BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sıfırları atma süreci

Sıfırları atma süreci

AB müzakerelerinin başlamasına “milat” diyorlar. Kabul. Ama bendenizin başka bir teklifi var: Sıfırlardan kurtulma süreci.



AB müzakerelerinin başlamasına “milat” diyorlar. Kabul. Ama bendenizin başka bir teklifi var: Sıfırlardan kurtulma süreci. Dilimizde hiçbir değeri ve önemi olmayan, benzerleriyle kıyaslandığında değersizliği daha çok anlaşılan işler ve sonuçlar için “solda sıfır” deriz... Bu deyim sağdaki sıfırların değerli olduğu gibi zımnî bir anlam taşıyor. Ama her zaman öyle olmadığını gördük. Türkiye sağdaki sıfırların para etmediği nice seneler yaşadı. Çok sıfırlı paramızı düşünün. Ekmek yarım milyon, toz şeker iki milyon. Pazarda yeşillikler milyona, galeride arabalar onlarca milyara... Bir değer ifade etmedikten sonra sıfırlar ha sağda olmuş, ha solda. Asalak rakam demek daha doğru. Dünya bizim asalak rakamları anlamakta ve muhasebeleştirmekte zorlanıyordu. El âleme rezil oluyorduk. Yüzümüzü kızartmayan, değerli bir paramız olsa diyorduk. Popülizm bitti, ekonomi istikrara kavuştu, hükümet yüreklilikle üstüne gitti ve paradan altı sıfırı birden attı. On aydır asalak sıfır atıyoruz. Daha tam alışamadık. Parayı değersiz ve çürümüş unsurlardan arındırmak anlamına geldiği için “Sıfırları atma süreci”ni çok sevdik. Sıfırları atmak ekonomimizi çağla yüzleşir, paramızı euro ve dolar ile tartılır kıldı. İnsan içine çıkmaya yüzümüz oldu. Tarama ne demek? Sadece paradaki sıfırları atmak yetmiyor. Sıfırlar her yerde. Üzerimize çullanmış, hayatı çekilmez kılmış; bürokraside, mevzuatta, yönetimlerde, yöntemlerde, kafalarda sağlı sollu sıfırlar dizili. Sanki sıfırlar ve illetler ülkesinde tutsak yaşıyoruz. Ne kadar kalitesizlik varsa hayatımıza tebelleş olmuş. Kurumların çoğu varlığımızı sıfırlamaya yemin etmiş asalaklarla dolu! Şimdi AB müzakereleri başlıyor. İçimize, kurumlarımıza, mevzuatımıza sinmiş ne kadar sıfır varsa önce taranacak, sonra atılacak. Taramanın keyfini bir anekdotla anlatmak istiyorum. Şimdiki gençlik bilmez. Eskiden bit denen (bugünün gençliği bit deyince byte anlıyor!) minnacık asalak böcekler vardı. Vücuda yapışır, çamaşırın kıvrımlarına siner, kan emerdi. Koğuşlarda, hastanelerde, sınıflarda bit taraması yapılırdı. Bitler dökülsün diye saçlar taranır, DDT (bugün kullanılmayan çok zehirli bir ilâç) bile bulamayan halk, çamaşırlarını aleve silkeler, bitlerin döküldüğü çatırtısından anlaşılırdı. “Bitli çamaşır” ve “karneli hayat” benim için tek parti döneminin simgesi idi. Onlardan kurtulma anlamına gelen tarama ve silkeleme o yüzden hoşuma gider. 3 Ekim’le başlayan AB tarama ve silkelemesi belki on yıl sürecek. Milletimize acı veren ne kadar “asalak” varsa silkelenecek. Diktatörlük kalıntısı yasaklar, komünist özentili prangalar, ifadenin ve teşebbüsün önündeki tüm engeller, “düşmanla çevrili” evhamlar artık hayatımızda olmayacak. O dönem başlamıştır. Hayırlı ola.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT