BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Oğullarının üzerine titriyorlardı...

Oğullarının üzerine titriyorlardı...

Yağmur fark edilmeyecek kadar hafif yağmasına rağmen Oktay’ın trençkotu bayağı ıslanmıştı.



Yağmur fark edilmeyecek kadar hafif yağmasına rağmen Oktay’ın trençkotu bayağı ıslanmıştı. Delikanlı siyah saçlarını parmaklarıyla geriye doğru düzelterek gözlüklerine damlayan damlalara engel olmak istedi. Adımlarını biraz daha sıklaştırarak neredeyse koşarak geçti karşıya. Elinde arabasının anahtarını sıkı sıkıya tutmuş, üzerine doğru gelen bir ticari taksinin sıçrattığı sudan kurtulmak için ani bir hareketle atladı kaldırımın öteki tarafına. Biraz da kızgın bir şekilde baktı taksinin arkasından. Yine de ucuz kurtarmıştı. Üzerine gelmemişti sıçrayan çamur damlaları... Hemen üç dört metre ötedeki küçük lacivert arabasına doğru yürüdü. Direksiyona oturup dikiz aynasından ıslanmış yüzüne baktı, güneş gözlüğünü çıkartıp camlarını sildi. Sileceklerini açtı. Neredeyse akşam olmak üzereydi. Karnının acıktığını hissetti. Acele hareketlerle çalıştırdı motoru. Biraz sonra yola koyulmuştu bile. Üniversitedeki ikinci senesiydi Oktay’ın. Güzel okumuştu buraya kadar. Özel bir liseyi bitirmiş, ilk denemesinde de İstanbul üniversitesinin Diş hekimliği fakültesini kazanmıştı. Ailede büyük bir sevinç yaşanmıştı bu sonuç gelince. Babası Doğan bey zaten bir tıp doktoruydu. Oğlunun da kendi mesleğiyle kardeş sayılabilecek bir branşta okuması mutlu etmişti yaşlı adamı. Perihan hanımla Doğan beyi görenler bu çiftin ne kadar geç bir zamanda evlat sahibi olduklarını hemen anlarlardı. Bayağı yaş farkları vardı oğullarıyla. Tek varlıklarıydı Oktay. Her ikisi de bu esmer, siyah gözlü, dalgalı saçlı yakışıklı gencin üzerine titrerdi. Onun bir dediğini iki etmemeye çalışır, her istediğini yerine getirirlerdi. Oktay da bu müsamahalı davranışları hiçbir zaman suiistimal etmemiş, anne ve babasına karşı hep saygılı ve sevgi dolu olmuştu. Mutlu bir aileydi Serdaroğlu ailesi. Doğan bey oğlu için planlar yapıyor, onun mezuniyetiyle birlikte varını yoğunu onun için kullanmayı düşünüyordu. Güzel bir muayenehane açacaktı Oktay’a. Modern aletlerle donatacaktı her yerini. Kendisi iyi bir doktor olduğu için çevresi oldukça genişti. Bütün bu etrafı oğluna kanalize edebilecek gücü vardı. Oktay trafik lambalarına gelince fren yaptı. Yeşil ışığın yanmasını beklerken bir eliyle de radyoda çalan müziğin ritmine uygun olarak, parmaklarıyla direksiyonun kenarına vurarak tempo tutuyordu. Nihayet önündeki araba yaylanarak fırladı. Hemen bastı gaza. Yüz metre gittikten sonra sinyalini verip sağa döndü. Yollar yağan yağmurdan dolayı bayağı kaygandı. Dikkatle yanaştı gri badanalı iki katlı bahçeli evin önüne. Bulunduğu sokaktaki bütün evler aynı modeldi. Hepsi bahçe içinde ve iki katlı dubleks yapılardı. Koşarak girdi bahçeye. Yağmur az önceki hızını arttırmış bayağı çokça yağmaya başlamıştı. Genç adam iki adımda geçti küçük bahçeyi. Kapının sağ tarafındaki gösterişli zile bastı. Çok geçmeden kısa boylu, şişman, dalgalı saçlı sevimli bir kadın açtı kapıyı. Açmasıyla birlikte adeta çığlık atarcasına bağırdı: - Hiiii, ıslanmışsın... Oğlum, neden çıktın yağmurda?.. Şu haline bak! - Yok bir şey anne, şuradan şuraya gelene kadar ıslandım... Bu kadar yağmıyordu. Aldatıyor insanı. Perihan hanım telaşla tuttu kolundan oğlunu, içeri çekti: - Gir, gir içeri... Sırılsıklam olmuş. Oktay onun sesindeki üzüntüden etkilenerek gülümsedi: - Büyütme anne, birazcık ıslandım o kadar, şeker değilim ki... - Olsun oğlum, hastalıklar bu sebeple olur. Ya bir şey olursan, senin bünyen naziktir, hemen nem kapar. Kurulan içeride iyice, çıkar giysilerini, hepsini değiştir. Oktay başını salladı: - Haklısın, bir de sıcak duş yapayım en iyisi. Ardından da bir çay içerim. Babam geldi mi? - Hayır, neredeyse gelir ama telefon etti. Yemek hazır, çayı yemekten sonra iç. Bir de aspirin vereyim sana. Genç adam keyifle eğilip öptü iki yanağından annesinin. Yaşlı kadın dalyan gibi oğlunun yanında küçücük kalıyordu kısa boyuyla. Açık kestane rengi saçlarını arkasında toplamış, pembe tenli geniş yüzü iyice meydana çıkmıştı. Çenesinin tam ortasında bir gamzesi vardı. Oktay iki parmağıyla çenesini tuttu annesinin: - Gamzeni sevsinler senin annelerin güzeli... Hızla salona girilen kapının yanındaki tahta merdivenlere yöneldi. Yatak odaları yukarı kattaydı. Perihan hanım sevgiyle baktı oğlunun arkasından. İçinin titrediğini hissetti. Oktay’ın ıslak trençkotunu asmak üzere balkona doğru yürüdü... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT