BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TBMM üniversiteler ve türban

TBMM üniversiteler ve türban

Türbanlı bir kadın milletvekilinin, 2 Mayıs 1999 günü, TBMM’de yemin etmek istemesiyle başlayan ve daha sonra üniversitelerdeki türban-başörtüsü yasağına karşı sokağa dökülmek...



Türbanlı bir kadın milletvekilinin, 2 Mayıs 1999 günü, TBMM’de yemin etmek istemesiyle başlayan ve daha sonra üniversitelerdeki türban-başörtüsü yasağına karşı sokağa dökülmek istidadı gösteren “Türban Krizi” üzerine, bütün hafta boyunca, anayasa, İdare Hukuku ve İnkılap Tarihi okuttuğum üniversitelerdeki lisans ve lisansüstü öğrencilerimin birçoğunun kamu yerlerindeki türban-başörtüsü yasağının, tarafımdan hukuk ve insan hakları açısından değerlendirilmesi istekleriyle karşılaştım. Aynı soruların üniversite dışındaki birçok kimsenin kafasında da belirdiğini gördüğüm için, bu haftaki yazımı bu konuya ayırıyorum. 12 Eylül 1980 öncesi anarşi döneminin, kamu kurum ve kuruluşlarında da kılık-kıyafet anarşisine dönüşmesi üzerine 25 Ekim 1987 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafeti’ne dair yönetmeliğe paralel olarak, 2547 sayılı YÖK Kanunu kapsamına giren Yükseköğretim kurumlarındaki görevli personel ile öğrencilerin kılık kıyafet konusunun 1982 yılından başlayarak, Genelge, Yönetmelik ve Kanun’la düzenlendiğini ve türban ve benzeri başörtülü olarak derslere girilmesinin yasaklandığını görüyoruz. Bunun üzerine “Türban Yasağı Uygulaması” üniversitelerde, medyada ve Parlamento’da geniş boyutlarıyla tartışılmış ve yargıya intikal eden uyuşmazlıklar Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun kararlarına konu teşkil etmiştir. Danıştay 8. Dairesi’nin 1984 tarihli kararında; “Başörtüsü, masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak, kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir.” gerekçesiyle yasağın iptali için açılan davayı reddetmiştir. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi 1989 tarihli bir kararında, “Laik devlette hukuk düzeninin, dinsel gereklerle sağlanıp sürdürülmesi benimsenemez” diyerek, 2547 sayılı kanuna değişiklik yoluyla getirilen başörtüsü serbestisini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiş ve “Devlet’in laiklik ilkesine aykırı durumları önlemesi, uygun durumları ise sağlaması yükümlülüğüdür. Derslere, çağdaş görünüme aykırı giysi ve örtülerle girmenin, özgürlük ve özerklikle ilgisi yoktur” içtihadında bulunmuştur. Nihayet, başörtü konusu, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözeşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle, iki kız öğrenci tarafından, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Önüne’de getirilmiş, komisyon 5.3.1993 tarihli kararında, “Sözleşme, kamuya açık alanlarda, bir dinin ya da inanışın emretiği şekilde davranma hakkını kişiye mutlak olarak tanıdığı şeklinde yorumlanamaz. Üniversitenin laik ve cumhuriyetçi niteliğini korumaya yönelik üniversite kurallarının bir parçasını da diplomalara yapıştırılacak açık başlı fotoğraflar oluşturur. Laik bir üniversitede yüksek öğrenim yapmayı kabul eden bir öğrenci, bu üniversitenin bütün kurallarına uymayı da kabul etmiştir,” diyerek davayı reddetmiştir. 1982 tarihli, bugünkü Anayasamız m. 138/IV ile “Yasama ve Yürütme Organlarıyla İdare, Mahkeme kararlarına uymak zorundadır” ve m. 153/VI ile “Anayasa Mahkemesi Kararları Yasama, Yürütme ve Yargı Organlarını, İdare Makamlarını, Gerçek ve Tüzel Kişileri Bağlar” hükümlerini içerdiğine ve TBMM üyeleri de Türk Ceza Kanunu’nun 279. Maddesine göre “Geniş anlamda kamu görevlisi” olduğuna göre yukarıda verdiğimiz izahatın ışığı altında, Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Yasama Organı olan TBMM’nin üyelerinin de “Türban Yasağı”na, Meclis içindeki çalışmaları esnasında tabi olmaları gerektiğine şüphe yoktur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT