BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kan lekelerini temizlemişti...

Kan lekelerini temizlemişti...

Geliş sebebini açıkladı Tarık...



Geliş sebebini açıkladı Tarık: - Usta, şu Manta’nın sağ ön farı kırık, dedi. Bagajdaki teker de patlak... Size zahmet, acaba hemen yapabilir misiniz? İlhan Usta: - Ayıp ettin Tarık! dedi: Senin işini de hemen halletmezsek, kimin işini halledeceğiz?... E, bir kaza mı yoksa? Tarık, yolda geçirdikleri kazayı anlattı. İlhan Usta da başını iki yana sallayıp, çaydan ve nikotinden sararmış dişleri arasından “cık cık” yaptı. Sonra atölyeye dönüp, Zekeriya’ya seslendi. Zekeriya, yüzünün kan lekelerini içerde temizlemişti. - Bak oğlum... dedi İlhan Usta ve gerekenin çabucak yapılmasını tembihledi. Zekeriya yanına Abid’i çağırdı. Abid’in yeni terlemiş tüy gibi bıyıklarında bembeyaz ayran bulaşığı vardı. Ağzını koluna silen Abid, kalfasının yanına gitti; bagajdan çıkardığı patlak lastiği tamirhanenin içine doğru yuvarladı. Zekeriya’nın ardı sıra aynı dükkandan çıkan kır saçlı, ama aslında otuz yaşının ortalarında olan bir adam da Tarık’la kucaklaştı. Dükkan komşularıydı. - Hoş geldin Tarık! dedi adam. Ne zaman geldin?.. Ne var ne yok Almanya’da? - Hoş bulduk Oktay Abi! dedi Tarık. Dün geldim. Buyur otur... - İstanbul’dan telefon bekliyorum. Başka bir zaman misafirim olarak uğra, beklerim, dedikten sonra tekrar dükkanına girdi. Bir süre Zekeriya’nın çalışmasını izlediler. - Şu gâvurların ne sağlam arabaları var, diye İlhan Usta hayranlığını belirtti: Hele Alman arabaları dünyada bir numara arkadaş! Manta nerenin malı? - Almanya’nın, dedi Tarık. Opel’in... - Öyle ya, dedi İlhan Usta da. Önündeki armadan belli. Demek araba, avukat Mustafa Bey’in oğlunun Alman karısının... Bir süre konuşmadan Zekeriya’ya ve masadaki boş çay bardaklarına baktılar. Tepelerindeki asma yapraklarının arasından süzülen güneş, başlarını yalayarak ayaklarının dibine düşüyordu. Başlarının gölgeleri ayaklarının dibindeydi. Hava gölgede bile bunaltıcı sıcaktı. Sağdan soldan korna sesleri duyuluyor ve burunlarına motor yağı kokusu geliyordu. Tarık, konuyu değiştirerek sordu: - Ahmet’ten ne haber? - Bir ay kadar önce buradaydı, dedi İlhan Usta: Bu sömestr doğru dürüst ders görememişler. Olaylar, boykotlar ders görmelerini engelliyormuş. Ne biçim okumak, ne biçim düzen bu anlamadım ki birader. Şimdi kurslar için gitti İstanbul’a. Abid’in: “Usta, telefonda seni çağırıyorlar, diye seslenmesiyle irkildi. İlhan Usta: - Bana iki dakika müsaade, diyerek yerinden kalktı. Ökçesine bastığı ayakkabılarını sürüyerek atölyeye girdi. Az önce, Tarık’ın İlhan Usta’ya verdiği sigarayı görmüş olan Abid, ustası tamirhanenin içinde yitince koştu. Tarık’ın yanına gelince aceleyle: - Abi, dedi. Bir Alman sigarası da bize versen yani... Kollarını göğsünün üstünde bağlayan Tarık, karşı kaldırımdaki bir boyacı çocuğun “Boyayalım Abi..” diye bağırışına kaptırmıştı kendini. Yanına gelen Abid’i farkedince: - Ne o Abid? diye sordu. Yoksa sen de mi içmeye başladın? - Ne yaparsın abi? Dertli adam içmesin de ne yapsın? Abid, aslen Kızılkuyu köyündendi. O ilkokul üçüncü sınıftayken ailecek merkeze, Konya’ya göçmüşlerdi. İlkokulu bitirdiği dört-beş yıldan beri de bu tamirhanede çıraklık yapıyordu. Karayollarında şoför olarak kendisine iş bulan babası, mesleği gereği İlhan Ustayla tanışmış ve bir sanat öğrenmesi için o yıllarda Abid’i onun yanına vermişti. Tarık, fazla deşelemedi. Zaten oldum olası, kendince gereksiz bir konuyu deşelemezdi. Yanında açılmamış başka sigara paketi yoktu. Zaten Sibel’in üzüntüsüyle başka bir şey düşünecek hali de yoktu ki... Kendi yarım sigara paketini Abid’e verdi. Sigara paketinin üstündeki deve resmini gören Abid, safça konuştu: - Abi, dedi. Yoksa bunu develerden mi elde ediyorlar? Tarık sesli sesli güldü. Hiç güleceği yoktu oysa... Abid bir şeyi bilsin, bilmesin; hep böyle safça konuşurdu. Çoğu zaman da kendisini saf yerine koyardı. Tüm bunları Tarık, birlikte çalıştıkları yıllar içinde öğrenmişti. Sonra Abid de kendisini Tarık’ın yanında biraz daha serbest buluyordu. İlhan Usta yerine göre sertti. Zekeriya da ona buyurmasını sever ve İlhan Usta’dan aldığı bir azarın acısını asker basamağı örneği Abid’den çıkarırdı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT