BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Barışa hasret topraklar

Barışa hasret topraklar

Halen Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’nde 2 milyon 563 bin Filistinli yaşıyor. Daima horlanan, birçok haktan mahrum tutulan, yoksullukla pençeleşen bu insanların sorunlarını çözmeden barışa ulaşılamaz.



“Daha önce Filistinliler diye bir şey yoktu. Mevcut değillerdi.” Eski İsrail Başbakanı Golda Meir, 1969’da Filistin sorununu bu sözlerle özetlemeye kalkışmıştı. Meir, 15 Mayıs 1948’de İsrail devleti kurulana dek, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan Filistinli Arap halkı görmezden geliyordu. Oysa o Araplar, başlangıçta Siyonist çetelerin eylemleri, ardından da Arap-İsrail savaşları yüzünden göç etmek zorunda bırakılmışlardı. Filistin toprakları sürekli Yahudi göçüne açık tutulurken, Araplar ya bölge ülkelerine sığınmak, ya da kendi topraklarında mülteci olmak durumuna düşürülmüşlerdi. Filistin Özerk Yönetimi otoritesinin belli başlı merkezlerde kurulmasının ardından, bölgede hayat ‘biraz daha normale’ dönerken, mülteciler bir anlamda unutuluverdi. Bugün barış sürecindeki nihaî görüşmelerin en çetrefilli konularından birisini vatanları dışında yaşamak zorunda kalan 3.5 milyona yakın Filistinli mülteci oluşturuyor. Sayıları gibi, sorunları da hiç hafife alınacak gibi değil. Vatandaşlık hakları yok Arap Demokratik Parti parlamento üyesi Talab El Sana ile Filistin halkının sorunlarnıı görüştük. Sana, şunları dile getirdi: “1967’deki işgal ve Arap-İsrail Savaşı öncesinde, Batı Şeria’da yaklaşık 900 bin, Gazze Şeridi’nde de 400 bin Filistinli yaşıyordu. Savaşın ardından Batı Şeria’daki Filistinli nüfusu çok kısa sürede 600 bine, Gazze’de de 350 bine düştü. Filistinliler’in önemli bir kısmı da Arap ülkelerine dağıldı. Bu mültecilerin ancak yüzde 30’u BM kamplarında barınıyor. İsrail işgaline dek idarî olarak Ürdün’e bağlı olan Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayanlar, 1988’de Kral Hüseyin’in bu bölgeyle idarî ve yasal anlamda bağları koparma kararından sonra, göç edenlere hakları verilmiyor. Ama en kötüsü Lübnan. Burada etnik sorunlar ve ırkçılığın yanı sıra, kampların genişletilmesi ve rehabilitasyonuna izin verilmediği belirtiliyor. Benzeri uygulamalar Mısır ve Suriye gibi Arap ülkelerinde de yürürlükte. Bu ülkelerde mülteci olarak yaşayanların yarıdan fazlasının vatandaşlık hakkı yok. 1966 itibariyle, Filistin Özerk Yönetimi’nin verilerine göre, Batı Şeria’da 1 milyon 600 bin, Gazze Şeridi’nde de 963 bin Filistinli yaşıyor. Batı Şeria’da 200 bine yakın, Gazze Şeridi’nde de 420 bin Filistinli, mülteci kamplarında barınıyor. Tabiî, sorun sadece rakamlarda değil. İşgalin ardından Filistinliler’in hayatlarında dramatik değişiklikler oldu. İsrail’in 1967’deki nüfus sayımı bir başlangıç oldu ve savaştan kaçan, yurtdışında okuyan ya da çalışanların ellerinden alınan vatandaşlık hakları bir daha geri verilmedi. İsrail, hâlâ 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olarak Filistinliler’in seyahat özgürlüğünü sınırlamaya devam ediyor. Rusya’dan gelenlere özel haklar tanınırken, 50 yıldır burada yaşayan Araplar’a hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldı. 3 bin hektar arazi gaspedilerek Yahudi yerleşimcilere açıldı. Hükûmet, devlet dairelerine Filistinli kabul etmiyor. Eğer gerçek barış isteniyorsa, Knesset’in en az üçte ikisi barışı desteklemeli. Bütün Golan’ı vermeden Suriye ile barış anlaşması imzalamak mümkün değil. Filistin özerk bölgesinde, nüfusun yüzde 40’ı işsiz. İşte, barışı asıl tehdit eden bu...” Çadırdan gettolara Barış sürecinin bugün gelip dayandığı noktada, işgal altındaki Batı Şeria topraklarında artık 1970 ve 80’lerin çadırdan kampları görülmüyor. Ama, bunların yerlerini dolduran da, “mülteci gecekonduları”ndan başka bir şey değil. Kapısında İsrail askerlerinin nöbet beklediği bu gecekondular, etraftaki yüksek tel örgülerinden ve girişte göndere çekilmiş BM bayrağından fark ediliyor. Dheyja ve Celazun, minyatür birer kent görünümünde olsalar da, aslında birer mülteci kampı. Bu kamplar, zamanla dip dibe iki katlı evlerin yükseldiği iskân alanları haline gelmiş. Dışarıda çalışıp eve biraz daha fazla para getirebilen Filistinliler’in evleri daha temiz görünümleriyle hemen fark ediliyor. Ancak çoğu bakımsız, orasından burasından demir çubukların baş verdiği derme çatma yapılar. Elektrik var ama, su biraz zor bulunuyor. Kurak Batı Şeria topraklarında su kaynakları İsrail’in denetiminde. Çok geriye gitmeye gerek yok; 1948’den sonra kurulan Dheyja, bu yazı bir damla suya hasret geçirmiş. Filistinliler’in ekonomik durumu da hiç iç açıcı değil. Filistin Özerk Yönetimi, hakkındaki “yolsuzluk” iddiaları bir yana, gücü yettiğince ekonomiyi canlandırmaya çalışıyor. İlk beş yıllık plan devreye girmiş ve bazı fabrikaların açılması söz konusu; ancak nüfusun geniş ölçüde tarıma dayalı olduğu bu toplumda, İsrail’in “kuşatması” altında başarılı olmak hiç de kolay değil. Yaklaşık 70 bin Filistinlinin işsiz olduğu sanılıyor. Bugün en fazla 20 bin Filistinli işçi ise İsrail sınırları içinde kalan işyerlerine gitmeye “çabalıyor”. Sabahın köründe kalkıp kontrol noktasına ulaşabilir, sınırdan geçebilirlerse ne âlâ... İş güvenliğini ise ara ki bulasın!.. İşgal altındaki topraklarda yaşayan ve yatırım yapabilecek parası olan Filistinliler de zor durumda. İsrail’in Filistinliler’in yatırım yapmasına getirdiği sınırlamalar, hammadde almada önlerine diktiği engeller ve yüksek vergi oranları hayatı çekilmez hale dönüştürüyor. İşgalin anlamı Filistin toplumu hayli politize. İntifada fiilen sona ermiş, ama küçücük çocuklardan tutun, “aklı bir karış havada” delikanlılara ve evinde oturup yemek pişiren, çocuk bakan kadınlara kadar, herkes işgalin anlamını derinden biliyor. Hemen her ailede, babanın tutuklanması, gerek anneleri gerek çocukları hayat kavgasına çok erken yaşta itmiş. Oğlu İntifada şehidi olan bir ana “önce özgürlük, sonra da barış” diyor. Ama bütün Filistinlilerin en çok istediği iş ve ekmek... Çünkü yaklaşık 700 bin Filistinli bugün yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Arap ülkelerindeki mülteci kamplarında yaşayan Filistinliler için ufukta bir çözüm ümidi belirmedi. Bu kamplardaki mültecilerin Arafat’ın “üvey evladı” olduğu söyleniyor. Arafat liderliğindeki Filistin Yönetimi’nin, Batı Şeria’daki mültecilere de pek ilgi göstermediği şikâyetleri yükselmekte. En önemli eleştiri ise, yardımların artık kamplara akmadığı, kamp yönetimlerinde diz boyu yolsuzluklar olduğu. -BİTTİ-
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT