BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa Birliği’nden nasıl yararlanabiliriz?

Avrupa Birliği’nden nasıl yararlanabiliriz?

Yarım yüzyıla yakın bir süredir özlemini duyduğumuz Avrupa Birliği’ne ilk adımı atarken kendi çabamızdan çok dışardan desteklendiğimizi inkâr edemeyiz. İlk defa 31 Temmuz 1959’da Birliğe başvuran Türkiye, bu çetin, uzun ve zahmetli yolda çok badireler atlatmıştır.



Yarım yüzyıla yakın bir süredir özlemini duyduğumuz Avrupa Birliği’ne ilk adımı atarken kendi çabamızdan çok dışardan desteklendiğimizi inkâr edemeyiz. İlk defa 31 Temmuz 1959’da Birliğe başvuran Türkiye, bu çetin, uzun ve zahmetli yolda çok badireler atlatmıştır. Zaman zaman bizim hatalarımızdan, zaman zaman da Türkiye’nin güçlü bir Osmanlı haline dönüşmesinden çekinen ülkelerin önümüze çıkarttığı engeller dolayısıyla amaçladığımız hedefe varamadık. Türkiye son 25 yılda ortalama % 6 kalkınma hızı sağlarken hatta gelişmekte olan ülkeler için örnek teşkil ederken, Avrupalı dostlarımız bundan birkaç ay öncesine kadar bize ilgi göstermedikleri gibi itici davranmışlardır. Bir yandan Bosna ve Kosova problemlerinden ders alan, öte yandan gittikçe azalan Arap petrolünü gözönüne alan, enerji ve doğal kaynak ihtiyaçlarını Orta Asya Cumhuriyetleri’nden karşılamak isteyen Batılılar aniden fikir değiştirmişlerdir. İşin ilginç yanı bu davetin Türkiye’nin ekonomik göstergelerin en kötü olduğu bir dönemde yapılmış olmasıdır. Eldeki tahminlere göre kalkınma hızı bu yıl eksi altıya (-% 6) düşecektir. Bunun da ötesinde Avrupa Birliği Türkiye’nin dışında diğer 12 aday ülkenin hiçbirine girmeleri için ısrarda bulunmamış, arabulucu göndermemiştir. Türkiye 21’nci yüzyılda gerek jeopolitik gerekse siyasi ekonomik dengeler açısından Orta Doğu’nun kilit ülkesi olacaktır. Bu neden Bakü-Ceyhan hattının yanısıra Kazak ve Türkmen kaynaklarının da Türkiye’den pazarlanması öngörülmüştür. Ortaya atılan diğer alternatifler, örneğin; Rusya, İran, Pakistan ya da Hindistan’ın devreye girmesi hem siyasal hem de ekonomik riskleri artıracaktır. Ayrıca Orta Doğu’daki en büyük su kaynaklarına hakim olan Türkiye’nin İsrail’le ekonomik işbirliği projeleri de son pazarlıklarda azımsanmayacak bir rol oynamıştır. TÜRKİYE NELER YAPMALIDIR? 10 Aralık Helsinki anlaşmasıyla Türkiye dönülmez bir yola girmiştir. Bundan böyle yapılacak iş şimdiye kadar Avrupa Birliği Fonları’ndan en etkin şekilde yararlanmaktır. Bu nedenle öncelikle tüm yasal mevzuatımızı ve müesseselerimizi Avrupa Birliği’ndeki normlara adapte etmemiz gerekmektedir. İlk aşamada 200 ciltlik Avrupa Mevzuatı’na uyum sağlayabilmek için üniversiteler, devlet organları ve özel sektör kuruluşları işbirliğine gitmelidirler. Özellikle, dış ticaret ve gümrük, rekabet politikaları, eğitim, çevre sorunları, tüketicinin korunması, telif hakların tanınması ve sınai üretimin desteklenmesi, banka ve finansal kuruluşların yapısal özellikleri, kamu ihaleleri gibi konularda karşılaştırmalı raporlar hazırlamalı, yasal değişiklikler yapmalıyız. Uzman yetişterme konusunda İspanyol ve Yunan tecrübelerinden yararlanmalıyız. Sözü edilen ülkeler 1980’li yıllarda maliyetlerini kendileri karşılayarak çok sayıda yetenekli personeli Brüksel’e göndererek çeşitli konularda uzmanlaşmalırını sağlamışlardır. Biz de aynı yöntemden hareket ederek, belli başlı 20 konuda 30 uzman yetiştirmeyi hedeflemeli, kısa sürede 500 seçkin gencimizi hem ülkemizde, hem de Avrupa Birliği’ndeki kuruluşlarda istihdam edecek, onlardan yararlanacak düzeye getirmeliyiz. Bütün bunlara ilaveten Boğaziçi, Marmara ve İstanbul üniversitelerindeki merkezlere yeni fonlar aktararak çalışmalarını daha etkin bir düzeye çıkartmalıyız. Vurgulanan girişimlerin eşgüdüm içerisinde gerçekleşebilmesi için konuya özgün bakanlığın kurulması yararlı olacaktır. AVRUPA’DAN FİNANSAL DESTEK Avrupa Birliği’nin önem verdiği konularda proje hazırlamamız halinde, özellikle alt yapı ve eğitim konularında kaynak sağlamamız çok kolay olacaktır. Nitekim Avrupa Birliği’nden doğrudan alınacak kredilere ilaveten MEDA (Akdeniz Ülkeleri Kalkınma Yardımı), AYB (Avrupa Yatırım Bankası) fonlarından yararlanmamız için yeni fırsatlar ayağımıza kadar gelmiştir. Yeter ki verimliliği yüksek, ülke yararına işleyecek projeler ortaya koyalım ve Brüksel’i bu yönde ikna edelim. Aksi halde yıllardır Dünya Bankası’ndan 3 milyar dolar beklediğimiz gibi bu sefer de Avrupa Birliği’nden aktarılacak fonların peşine plansız bir şekilde koşarak vakit geçirecek, bu ay, gelecek ay derken 2004 yılını bulacak, sonuçta hüsranla karşılaşacağız. Elimizde 4 yıl gibi uzun bir süre varken bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışalım.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT