BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çekinmeyin lüften arayın, olur mu?

Çekinmeyin lüften arayın, olur mu?

Yataktan kalkarken rüyasında öldüğünü gördüğünü hatırladı. Kahvaltıda bunu karısına söylediğinde:



Yataktan kalkarken rüyasında öldüğünü gördüğünü hatırladı. Kahvaltıda bunu karısına söylediğinde: - Allah korusun... Rüyada ölümü görmek ömrü uzatır, dedi karısı bilgiç bilgiç. - İnşallah, dedi Yüksel Bey. Tam da yolculuk öncesi... - Yok yok, bozma moralini. *** Karısının tesellisine rağmen, o gün vize için gittiği İngiltere Konsolosluğu’nda önüne habire çıkarılan engeller karşısında canı sıkılmış, morali bozulmuş, tepesi atmıştı. Formlar dolmakla, sorular cevaplamakla bitmiyordu. Yüksel Bey kendi kendine hırıltılı hırıltılı söyleniyordu: - Şuraya bak, “Ülkenizde hastalanırsam bütün sağlık giderlerim şirketim tarafından ödenecektir.” Yok artık, kahvaltı ücretini, metro biletini de taahhüt edelim! (Etrafta bir dert ortağı aradı; küt saçlı, kısa boylu, orta yaşlı bir kadının kendisine tebessümle baktığını görünce iyice alevlendi:) Üçüncü ülke vatandaşı muamelesi yapıyorlar insana... Eskiden bu kadar değildi yaa... *** Tekstil tüccarı Yüksel Bey Liverpool’da bir dostunun evinde kahvaltı yaparken bayıldı ve sandalyeden mermere düştüğünde kafasından kan gelmeye başladı. Arkadaşı apar topar hastaneye kaldırdı. *** Öğleden sonra kendine geldiğinde, çat pat İngilizcesi ile doktorun ne dediğini anlamayınca, merakla ve imdat ister gibi arkadaşına döndü. Umut Bey tercüme etti: - Kalbinde ritim bozukluğu varmış ama korkulacak bir şey yokmuş. Birkaç gün burada kalacakmışsın, seni sapasağlam göndereceklermiş. Yüksel Bey, dört gün kaldığı hastanede gördüğü ilgi ve ihtimamdan çok etkilendi. Türkiye’ye dönünce ilk iş olarak bir hastane kurmaya orada karar verdi. Havalimanında kendisini uğurlamaya gelen Umut Beye: - Ben onu bunu bilmem abiciğim, en güzel yatırım insana yapılan yatırımdır, dedi ayrılırken... *** Gerçekten de kararlı davrandı Yüksel Bey. İşyerine yakın boş ve metruk bir binayı kiralayıp restore ederek pırıl pırıl hale getirdi. İşi bilen iyi bir ekip kurdu. Özel hastane kısa sürede arı kovanı gibi hareketlenmeye başladı. Bir araya topladığı bütün personelden bir tek şey istedi: - “Hastanede rehin kaldı” türünden haberler istemiyorum. Maddi konularda mümkün mertebe kolaylık gösterin insanlara... *** Her şey üç yıla sığdı aslında... Yüksel Bey zaman içinde gördü ki, özel hastane tekstil gibi para getirmiyordu. Bağladığı büyük paranın giderek eridiğini görünce, hastaneyi satılığa çıkardı. Kurarken harcadığı paranın yarısını “kurtararak” hastaneyi bir gıda şirketine sattı. Karısı başının etini yemişti ama o, “Buna da şükür” diyordu yakın çevresine... *** İngiltere’deki kalp krizinden tam 3 yıl, 4 ay, 3 gün sonra ikinci kez kalp krizi geçirdi Yüksel Bey. Gece yarısıydı ve karısı akrabalarından kimseye haber vermeye fırsat bulamadan, kendileri gibi çocuksuz olan karşı komşularının yardımıyla, eve yakın olan devlet hastanesinin aciline götürdü eşini. Kadıncağız hastanedeki ilgisizliği, bakımsızlığı, kalabalığı, vurdumduymazlığı görünce, üstelik bir de doktorun pat diye: - Komadan çıkması çok zor, demesiyle çöktü kaldı. Kocasını bir an önce bu izbe yerden çıkarmak istiyordu ama nasıl? Komşudan cep telefonunu istedi ve bir zamanlar kocasının sahibi olduğu hastaneyi aradı; kendini tanıttı, durumu bildirdi. - Biz size hemen döneceğiz, dedi biri. Gerçekten de döndüler. Hem de hastanenin yeni patronu: - Çok üzüldüm Bahar Hanım, geçmiş olsun. Hastane için şöyle bir sıkıntı var; biliyorsunuz hastanede ölümler Sağlık Bakanlığı nezdinde bizi şeyediyor, yani hastanenin kredibilitesini düşürüyor. Buraya almasak... Yapacak başka bir şey olursa, çekinmeyin lütfen, arayın. Yapacak bir şeye gerek kalmadı; çünkü Yüksel Bey o gece ve ertesi günü komada geçirdikten sonra, hastanedeki ikinci gecesinde saat 02:00’de hayata veda etti.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT