BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yapacak bir şey yok!”

“Yapacak bir şey yok!”

Hastahanenin koridorunda telaşlı adımlarla yürüdü Kadir. Elinde laboratuar sonuçlarını sıkı sıkıya tutmuş, doktor Cezmi beyin odasına doğru gidiyordu.



Hastahanenin koridorunda telaşlı adımlarla yürüdü Kadir. Elinde laboratuar sonuçlarını sıkı sıkıya tutmuş, doktor Cezmi beyin odasına doğru gidiyordu. Halime hanımı radyoloji bölümüne bırakmış, hemşireler ve asistanlar ultrasonografi yapıyordu. Profesör Kadir’i görünce elini uzattı heyecanla: - Ver bakalım delikanlı, aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı biliyorum ama.... Lafını tamamlamadı. Ciddi bir ifade ile inceledi sonuçları. Kadir terlemişti. Eliyle alnını sildi yavaşça. Yüreği deli gibi atıyordu. Dudakları kurumuş, ağzının içi zehir gibi olmuştu. Cezmi Yurdakul ümitsiz bir sesle konuştu yavaşça: - Her şey tahmin ettiğim gibi. Çok geç kalınmış artık. Yapacak bir şey yok! Kadir gözlerini kapattı. İçinden bütün bu yaşadıklarının kötü bir rüya olmasını diliyor, gözlerini açıverince kendisini birkaç gün öncesindeki gibi mutlu, tasasız bir insan olarak bulmayı ümit ediyordu. Ama gerçek acı bir tokat gibi patlamıştı suratında. Değiştirmesi imkansız şeyler yaşanıyordu. Sesi titredi: - Yani?.. Ölecek mi doktor bey? - Ben elimden geleni yapacağım yavrum. Ama sana ümit veremem. Bu öylesine kötü bir illet ki... -Yani... Kanser mi doktor? Cezmi Yurdakul bu sevimli ve terbiyeli delikanlıya karşı dürüst bir şekilde cevap vermek ihtiyacını hissetti. Başını salladı: - Maalesef yavrum. Çok da ilerlemiş. Duvara zor dayanabildi Kadir. Parmaklarını iri dalgalı saçlarının arasına geçirdi, geriye doğru itti sanki yolup atmak istercesine. Doktor onun perişan halini görüp teselli etmek istedi: - Dayanıklı olmalısın evlat. Şu anda bütün yük senin üzerinde biliyorum ama güçlü olmalısın. İstersen kendisine söyleyelim... İtiraz etti hemen Kadir: - Hayır doktor, bir şey söylemeyin. Bilmesin. Kahreder kendini. Ölümden korktuğu için değil, benim için. Ölüm Allah’ın emri, ona karşı konulmaz. Ama anam benim için kahrolur... Ben geride kalacağım diye... Cezmi Yurdakul beyaz önlüğünün düğmelerini açtı, masasına doğru geçerken eliyle masanın önündeki koltuğu işaret etti: - Geç bakalım şöyle otur, biraz sakinleş. Bakalım ultrasonografi sonuçları nasıl çıkacak? Kadir cevap vermedi. Sanki bulunduğu dünyadan kopup gitmiş, başı boş dolaşıyordu boşlukta... * * * Halime hanım yanındaki hemşireye gülümseyerek baktı: - Sağ ol kızım. Senin işin de zor... Herkesle böyle ilgilenmek zorundasın. Bunun bileni var, bilmeyeni var! Güzel, ufak tefek bir kızdı hemşire. Şirin bir tavırla cevap verdi: - Olsun teyze, bizim mesleğimiz bu. Biz herkesi seviyoruz. Yaşlı kadın başını örtüsünü bağlarken başını salladı: - Haklısın yavrum, kutsal bir mesleğin var. Allah başarılı etsin. Eline sağlık. Bitti mi benim işim şimdi? - Bitti teyze. Biz sonucu hocaya göndereceğiz. Eski çantasını da aldı eline Halime hanım. Ültrason odasından çıktı. Hemşire eliyle koridorun sonunu işaret etti: - Siz hocanın odasına gidin. Orada bekleyin. Teşekkür edip yavaş yavaş yürüdü. Kadir meydanlarda yoktu. Hemşire kızın işaret ettiği odanın kapısına geldi, elini uzatıp çalmak istedi ama birden oğlunun boğuk sesini duydu: - Ben ne yaparım doktor bey, nasıl söylerim anneme bunu? Bir anda ateş bastı yaşlı kadını. Yutkundu. Biraz daha yaklaştı kapıya. Hafifçe eğildi. İçeriden gelen sesleri daha net duyuyordu şimdi. Kadir aynı boğuk sesiyle konuşuyordu: - Peki hiç mi bir şey yapamazsınız?.. Bu haksızlık değil mi doktor. Karşıma geçip annen ölecek oğlum diyorsunuz, eliniz kolunuz bu kadar mı bağlı? Profesörün sesi duyuldu: - Ben gördüğümü söyledim evlat. Anlatıyorum sana. Bizler insanız. Tıp daha birçok konuda aciz. Kadir’in hıçkırıkları duyuldu. Halime hanım sanki bütün kasları kasılmış gibi öylece duruyordu. Neden sonra toparlandı. O anda yüreğini yakan duydukları değil, oğlunun hıçkırıklarıydı. Duvara yaslandı. Olanı biteni içine sindirmeye çalıştı. Orada kaç dakika durduğunu bilmiyordu. Biraz önce kendisiyle meşgul olan hemşirenin sesiyle irkildi: - Ne oldu teyze, burada ne yapıyorsun? - Hiç kızım, azıcık yorulmuşum galiba, başım döndü biraz. - Ben de sonuçları getirdim, gel haydi, girelim hocanın yanına. Kapıyı açıp odaya girdiler. Kadir bir ok gibi fırladı annesini görünce. Hemen omzundan tutup oturttu koltuklardan birine. Cezmi bey gelen raporları incelerken annesinin elleri avuçlarındaydı. Şefkatle gülümsedi yaşlı kadına: - Nasılsın anam, bir şeyin yokmuş bak. Tahliller temiz çıktı. Gülmekle yetindi Halime hanım. Dikkatle baktı oğluna. Onun gözlerindeki acı göğsünü delerek girdi yüreğine sanki. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT