BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anneler Günü olur mu? Olursa nasıl?

Anneler Günü olur mu? Olursa nasıl?

Bilindiği gibi her sene Mayıs ayının ikinci Pazar günü, hemen hemen bütün dünyada Anneler Günü olarak kutlanmaktadır. İlk bakışta toplumda tesirli bir iştir.



Bilindiği gibi her sene Mayıs ayının ikinci Pazar günü, hemen hemen bütün dünyada Anneler Günü olarak kutlanmaktadır. İlk bakışta toplumda tesirli bir iştir. Ancak bakıyorum da birçok sosyal hadisede olduğu gibi, törensel bir durum göstermeye başladı bu kutlamalar. Hayır böyle olmamalı idi. Bir kere dünya yüzünde her insanın bir annesi ve bir babası mutlaka vardır. Hatta insan haricindeki bütün canlıların da birer anası vardır. İnsan hariç bütün mahlukat anasını bir süre sonra bilmez ve tanımaz olur. Bir kedi yavrusunu ele alalım. Annesi süt verdiği veya ona av getirdiği müddetçe onun yanından ayrılmaz. Doyurma bitince anasını unutur gider. Peki biz insanlar da böyle unutuyor muyuz acaba? Ve bunu telafi için mi Anneler Günü’nü öne çıkarmış oluyoruz. İnsanı hayvandan ayıran en önemli özellik, inançları doğrultusunda yaşamasıdır. Kendini bir yaratan olduğuna inanmasıdır. Bütün semavi dinlerde ana, makbul ve hürmeti mecburi varlıklardır. Analara hürmet toplumun temel taşıdır. Bu taş olmazsa ailenin temeli çöker. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Ananıza öf demeyiniz” buyurmuşlardır. Bugün kaç kişi bu söze uyabiliyor. Maalesef bu hususta sınıfta kalırız. Türkün örf ve adetinde ana kıymetli bir varlıktır. Beş bin yıllık Türk tarihinde, anaların rolü pek büyüktür. Hele Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılışına kadar, anaların yetiştirdiği kahramanların adları sayılsa buraya sığmazdı. Gelelim bugünün analarına. Bence yüreği kanayan analar, şehid analarıdır. Son onaltı yıldır, Güneydoğu’da şehid düşen her arslan bir ana yüreğini yakmış, ciğerinde bir delik açmıştır. Bir ana evladını kaybedince ciğerinde bir delik açılırmış, şehid analarının yürekleri göz göz olmuştur artık... Şehid analığı elbette çok şereflidir. Ancak artık bu yanan yürekleri artırmayalım. Ülkemize huzuru çok görenlere en tesirli tedbirleri alma zamanı geçiyor. Ölmek hürriyeti olan bir toplumda, öldürenlere aynı şiddette ceza verilmesi kanunlarımızın gereğidir. Hani nerede? Bir demokratik ülkede kanunların üstünde ne olabilir ki... Dağ başlarında vatanı ve milleti için gece gündüz demeden canını hiçe sayarak savaşanların, katillerin cezalandırıldığını görmesi lazımdır. Kim bunu arayıp soracak. Hukuk devletinde adalet mekanizması savcılar vasıtası ile tıkır tıkır işler. İşlemesi lazımdır. Televizyonlarda, gazetelerde her gün yürekleri parçalanmış ana görüntüleri bizleri kahrediyor. Analar gününde, yürek yanmasına dur diyebiliyor musunuz? Güçlü Türk devleti kesin çözüm bularak bu kanı durdurmalıdır. Bu kan aktığı müddetçe, kandırılanların sayıları artacak, bazı masum gençler terör tuzağına düşeceklerdir. Onların da anaları var. Bir batıl dava uğruna, dağlara çıkan zavallılara Pişmanlık Yasası, bana göre çözüm değildir. Tek çare kanunlarda öngörülen cezaların derhal tatbikidir. Bunu yapamayan Meclis, memleket meselelerini çözmekte zorlanacaktır. Toplumun her kesimindeki fikir ve davranış ayrılıklarını körükleyenler, vatana ihanet etmiş olurlar. Bir futbol maçında binlerce insan, aralarında ne kadar farklı düşünce ve inanç olursa olsun; doksan dakikalığına birleşebiliyorlar. Gelin el ele verip bu doksan dakikaları, hayatın diğer bölümlerine taşıyalım. Ayrılık yaralarını kaşımaktan milletimiz zarar görür. Dökelim eteğimizdeki taşları, sarılalım birbirimize. Üç günlük koltuk sevdasına, milli menfaatleri feda etmeyelim. Birleşelim, birbirimizi sevelim, saygı gösterelim. 1669 senesinde, yirmi dört yıldır sürmekte olan Girit harbinde başkomutan tayin edilen Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın annesi Ayşe Hanım, oğlu ile beraber Girit’e gitmiş, bir sene kadar yer altı dehlizlerinde, çamur deryaları içinde, oğlu ile savaşa katılmıştır. Akşam olduğunda koca Sadrazam başını anasının dizlerine koyup,”anacığım bugün de Kandiye alınamadı. Bunun suçlusu benim” diyerek, sessiz sessiz ağlardı. Ayşe Hanım ise, ellerini oğlunun saçları arasında dolaştırır ve “Üzülme oğlum, düşman kavidir. İnşallah yarın Kandiye kalesi düşer ve sen Kandiye Fatihi olursun, ben de kardeşin ile (Mustafa) sevgili Peygamberimizin bulunduğu Medine-i Münevvere’ye gider ve ziyaret ederim” diyerek teselli verirdi. İşte ana, işte evlat... Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, Ruslarla anlaşmayı isteyenlerin aracılık tekliflerine dayanamayan anasının sulh isteğine, böyle istekle gelenlere verilecek yüz sopa cezasını vermiştir. Ancak, “Anamın her hususta mirasçısı benim. Öyle ise bu yüz sopa cezası bana tatbik edilecektir” diyerek halkın önünde bu cezasını çekmiştir. Analar günü yapılacaksa senede 365 gün yapılmalıdır. “Cennet anaların ayakları altındadır.” Gelin analarımızı Anneler Günü’ne özel hatırlamak yerine her an ve saat arayıp soralım. Bir gün bizi de arayan soran olsun istiyorsak bunu yapmaya mecburuz. Anasız kaldığımızda bunun manasını anlarız ama, çok geç kalmış oluruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT