BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir silah sesi yankılandı...

Bir silah sesi yankılandı...



Tarık ikna etmeye çalışarak: - Hayatta olmaz denen hiçbir şey yoktur Nurettin! dedi: Seni götüreceğim buradan. - Bırakmazlar Tarık, hem ben uyuşturucu... Tarık, Nurettin’in dolaşan diliyle konuşmasının ardını beklemeden kendisi devam etti: - Ne demek bırakmazlar? - Ah, kardeşim! Şu kısa zaman içinde nelere şahit oldum ben; bir bilsen... Öyle bir örgütün ağları içindeyim ki... - O halde, buradan çıkınca hemen polise giderim. Zaten ikircikli olan zenci, ‘polis’ sözünü duyar duymaz, kabzasından kavradığı tabancasını Tarık’ın alnına dayadı. Alnına dokunan soğuk metalin ölüm kusan etkisi, o anda Tarık’ın sırtından aşağı buz gibi bir terin boşanmasına neden oldu. Boş bulunarak açıkça konuştuğunun hatasını anlıyor ve bunun için canıyla ödeme safhasında bulunduğunu seziyordu. - Polis molis ne konuşuyordunuz öyle? Şaşırmış ve birden gelen ölüm korkusuyla kaskatı dikilen Tarık’ın hiçbir söz söylemesine fırsat bırakmadan, ani bir kaplan çevikliğiyle zencinin üstüne sıçrayan Nurettin, onu sırtüstü yere düşürdü. Zencinin üstüne abandığı yerden de avazı çıktığı kadar bağırıyordu: - Kaç Tarık!... Çabuk kaç!.. Tarık, hemen Nurettin’in kolundan çekti ve onu da merdivene doğru beraberinde koşturdu. Nurettin’in üstüne atılmasıyla başını beton zemine çarpan zenci hareketsizce yerde yatıyordu; fakat daha üç adım atmamışlardı ki, ayakta dikilen üç adam, iki Türk gencinin çevresini sardı. Bunlardan adı Manfred olanın çenesine doğru uzayan sarı bıyığı vardı. Küçücük mavi gözleri, bir dağ kedisininkiler gibi vahşice ve yırtıcı bir şekilde bakıyordu. Diğer biri de sarı saçlı ve sarı benizliydi. Yanağında taze bir bıçak izi vardı. Saçlı sakallı, elleri dövmeliydi. Üçüncüsü de Tarık’la zenciyi yukarıda karşılayan yüzü sivilceli olandı. Birden bodrumun loş ışığında sustalı bıçaklar parladı. Elleri dövmelinin hücumundan yana kaçarak savunan Tarık, onun kasığına müthiş bir tekme savurdu. Acısıyla elindeki sustalıyı yere düşürerek iki eliyle de kasığına sarılan saçlı sakallı ve elleri dövmeli adam, böğürerek geri geri sendeledi. Ama tam o sırada eline geçirdiği bir sopayla yüzü sivilcelinin sırtına son gücüyle vurmamış olsaydı Nurettin, Tarık onun sustalısını sırtından yemekten kurtulamayacaktı. Sonra Tarık da yerden eline kalın bir değneği geçirince, ikisi birden diğerinin üstüne saldırdılar ve onu esrar çekmekte olanların üstüne düşürdüler. Gözcülerin hepsinin yüzü, iki dakikada kan içinde kalmıştı. Tarık elindeki değneği yere attığı sırada, beyninde kulakları sağır edercesine bir silah sesi yankılandı. Silah sesiyle birlikte, arkadaşı Nurettin’in de “Ahh!..”diye inleyerek yere yıkıldığını gördü. Merdivenin alt basamaklarına sırtüstü yıkılan Nurettin’in göğsü kanlar içindeydi. Dirseklerinden destek alarak ayağa kalkmaya çalışan Nurettin, dişlerini acıyla sıkıyordu. - Durma Tarık!.. diye Nurettin son gücüyle inledi. Durma... çabuk kaç! Tarık bir an için bocalayıp kaldı. Ne yapacağını bilemiyordu. - Seni böyle bırakamam Nurettin. - Sen beni bırak Tarık. Sen kendi başının çaresine bak. Ben zaten ölmüşüm; kendi kendimi öldürmüşüm... Tarık, dikkat! Nurettin’in baktığı yere gözlerini çeviren Tarık, dizleri üstündeki zencinin ayağa kalkmakta olduğunu gördü. Tabancası da kendine doğrulmuştu... Tabancayı görmesiyle birlikte yeni bir patlama oldu. O anda tüm düşüncesini yitirmiş bir hale giren Tarık, ne olduğunun bile farkına varamadan, merdivenin altında duran boş bira fıçılarının üstüne sırtüstü düştü. Düşüşüyle birlikte gürültüyle devrilen fıçılar, sağa sola yuvarlandılar. Silah sesleri, gürültüler... Uyumakta ya da uyuklamakta olanları da uyandırmıştı. Hepsi ne olduğunu anlamadan, dışarı uğrayan gözleriyle şaşkın ve korkmuş bir halde birbirlerine bakışıyorlardı. En büyük korkuları, polis tarafından basılmaktı. Beyninde bir karıncalanma vardı. Zorla hafızasını, düşüncesini bir noktada toparlayıp kalkmaya yeltendi. Sol omuzunda bir ağırlık, bir sıcaklık hissediyordu. Sağ elini sol omuzuna götürünce, bu ıslaklık eline bulaştı. Sağ elini kaldırıp, bodrumun loş ışığında görmeye çalıştı. Gördü de... Kan... Omuzu kanlar içindeydi. Tüm gücünü belinde, sonra da ayak kaslarında toparlayıp dikildi. Ayağa dikilmesiyle yeni bir kurşun vınlaması, tüm belleğini allak bullak etti. Bu kez sağ göğsünde müthiş bir yanma hissediyordu. Ciğerleri sökülürcesine içi bulandı. Birden boşanan bir soğuk ter, tüm bedenini yıkanmış gibi ıslak içinde bıraktı. Daha sonra bu terleme, bir titremeye bıraktı yerini. Acısıyla kayan gözlerini zorlukla açmaya çalıştı Tarık. Belleğini güçlükle toparlamaya çalıştı. Omuzlarıyla dayandığı duvardan, omuzlarını öne doğru vererek doğruldu. Yerde bitkin bir halde, ağzı yüzü kan içinde yatanlardan yüzü sivilceli olanı da kendisini toparlamış, doğrulmak üzereydi. Yanında bulduğu sustalıyı kaptığı gibi fırladı. Tarık ise savunmasız bir durumdaydı. Kendini koruyacak ne bir silahı, ne de yumruklarını kullanacak gücü vardı. Fakat ayaklarının önünde yan yatan bir boş bira fıçısını, ayağını hızla dokunmasıyla son ve tek korunma silahı olarak kullandı. Akıl ettiği bu denemesi, gerçekten tam isabetti. Yüzü sivilcelinin ayaklarına dolanan boş bira fıçısı onu yere kapamlamıştı. Bu arada Tarık, çok büyük olağanüstü bir olaya gözleriyle tanık oluyordu. Yere kapaklanan adamın elinden fırlayan sustalı, sırıtarak yavaş yavaş yaklaşmakta olan zencinin tabancayı tuttuğu eline saplanmıştı. Bunu bir fırsat bilen Tarık, son gücünü kullanarak merdivene yürüdü. Sırtüstü merdivenin alt basamaklarında yatan Nurettin, hızla nefes alıp veriyordu ve artık Tarık’ın varlığından da habersiz gibiydi. Nurettin’in çaresizliğini süzen Tarık, bin bir güçlükle basamakları tırmandı. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT