlar. Nihayet Ekim 1938’de Madrit’i ele geçirir, iktidara “resmen” el koyarlar. İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain, Franco hükümetini tanır, çok geçmeden diğerleri de peşine takılırlar. Mart 1940’ta savaşın sona erdiğini ilân eden “El Cuadillo” Bolşevizm ve Siyonizmi kesinkes yasaklar. “Dünyayı Hristiyanlaştırma yolunda yürüdüklerini” ve “yeni bir Haçlı Seferi” başlattığını açıklar. Franco masonlar aleyhine verip veriştirirse de adamları onu uyandırır, ABD Başkanı Harry Truman’ın 33 dereceli bir Mason olduğunu hatırlatırlar. Kahramanımız (!) baltayı taşa vurduğunu hissedince panik yapar, CIA bir suikast düzenleyecek diye ödü kopar. Zaten ulu önderin şüpheci bir yapısı vardır, ömrünün sonuna kadar hayali hasımlarıyla boğuşup kendini hırpalar. Dublörler, korumalar, birbirine benzer makam arabaları, arka kapıdan çıkmalar filan... Diktatörlük zor zenaattır vesselam, adam kafasını yastığa koyup da uyuyamaz. Hayır siz! Eğer alt alta toplarsak İspanya İç Savaş’ında cem’an 800 bin kişi, idamlarla ise 200 bin kişi mevta olur, yaralananlar sakatlananlar hesaplanamaz. Franco dikiş tutturamadığı beldeleri Almanlara havale eder, onlar da yeni geliştirdikleri silahları dener, çoluk çocuk üstünde tatbikat yaparlar. İşte bunlardan biri Guernica kasabasıdır. Hitler haritayı açıp üzerine kırmızı kalemle çarpı çekince Naziler gereğini yapar, taş üstünde taş komazlar. O sıralarda Paris’te yaşayan Pablo Picasso hadiseyi öyle bir resmeder ki tuvalden adeta kan sızar! Adı geçen tablo büyük yankı uyandırır, sanat çevrelerinde uzun süre Guernica’yı konuşurlar. Almanlar bunu bir kenara yazar ve Paris’e girdikleri gün Pablo’yu merkeze alırlar. Gestaponun biri tabloyu burnuna sokup sorar: “Bunu siz mi yaptınız?” Picasso cevap verir: “Hayır, siz!..”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT