BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nurtopu gibi bir bebek!..

Nurtopu gibi bir bebek!..

Güneş batmak üzereydi. Tam teşekküllü işçi kampının ışıkları yanmış, kamyonlardan inen işçiler, yemekhanenin yolunu tutmuşlardı. Burası, Türkiye’ye komşu bir devlete ait, inşaat işlerinde çalıştırılan işçilerin barındığı büyük bir kamptı.



Güneş batmak üzereydi. Tam teşekküllü işçi kampının ışıkları yanmış, kamyonlardan inen işçiler, yemekhanenin yolunu tutmuşlardı. Burası, Türkiye’ye komşu bir devlete ait, inşaat işlerinde çalıştırılan işçilerin barındığı büyük bir kamptı. Kampın revirinde, işçilerin bulup getirdiği, kimliği belirsiz yaralı bir genç baygın bir halde yatıyordu. Kirli yüzü boncuk boncuk terlemişti. Bir ara yüzünü buruşturup başını kımıldatarak sayıklamaya başladı: -Hayır... Hayır, bir daha yapmayacağım... Artık gitmeyeceğim... Bu son... Bu son... Bir kenarda tampon hazırlayan doktor, duyduğu ses üzerine dönüp baktı. Sonra tamponu maşa ile tutarak bir sıvıya batırdı ve yatağın yanına geldi. Bekir’in yaralı bacağındaki pantolon kesilmiş ve yaranın etrafı açılmıştı. Doktor tamponu yaranın üstüne bastırır bastırmaz Bekir gözlerini açarak öyle bir bağırdı ki, yüzünün bütün damarları çatlayacakmış gibi ortaya çıktı: -Aaaaaaahhhhh!.. * * * -Ingaaaaaa!.. Ebe kadın, leğende yıkadığı yeni doğmuş bebeği bir beze sararak Hacer anaya teslim etti: -Maşallah, nurtopu gibi bir oğlan... Hacer ana kucağındaki minicik torununa bakarak; -Talihsiz yavrum benim, diye söylendi, öyle bir günde geldin ki, doğumuna bile sevinemedik... Bebeği götürüp annesinin yanına yatırdı. Sonra, benzi solmuş gelinine şefkatle baktı, saçlarını sıvazlayıp okşadı. İkisinin de yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Tülbentinin ucuyla gözyaşlarını silerek döndü ve çıkmakta olan ebe kadına yetişti: -Allah senden razı olsun komşu. Bu zor günde bizi yalnız bırakmadın. -O nasıl söz Hacer abla? Dost odur ki dar gününde yâr ola demişler, geniş günde düşman bile yâr olur. Ee artık siz de üzmeyin kendinizi. Herşey Allah’tan. Dilediğini alıyor, dilediğini veriyor... Hacer ana derin bir iç geçirdi: -Öyle, öyle ya... Ana yüreği işte n’aparsın... Zavallı gelin de üzüntüsünden erken doğum yaptı. Daha sekizbuçuk aylıktı. -Neyse, hayırlı bir evlat olur inşallah. Hadi hayırlı geceler. -Hayırlı geceler komşu, ayaklarına sağlık... * * * Bekir yavaşça gözlerini açıp önce tavanı, sonra etrafını inceledi. Yatağın üstünde doğrulup ellerinden kuvvet alarak kendini geri çekti ve sırtını duvara yasladı. Yaralı bacağı pansuman yapılmış ve bir bezle sarılmıştı. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. Dün gece yaşadığı o dehşet anı geldi gözlerinin önüne. Ölmediğine şükretti. Peki ama burası neresiydi? Güvenli miydi? Onu kim, nerden bulmuş buraya getirmişti?.. Doktor, bir kenarda duran servis tabağını getirerek kendisine tuhaf tuhaf bakan Bekir’in kucağına koydu. Bir sandalye çekerek yanına oturdu. Bekir çorbadan bir kaşık alarak bir müddet dalgın bekledi. Sonra bir kaşık daha aldı ve nihayet sordu: -Ben nerdeyim?.. Burası neresi?.. Doktor cevap verdi: -Burası devlete ait büyük bir işçi kampının reviri. Seni kamyonla kum taşıyan işçiler bulmuşlar. Eğer buraya getirmeselerdi kan kaybından ölebilirdin. Bekir, dalgın bakışlarını boşlukta bir noktaya dikmiş düşünüyordu. Duruşunu bozmadan bir kaşık daha aldı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT