BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hukuk Kurultayı 2000 veya özlem

Hukuk Kurultayı 2000 veya özlem

Yaşı 82. Meslekte 61 yıl hizmet vermiş. Bunun 40 senesini ayakta ders vererek geçirmiş.



Yaşı 82. Meslekte 61 yıl hizmet vermiş. Bunun 40 senesini ayakta ders vererek geçirmiş. Hâlâ da öyle bir performans sergiliyor ki hayranlık uyandırıyor. Bu hocanın ismi, hocaların hocası “şeyhül muallimin” Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer. Başkent’te Ankara Barosu’nca gerçekleştirilen “Hukuk Kurultayı 2000”nde Dönmezer Hocamı 1960’lı yıllarda sosyoloji ve kriminoloji dersi verirkenki gibi zevkle izledim. Meğer bütün insanlarımız bilgiye açmış. Prof. Dönmezer’e göre laik bir devlet din ile alakasını keser. Dinden daha önemli bir sosyal süreç de yok. Fransa’da hükümet mutlaka Başpapaz’ın görüşünü alır. Doğan her İsveçli kiliseye yazılmak zorunda. Vergi vermek durumunda. Ve kilise çok zengin. Diyanet İşleri Türkiye’de bir hizmet teşkilatıdır. Kesin ihtiyaç vardır. Laiklik milli karakterimiz için ters ve aykırı değildir. Zorunludur. Zorunluluk hukuka uygunluğu getirir. AYKIRI BİR SES Başarılı kurultayın mimarları Atila Sav, Erdal Merdol, Erkan Yücel, Şahin Mengü ve Oğuz Büyüktanır ile Hakkı Süha Okay sosyal demokratların sıcak isimleri olduğundan CHP hep kurultaydaydı. Öteki partilerin esamesi bile okunmadı. Hatta yan kuruluşları gibi çalışan sivil meslek kuruluşları bile yoktu. 5 gün süren ve hergün ilginin artarak devam ettiği Kurultay’da bir aykırı ses, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yakın dostlarından Avukat Mahmut Özbay oldu. Türban tartışılır, hukuken bütün yolların kapandığı iddia edilirken, sayın Özbay oturum başkanının taraf olduğunu savundu. Bildirilerin tek yanlı aktarıldığını söyledi. Hukukta toplumun dışarda bırakılamayacağını, böyle işleyen bir sürecin de adalet olmayacağını bildirdi. Erdal Merdol, Mahmut Özbay’ı insafa davet etti, ancak yine de söz vermedi. Gerilim olunca konu daha fazla dikkat çekiyor. Yahut örneklemeler hayatın içinden olunca heyecan doruğa varıyor. Üstelik tebliğ konuları da çok iyi seçilmişse oturum keyifle izleniyor. Yansıyor. YARGITAY’DA BİR YILDIZ Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş ilgi odağıydı. 163’ün yeniden getirilmesini istedi. İrticanın giderek büyüyen bir tehlike olduğunu ileri sürdü. Tartışılmadı görüşleri, medyatik kaldı. Yargıtay Başkanı Doçent Dr. Sami Selçuk’un öyle değildi. Salon dışına taştı tartışmalar. Prof. Anıl Çeçen, Türkiye’de kamu ve özel hukuk ayırımının kaldırılmasını isterken, Başkan Selçuk bilimsel konuşma yapılması uyarısında bulundu bu eski dostuna. Prof. Semih Gemalmaz ise AİHM kararlarının iç hukuka etkisi tebliğiyle takdir edildi. Bu takdire, Adalet Müsteşarı Şeref Ünal “hazin bir teceli” biçiminde karşı çıktı. Ama, Avrupa Konseyi Delege Komitesi’nde görevli Prof. Hans Heiner Kühne’ye bir mesaj göndererek alkış aldı. Dedi ki “Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalci ilan eden kararınız siyasidir, ortadan kalkmalı. Buna uymak mümkün değil. Bir milyon dolara mahkum edildik. Aynı konuda sırada bekleyen 2280 başvuru daha var.” Sami Selçuk’a bir tepki de Kırıkkale Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Mehmet Kocaoğlu’ndan geldi. Sayın Selçuk’un deyişi ve tespitiyle uzlaşma kültürüne davet etti Yargıtay Başkanı’nı. Ama kim ne derse desin Dönmezer Hoca gibi, Sami Selçuk da kurultayın yıldızıydı. Ve sadece oturuma başkanlık yaptı. Keşke tebliğ sunsaydı. NEFESLER TUTULUYOR Çeteler ve mafya tebliğinde salon hınca hınçtı. Sorun için Prof. Feridun Yenisey Türkiye Başsavcılığı kurulmasını, güvenlik güçlerine ülke çapında araştırma yetkisi verilmesini, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde de bir daire oluşturulmasını önerdi. Şüpheliler toplandıktan sonra, delil toplanması uygulamasının da kalkmasını istedi. Turgut Kazan kimine göre bir hukukçu samimi, kimine göre tiyatrocu gibi, kimine göre de provokatör gibiydi. Ancak kendisini dinletmesini ve tartışmasını bildi. Kazan’a göre, bütün dünya çete belası yaşıyor. Çeteler sisteme hakim olunca mücadele ihtiyacı doğdu. Çetelerin bir ayağı siyasette, bir ayağı bürokraside, ötekisi emniyette, yargıda. Kara paraya seyirci kalmakla normlar sistemi değiştirmez. Türkiye’de terör ve mafya çeteleri var. PKK Diyarbakır Cezaevinde doğdu. Dünyada 890 milyar dolarlık uyuşturucu rantı var. Bu parayla dünyaya hükmedersiniz. Bu trafiğin % 60’ı Türkiye’den geçiyor. 12 milyar doları da ülkemizde kalıyor. Böyle olunca cinayetler için kredi alınıyor. Bahçelere böylece keçiler salınmıyor, pasaportlar bile verilmiyor. Bir belayı ezerken, ötekisini büyüttük. Şimdi kamusal duyarlılığı artırmalıyız. Gençlere görüşlerini aktarma imkanı vermeliyiz. Şeffaf olmalıyız. Bilgi edinmenin önünü açmalıyız. Bankacılıktaki sır kavramı yeniden ele alınmalı. ÇOCUK YARGILANMALARINDA ÇAĞDAŞLIK Çok keyifli tartışmalar oldu. Mesela Adalet Bakanlığı İstatistik Genel Müdürü Mustafa Tören Yücel uluslararası ilişkileri kapsayan konuda ispat külfetinin sanığa yüklenmesini istedi, Savcıya değil. Ve örneklerini verdi dünyadan. Prof. Durmuş Tezcan uluslararası ilişkilerin artmasıyla rüşvetin de peşinden geldiğini iddia etti. O kilolu vücuduyla da az kaldı ayağı takılıyordu... Günümüze gelince Avukat Türkay Asma öğretmen istedikleri için yargılanan çocukları misal gösterdi üzülerek. Ama öteki örnekleri daha etkileyiciydi fakat bilinmiyordu. Ankara’da 5 yaşındaki bir çocuk 8 aylık kardeşini annesi çamaşır yıkarken öldürdüğü için yargılanmış! Oysa annesi tedbir almamış. Ağlayınca bebeği kucağına alan çocuk, kardeşini düşürünce hayatını kaybetmiş. Yargılanması gereken anne, çocuk değil. Dicle Üniversitesi’nden Doçent. Dr. Handan Yokuş Sevük yıl içinde Diyarbakır DGM’de 11-14 yaşları arasında 139 çocuğun yargılandığını aktardı. Gerçekten çocuk ve gençlerin yargılanması konusundaki alt yapı maalesef hâlâ tartışılıyor, gereği yapılmıyor. BİR YERDE 3, ANKARA’DA 30 Kurultay’a giren gazetecilerin Sarıbasın kartları alınıyor. Yerine giriş kartı veriliyor. Eğer ikinci bir hüviyetiniz yoksa simultine tercümeyi dinleme imkanımız olmuyor. Gazetecilere, normal vatandaş gibi bile davranılmadı, uygulamada. Böylesi uzun günleri kapsayan kurultaylarda özellikle içecek ve vestiyer hizmetleri fahridir. Danışmadakiler konuyu bilen profesyonellerden seçilir. Görevliler, Kurultay’ı “bilmiyorum” diyemezler. Kibarlık başka bilgilendirmek başka. Keşke her tebliğci yazılı sunsaydı bildirisini. Hocasınınki gibi, kendisininkini de iyi hazırlasaydı. Özetlemeseydi kürsüdekini. Kurultay’da gençler ve özellikle de stajyer avukatlar çoğunluktaydı. Dil biliyorlardı. Ama baronun staj için aldıkları ücret canlarını yakmış. Diyarbakır’da 3 milyon olan baroya katkı payı başkent’te 30’a yükselmiş. Ama tümü de baronun otobüsleriyle gidip-gelerek ilgiyle izlediler kurultayı. Hiç fire verilmedi. Medya verdi, onlar vermedi. Çok istifade ettiler. Muhit edindiler, gözlem sahibi oldular bizlerle birlikte. EVRENSEL BOYUT Bilkent Otel de bu tür etkinlikler için biçilmiş kaftan. Tek sorun kurultay sonrası içten-dıştan donan araçların camlarını temizlemek oldu konukların. Aman Allahım ne soğuktu. Ne var ki kurultayın sıcaklığı yendi. Kurultay’da küreselleşme ve Globalleşmenin boyutlarına varıncaya kadar tartışıldı. Çağın özgürlükler ve bilgi dönemi olduğunda mutabakata varıldı. Prof. Süheyl Batum Temel hak ve özgürlüklerin artık evrensel boyuta girdiğini anlattı. “Ulusalüstü hukuk geliştirildi, insan hakları geliştirildi” dedi. Neydi ulusalüstü’lük. Evrensel de değil, milli de. Peki ne? Dönmezer Hoca imdada yetişti ve Fransızca’dan “süprenasyonal”in karşılığı olduğunu anlattı. Batum Hoca’ya göre adil yargılanmak, özel hayatın gizliliği, işkence yasağı gibi uluslararası sözleşmeler böyle. “Kendi kendimize çözeriz” anlayışı, yerini evrensel ve ulusalüstü hukuka bırakıyor. HUKUK DEVLETİ Düşünce hürriyetinin sınırlandırılması AİHM’ye göre şiddete yönelmek, silahlı eylem, baş kaldırı ve nefret oluşturacak duyguların yansıtılması halinde olabilecek. 312 bu çerçevede çok tartışıldı. Terörle Mücadele Kanunu da. Tek savunan Vural Savaştı. Kendisi de eleştirilmekten şikayet etti. Etti ama ortaya bir gerçek çıktı hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti arzusu bütün katılımcılar için özlemden de öte gerekti, hızlandırılmalıydı. Ankara Barosu’nu kutlamak bir iltifat değil, bir hakkı teslim sadece. Devamı gelsin ne dersiniz? Ülkemizde meğer ne kadar da önemli akademisyen, yazar, hukukçu, gazeteci, yargıç, bürokrat, sivil toplum kuruluşu temsilcisi varmış da farkettik.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT