BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beşiktaş'ın dramı!..

Beşiktaş'ın dramı!..

Beşiktaşlı yöneticiler ve hele hele “yorumcular”, taraftarı “Kupanın alınacağına öyle inandırmışlardı” ki...



Türkiye Kupası Finali’nde Galatasaray’a 2-0 yenilerek “lige dönen” Beşiktaş’ın taraftarlarını üzdüğü ortada!.. Beşiktaşlı yöneticiler ve hele hele “yorumcular”, taraftarı “Kupanın alınacağına öyle inandırmışlardı” ki, maç sonrasındaki hayâl kırıklığını anlatacak söz, az bulunacak cinstendi!. “Yüzde yüz kupa alınacak” diye yazanlardan, “maç sonrası şöleninin hazırlanışına nezaret edenlere kadar” herşey “taraftara nasıl bir mesaj verildiğini gösteriyordu!.” Ne var ki, “evdeki hesap, çarşıya uymadı!.” Sahada, maçın ilk 15-20 dakikası hariç, Beşiktaş yoktu!. Aslında ligin ilk yarısının son maçlarına kadar Toshack’ın ve geldikten sonra 3-5 maç Feldkamp’ın “ite kaka bir yerlere getirmeye ve o yerlerde tutmaya çalıştığı” Beşiktaş, “futbol olarak” bu sezon ortada hiç görünmedi!. Yerden yere vurulan Fenerbahçe bile, ligde Beşiktaş’ın gerisinde olmasına rağmen “hiç olmazsa yıldız futbolcuları ve hücum gücü itibariyle” seyircisini “tatmin edecek” maçlar çıkarır, “galibiyet ve bol gollü maç serileri yakalarken”, Beşiktaş taraftarı şöyle ard arda “Oh be... Biz de güzel oynuyoruz ve gol atıp, rahat galibiyetler alıyoruz” diyebilecek 3-4 maçı bir arada göremedi!. Amma... Beşiktaşlı yorumculara bakarsak, “En güçlü kadro, en büyük yıldızlar, en yetenekli gençler Beşiktaş’ta idi” ve “şampiyonlukların, kupaların en büyük adayı da Beşiktaş’tı!.” Ve bir “amma” daha!.. Halbuki “kazın ayağının öyle olmadığını” Toshack “çok iyi anlamıştı!.” Tıpkı, bugünlerde “Real Madrid’i ligin orta sıralarına düşüren” ama “adı çok büyük olan” futbolcular için söylediklerine benzer eleştirileri “Beşiktaşlı yorumcuların göklere çıkardıkları” sözüm ona “yıldız futbolcular” için söylemeye başlamıştı! “Sahaya adı çıkan ama futbolu ortalıkta görünmeyen” bu yıldızları “Gidebileceği yere kadar giden”, ligde “çok güçlü kadrolara sahip Fenerbahçe ve Galatasaray’la didişen”, Kupa’da finale kadar yürümeye başlayan Toshack’a “Beşiktaşlı medya yıldızlarının açtığı savaşa, yönetimden de katılımlar olunca” kurt hoca “Allahaısmarladık” demekte “gecikmeli de olsa” haklı oluverdi! Yerine gelen Feldkamp “moralin çok şey olduğunu bilen” bir hoca olarak “Toshack’ın fırçaladığı futbolcuları kucaklayıverdi!.” Oooo!. Beşiktaşlı yorumcularda “bayram vardı!.” Hele hele “Toshack’ın eleştirip, zaman zaman kulübede oturttuğu futbolcuların takıma doğrudan konmaları ve Galli Hoca’nın adamları olan Ohen ile Del Solar’ın defterden silinmesi”, bayramı “şölen haline getiriverdi!.” Ne var ki, “lâfla peynir gemisi yürütmenin zorluğu” hemen ortaya çıktı!. Ve Feldkamp da “futbolcular için hem de ağır şeyler söylemeye” başladı!. Nasıl söylemesin ki? Oktay’ın da hali meydandaydı, Ertuğrul’un da, Ayhan’ın da... Hatta ve hatta “görev adamları” diye çok övülen Tayfur’ların da, Mutlu’ların da... Hatta... Hatta... “gençlerin de!.” “Düşmüş” Karabükspor’un bile “futbol olarak, gol fırsatı olarak dağıttığı” bir takım için, “Galatasaray’ı yenecek ve Kupa yüzde yüz Beşiktaş’ın olacak” diye yazabilen yorumcuların yaptığı ortada idi: Önce kendilerini, sonra Beşiktaşlı futbolcuları, sonra da Beşiktaşlı taraftarları kandırmak!.. İşte, “Beşiktaş’ın dramı” buradaydı!. “Gerçekler” Beşiktaşlı taraftardan gizleniyor, “haketmeyenlere, hak etmedikleri ödüller veriliyor” ve sonra “ite kaka giden bazı maçların ve alınan galibiyetlerin ardından” saçlar öne düşüyor, kel görünüyordu: “Kadro yetersizdi, adı büyük olan bazı yıldızların futbolu eskimiş, güçleri bitmişti!. Takımda el ve gönül birliği yoktu!.” Kupa finali oynamak ve lig ikinciliğini kazanmak bile “bu tablo içinde” büyük başarıydı!. Peki, Beşiktaş, Galatasaray’ı yenerek Kupa’yı alabilir miydi? Elbette!.. Futbolda “hele 90 dakikalık maçlara bağlanan kupalarda” herşey mümkündü!. “Az ihtimal de olsa, zor da olsa” Beşiktaş pekalâ Galatasaray’ı yenebilir ve Kupa’yı alabilirdi!. Ama “bu dahi”, gerçeği değiştirmezdi!. Beşiktaş kadrosu “geldiği yerlerin sorumluluğunu kaldıracak güçte değildi” ve transfer ayında “büyük ölçüde yenilenmesi gerekiyordu!.” “En az 6-7 yerine” çok iyi ama çok iyi “adamlar” alınması şarttı!. Aksi halde, Avrupa Kupaları’nda başarı hayâl olacaktı!. Beşiktaşlı yorumcular ne yazarlarsa yazsınlar, “gerçek olan, gazete sayfalarındaki övgüler değil, yeşil çimlerdeki futbola imza atacak olan kramponlardı!.” Bizlere “Neden Galatasaray’ı eleştirip duruyorsunuz, takım şampiyon olmuyor mu?” diye kızanlara, bizim yerimize “en iyi cevabı” Fenerbahçe ve Beşiktaş veriyorlardı!. Hakedildiğinde övgü, hakedildiğinde yergi olmazsa, “alkışlarla, uyarılar dengelenmezse”, sonuçta yöneticiler de, teknik adamlar da, futbolcular da “En büyük benim, benden büyük yok” rehavetine kapılmaya elbette “hak kazanıverirlerdi!.” Bu huy, “insanın tabiatında vardı!.” Toshack’a “Ertuğrul büyük golcü” diye hakaret yağdıranlar, şimdi “iki adımdan içeriye dürtemediği toplara bakıp” ağıt yakıyorlar! Hesabını yapın bakalım: “Gitsin diye ayağa kalktığınız Ohen, o topu ağlara oradan gönderir miydi, göndermez miydi?” Beğenmediğiniz Selami, Kupa’nın ilk ayağında, Hakan’ın mutlak golünü kale çizgisinden çıkararak, Beşiktaş’ın kupanın kulpunu bırakmamasını sağlamıştı!. “O top Ertuğrul yerine Ohen’in ayağına gelse”, belki de şimdi Beşiktaş “Kupa bayramı yapacaktı!.” Ama “bütün bunlar bizim bakış açımızla” Beşiktaş’taki gerçekleri değiştirmeyecekti, ne var ki hiç olmazsa “skor yazarları için” çok şey ifade edecek, “Kupayı yüzde yüz Beşiktaş alacak” diyenleri haklı çıkaracaktı! Ne diyelim; “Ohen’e kazdıkları kuyuya kendileri düştüler!.” Marketimize hoş geldiniz!.. Sayın Uluç, Uluçmarket köşenizde daha tarafsız olmanızı bekliyorum. Samsunspor ve Metin Türel başlıklı yazınızda Beşiktaş’la ilgili olan herkesi (yönetici, futbolcu ve seyirci) tenkit ediyorsunuz. Bu konuda tamamen haklı olabilirsiniz. Yazdıklarınız sizin fikrinizdir, saygı duyarım. Ama siz herhalde Beşiktaş-Samsunspor maçından sonra fair-play sahibi Ercan Bey’le yapılan röportajda Ercan Bey’in takındığı tavrı ve konuşma üslubunu görmemiş olacaksınız ki, yazdığınız yazının konusuyla tamamen ilgili olmasına rağmen, ondan hiç bahsetmiyorsunuz. Ben o konuşmanın, maçtan hemen sonra maç atmosferi içinde yapılmış olduğunu kabul ediyordum. Fakat yanılmışım.. Ercan Bey, aynı konuşmayı ve tavrını çok sonra TV kanallarının canlı yayınında da sürdürdü. Yine tekrarlıyorum ki, siz bu konuşmaları izlememiş olmalısınız ki, yazınızda hiç bahsetmiyorsunuz. Ayrıca aynı günkü “Fark” başlıklı yazınızda hakem hatalarına maruz kalan takımları suçlu ilân ediyorsunuz. Evet haklısınız, çünkü onların Galatasaray kadar güçlü lobisi yok. Faruk Eskici-Ş.Koçhisar Öcal Uluç’un notu: Sevgili okurum, maçtan sonra bütün TV proğramlarını izlerim. Alpay-Ercan düellosunu da izledim. Maçtan sonra Ercan’ın söylediklerini de. Ercan mertçe “Evet elle kestim, penaltıydı” dedi. Çok futbolcunun yaptığı gibi “demiyebilirdi” de. Zira TV ekranlarına “el konusu” net olarak hiç gelmedi. “Fark” başlıklı yazımda “Hakem hatalarını hep kendi lehlerine olmasını isteyen takımlar arasında” Galatasaray’ı da saydım. Herhalde dikkat etmediniz. “Üç büyükler içinde” Galatasaray yok mu? * * * TV kanallarında tarafsız spor programları istiyoruz, ama bulamıyoruz. Beşiktaş-Samsunspor maçından sonra bir TV sunucusu abimizin yanlı konuşmaları beni çok şaşırttı. Hep bazı takımları kollamaya çalışıyorlar, acaba teknik direktörleri yabancı diye mi? Devamlı teknik direktörü Türk olan takımı güç durumda bırakmaya çalışıyorlar. Sezon başından beri taraftarının küsmediği, futbolcularının azarlanmadığı Galatasaray şampiyonluğu daha çok hak etmiyor mu? Beşiktaş, Fenerbahçe şampiyon olmak için ne yaptılar? Samsunspor maçından sonra da Beşiktaş’ın tesisleri basılıp, futbolculara hakaretler yağdırılacaktı ama, onlar Samsunsporlu Ercan’a dua etsinler. Durumu o kurtardı. Sunucu abim de Ercan’a canlı yayında soruyu yapıştırdı: Sıralamayı değiştirirseniz üzülmez misin? Ercan oyundan atılsaymış belki 10 gol atıp averajı düzelteceklermiş. Bu sözler de Alpay’a ait. Hayret, galiba 11 kişilik takımları yenmekte zorluk çekiyorlar. Değil 10, hatta 20 gol atsalar dahi Galatasaray’a yetişemezler. Arada, bir yönetici de çıkıp hakemleri suçluyor, yanlış. Puan kaybettiler ya, bahane. Neden galip geldikleri maçlarda hakem hataları aramıyorlar? Aramazlar zira 3 puanı aldılar ya. Ama herkes gördü ki, bal gibi hakem hataları ile kazandılar. Hakemler de insan, hata yapabilirler. Kim yapmıyor ki. Art niyet aramak yanlış. Durmadan bahane ve çamur üretiyorlar. Metin Türel’e attıkları çamur çok ayıp. Güya takımı bilerek oynatmamış. Galatasaray, Samsunspor’u kendi evinde de rahat yenemeyecekse, ne yapalım şampiyonluğu. Çamur bazen ters döner. Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında da öyle oldu, kim penaltı kaçırdı, Beşiktaşlılara kim gol pası verdi? Ama, bir Galatasaraylı çıkıp da bunları diline dolamadı. Nilüfer Özdal-Beşiktaş * * * Hiç beğenmediğim bir tartışma: Hagi mi, Baliç mi? Bu millet hâlâ anlamadı zannediyorlar. Ya da işlerine öyle geliyor. Adı üstünde Karpatların Maradonası, gönlümün prensi. Bir başka dileğim de Fatih Hoca’dan. Artık bu yıldızlarla dolu takımdan kimseyi sattırma. Fatih de, Emre de, Okan da, Hakan Şükür de, Hagi de, Popescu da, diğerleri de kalmalı. Satarsan, sattırırsan çok kötü olur. Yerine adam bulunmaz. Yönetim ekmek-peynir gibi adam satıyor, engel ol. Hele Popescu konusunda çok hassas ol, onu yollama, kalsın. Bir kadın taraftar olarak Fatih Hocam’dan ricam bunlar. Gülhan Güven-Gönen * * * Sizin de yazdığınız gibi, Galatasaraylı futbolcular yıllardır her maçta kart görmeye abone oldular. Adeta karta davetiye çıkarıyorlar ve birçok spor yazarı uyardığı halde devam ediyorlar. Hocaları Fatih Terim bunlara müdahale etmeyen mi, özellikle teşvik eden mi? belli değil. Artık herkes bıktı Hagi’nin rakiplerine dirsek atmasından ve hakemlerin de bunu görmemesinden. Ya da görmemezlikten gelmesinden. Senelerdir bunu her maçta yapıp, hakemlere yutturan Bülent, yetmiyormuş gibi, iki yıldır da Hagi’den dirsek yemiyen, K.Hakan’dan nasibini almayan kalmadı. Dahası, baskın basanındır misali, durmadan hakeme itirazla, isyanla, el-kol hareketleriyle onları baskı altında tutmak da bir bakıma moda ve alışkanlık haline geldi. Sanki maçın yönetimi onların inisiyatifinde. Her karar sonrası, hakeme birşeyler söyleme imtiyazı sadece Galatasaraylı futbolculara mı münhasır? Rakipleri dökülünce, Galatasaray öne fırladı ve ipi göğüslüyor. Hak etti de! İhtiyacı da yokken bu nasıl bir kayırmacadır böyle? Toshack’ın tek doğru söylemi, bu konudaydı galiba! Mehmet Balcı - İstanbul Bir mektup ve cevabı!.. Trabzonspor Kulübü Başkanı Mehmet Ali Yılmaz’dan bir faks aldım. Faks, “kendisine ve yönetimine yönelttiğim eleştirilerden” bir tanesine bile “doğru dürüst” bir cevabı taşımıyor... Çoğu eleştirimin cevabı ise hiç yok!. Amma... Trabzonspor gibi bir kulübün başkanına yakışmayan, yakışmayacak olan ifadelerle, hakaretlerle, küfürlerle dolu!.. Türkiye Gazetesi okurlarına olan saygımdan dolayı “bu mektubu yayınlayamıyorum!.” Fakat “çoktan rahmete kavuşmuş, şerefli bir asker olan” babamı da işe karıştırdığını söylemem, “mektubun mahiyeti hakkında herkese bir fikir verebilir!” Elbette ki, “Bu mektubu yayınlamak ve satır satır cevabını vermek” de bir başka yoldu!. Ama bu yol beni “bu mektubu yazanla aynı seviyeye düşürürdü!.” Sevgili kardeşim Hıncal Uluç olsa “Terbiye özürlü adam” diye başlardı, ben onu da “Trabzon’a ve Trabzonspor’a olan saygımdan dolayı” yapmayacağım!. Ben ona “Futbolun en büyük şemsiyesi olan” FIFA’nın rakamları ile cevap vereceğim: İşte FIFA, “en son Dünya kulüpler listesini” yayınlamış: Galatasaray 19 uncu, Beşiktaş 89 uncu, Fenerbahçe 148 inci!. Trabzonspor nerede? Taaa 256 ncı!.. Üstelik İstanbulspor ve Ankaragücü’nün de gerisine düşmüş!. Şimdi Yılmaz’a soruyorum: Trabzon’u aldığında kaçıncıydı? “Altına adını yazdığın ama imzanı atmadığın” faksındaki hakaretler bu gerçeği değiştirmez, hem de hiç!. Küfür ve hakaret neyi gösterir, bilir misin “İnsanın aczini!.” Bu da “kendi deyiminle” Trabzonspor gibi bir kulübün başkanına, eski bir spor bakanına, eski bir gazete patronuna “hiç ama hiç yakışmıyor!.” “Trabzonspor’u Trabzonspor’a lâyık bir duruma getirseydin” seni eleştirmek yerine, sana ve yaptıklarına alkış tutardık!. Yarın tekrar gelirsen ve Trabzonspor’u lâyık olduğu yere getirirsen, göreceksin ki “hakkın olduğu için” tutacağız da!. Çünkü biz ve bizim gibiler “Kişilere değil, kişilerin yaptıklarına, spor için, futbol için doğrulara bakarız” ve “öyle yazarız!.” “Kulübü ve takımı bu hale getirdiğin halde” hâlâ sana alkış tutan yağcılarınla farkımız da budur!. Ve “bu fark” devam edip gidecektir!. Bilesin!... Büyük adam!.. Ergun Gürsoy’u kutluyorum!.. “Sadece onun için” Galatasaray kongre yapıyor!.. Faruk Süren’in Gürsoy’u “devre dışı bırakmak için” aylardır “istifaya zorladığı” ama başarılı olamadığı bir süreçten sonra, Galatasaray Başkanı, nihayet bugün “arzusuna kavuşuyor!.” “Oh be dünya varmış... Ergun Gürsoy’suz bir yönetim!.” Koca Galatasaray Tarihi’nde “bir kişiyi tasfiye etmek için yapılmış bir başka kongre daha hatırlamıyorum!.” Ey Sevgili Gürsoy, büyük adammışsın vesselam!. Faruk Özak korkuyor mu? Bugünlerde Trabzon’da “futbolla ilgilenen herkes” iki isimden söz ediyor, biri bugünkü başkan Mehmet Ali Yılmaz, öteki ondan önceki başkan Faruk Özak!.. Bugünkü başkandan söz etmesi normal... Zira kulübü ve takımı getirdiği nokta ortada... Bir “Bırakmayacağım” diyor... Sonra “birdenbire” bırakıyor... Sonra bakıyorsunuz gene “bırakmıyor gibi yapıyor!.” Galiba o da, bütün Trabzonspor sevdalıları gibi “papatya falı açıyor!.” Bırakıyor... Bırakmıyor... Bırakıyor... Bırakmıyor... Bakalım “tam kongre gününe hangisi isabet edecek?” Peki... Trabzonlular Faruk Özak’tan neden söz ediyorlar? Herhalde “geçen kongrelerden birinde çıkıp, bugünkü yönetimi eleştirmesinden dolayı” değil!.. Muhtemelen “Mehmet Ali Yılmaz giderse, başkan olabilir” diye bekleyenler var; “belki de bu kulis yapılıyordur!.” Faruk Özak’ın konuşulması bu yüzdendir!.. Amma... Bir “başka gerçek var” ki, bana göre “Faruk Özak asıl bu sebeple konuşuluyor!.” Mehmet Ali Yılmaz, aylardır “üstü kapalı” bazı kişi ve gruplardan şikâyet etmeye başlamıştı!. Sonra “yavaş yavaş” bu şikâyetlerini netleştirmeye ve belirli bir grubun üzerine yığmaya başladı!. En sonunda da “grubu da bir yana bırakıp”, bir kişiye döndü!. Ve adını da söyledi: “Faruk Özak!.” Özak’ın adını söylerken de, “söylemediğini bırakmadı!.” Ne “arkadan konuşması kaldı, ne takımı ve kulübü sabote etmesi!.” Yılmaz’ın suçlamaları “yenir yutulur” cinsten değildi!. Her sporsever gibi, her spor yazarı gibi, ben de “bu ağır suçlamalara muhatap olan” eski başkandan “bir cevap” bekledim!.. Özak’tan “tısss” yok!.. Şimdi ortada “iki ihtimal” var: Ya Yılmaz’ın bütün söyledikleri doğru!. Ya da Faruk Özak korkuyor!.. Kimbilir belki de bir üçüncü ihtimal var! İlk iki ihtimal “beraber mi acaba?.” Şansal Büyüka’ya mesaj!.. Sevgili Şansal stop... Hıncal Uluç için stop... Rahmetli Yavuz Gökmen için stop... Turgay Renklikurt için stop... Benim için stop... Bir özel proğram yapıp stop... Bir teknik direktöre stop... Uzun uzun hakaretler yağdırtmış stop... Küfürler ettirmiştin stop... Şimdi bir başka teknik direktör stop... Basın toplantısı yapıyor stop... Bazı Fenerbahçeli stop... Futbol yorumcuları için stop... Adlarından tek tek söz ederek stop... Yazılarından örnekler vererek stop... Eleştirilerde bulunuyor stop... Futbol bilgileri konusunda stop... İlginç benzetmeler yapıyor stop... Eleştirilerde bulunuyor stop... Senin başında bulunduğun spor servisinin stop... Hazırladığı stop... Spor haberleri proğramında stop... Bu basın toplantısı stop... Adeta saklanmaya çalışılıyor stop... Üç beş cümle ile stop... Evelenip stop... Gevelenip stop... Geçiştiriliyor stop... Ne isim var stop... Ne de bu isimler için söylenenler stop... Bu nasıl bir çifte standarttır stop... Söyle bana stop... Kimin emrindesin stop?... Bize küfrettirdiğin teknik adamın mı stop? Basın toplantısı yapan teknik adamın çalıştığı kulübün mü stop? Bu teknik adamın eleştirdiği futbol yorumcularının mı stop? Yoksa gazetecilik mesleğinin mi stop? Sevgilerimle stop!.. Yanlış nerede? Attığı zaman mangalda kül bırakmayan Ali Şen’in başkanlığında kurulan “Fenerbahçe Stadı yenileme komitesi” aylardır toplaya toplaya 13 bin dolar artı 8 milyar lira toplayabilmiş!. Üstelik komitede Vefa Küçük var, Erdoğan Şenay var, Hüsnü Çil var, oğlu var!.. 7 kişilik komitenin sadece kendi üyeleri “10’ar bin dolar koysa” 70 bin dolar ederdi!. Ortada bir “yanlışlık” var!. Acaba “fiyasko mu, yoksa palavra mı?” Bir bilen çıkıp söylesin de öğrenelim!..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93699
    % 0.94
  • 5.2716
    % -1.23
  • 6.0028
    % -1.12
  • 6.7306
    % -1.44
  • 211.531
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT