BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Garip bir sevinç duydu...

Garip bir sevinç duydu...

Muazzez hanım kızına kapıyı açtığı zaman televizyonda bir filmi takip ediyordu. Gülümseyerek telaşla yerine döndü.



Muazzez hanım kızına kapıyı açtığı zaman televizyonda bir filmi takip ediyordu. Gülümseyerek telaşla yerine döndü. - Hoş geldin kızım, kusura bakma çok heyecanlı bir film izliyorum, yerime döneceğim. İclal elini kaldırıp “boş ver anne” der gibi salladı: - Sen bak seyretmene, birazdan ben de gelirim yanına, başını anlatırsın, beraber izleriz... Muazzez hanım öğretmendi. Beş altı yıl evvel emekli olmuş, ama sekiz yıllık eğitimin yürürlüğe girmesiyle tekrar göreve dönmüştü. Oturdukları eve çok yakın bir ilköğretim okulunda görev yapıyordu. Sabah gidiyor, öğlen geliyordu. Bu işi hep zevk alarak yapmıştı. İki çocuğu vardı. Biri İclal, biri de onun büyüğü Ferhat. Ferhat evliydi ve avukatlık yapıyordu. İclal’le araları sekiz yaştı. Çocuklarına da öğretmenlik yapmıştı Muazzez hanım. Her ikisine de ilkokulu o okutmuştu. Eşi Şerif bey ise bir bankada müdürdü. İclal’e çok benzerdi. Tıpkı babası gibiydi genç kız. Her ikisi de yeşil gözlü, kumraldı... Genç kız elini yüzünü yıkadıktan sonra ev kıyafetlerini giyip salona geldi. Gerçekten dalmıştı annesi. Biraz ses çıkartmadan izledi o da. Başını bilmediği için pek bir şey anlamamıştı filmden. Bir ara reklam girdi yayına. Muazzez hanım döndü: - Ayy, çok güzelmiş doğrusu, epeydir böyle güzel bir film izlememiştim. - Ben anlamadım bir şey... Kadın saate baktı: - Sen erken geldin bugün ya? Başını salladı genç kız: - Bir arkadaş getirip bıraktı arabasıyla. Rahat oldu. Bizim burada, Levent’te oturuyormuş. Her gün alayım sabahları diyor. Kadın memnun bir tavırla başını salladı: - İyi ya işte ne güzel, alsın tabii geçerken. Kışta kıyamette kolay mı onca yolu gitmek. Hazır araba varken... Garip bir sevinç duydu İclal içinde. Belli etmedi. Zaten duygularını hiç belli etmez, tepkilerini bile sadece sözleriyle anlatırdı. - İyi, arar söylerim. Haber ver demişti. Muazzez hanım tekrar televizyona çevirdi başını: - Bu reklamlar da başladı mı bitmek bilmiyor. Neredeyse film kadar reklam sürüyor. Kızına döndü tekrar: - Kim bu kız, okuldan mı arkadaşın? İclal hafifçe gülümsedi: - Kız olduğunu kim söyledi anne, arkadaşım erkek. Adı Oktay. Bir doktorun oğlu. Sınıf arkadaşım. Muazzez hanım da gülümsedi. - Ne bileyim ben. Sen pek erkek arkadaşlarınla gezmezsin de... - Yanılıyorsun anne, arkadaşız hepimiz. Oktay’ı tanırım geçen seneden beri ama çok fazla bir yakınlığımız yoktu. Kadın umursamaz bir şekilde değiştirdi lafı: - Ağabeyinler gelecekmiş akşama. Telefon etti. Balık almış, hep birlikte yiyelim dedi. Yengen de işten çıkıp doğruca buraya geliyor. Babana da haber verdim. Oyalanmayacak. Sen güzel bir salata yap artık. Keyifle kalktı yerinden genç kız. Annesine yaklaşıp onu yanaklarından öptü. - Tabii yaparım, hem de öyle bir salata yaparım beraberinde parmaklarınızı da yersiniz. Ama önce Oktay’ı arayıp yarın uğramasını söyleyeyim. Telefonu çevirirken içindeki zapt edilmez heyecana kendisi de şaşıyordu. Oktay açtı. - Ben İclal... Yarın geleceğim seninle. Uğrayabilirsen şayet... Muazzez hanım kızının gülümsemesinden karşı taraftan esprili bir cevap geldiğini anlamıştı. Sevgiyle baktı evladına. Hiç üzülmemişti her ikisini de yetiştirirken. Gerek tahsilleri boyunca, gerekse kendi yaşantılarında hep aklı başında davranışlar sergilemişler ufak tefek çocuk kaprislerinin dışında mükemmel bir evlat olmuşlardı... Mutluydu Muazzez hanım. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT