BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Halkımız ve demokrasi

Halkımız ve demokrasi

Üç gün önce bizden bir arkadaşın kızı evleniyordu. Oldukça lüks, güzel bir salonda, pek de “sosyete” denilmeyecek bir kalabalık var. Biz, birkaç gönül dostu hasret gidermeye ve değişik tellerden sohbet etmeye çalışıyoruz.



Üç gün önce bizden bir arkadaşın kızı evleniyordu. Oldukça lüks, güzel bir salonda, pek de “sosyete” denilmeyecek bir kalabalık var. Biz, birkaç gönül dostu hasret gidermeye ve değişik tellerden sohbet etmeye çalışıyoruz. Sohbet, hasret, her telden dostluk, dedim ya, ne mümkün bunlar! Salondaki kibar insanları sanki tokmağı altına almış gibi davul gürültüsünde, feryat çığlık veya kışkırtma âhenginde sözümona bir müzik. Dışarı kaçsan, soğuk, kulaklarını tıkasan fayda yok, birkaç dostla geçecek bir iki saat, bu sesler yüzünden zulüm mü desem, ölüm mü desem... Bir dost, “Acaba yüzelli ikiyüz kişilik şu kalabalık arasında, bu korkunç gürültüyü gönülden isteyen kaç kişi vardır?” diye yakınarak, rahatsızlık içinde soruyor. “Sahi bu nasıl eğlencedir! Huzur akıl bırakmadılar” diyor. Birimiz: “Peki ama, biz bu zevksiz, bu ezici, yıkıcı müzik eziyetini sırf alafrangadır, bu salona ancak böylesi yakışır diye çekecek miyiz? Nedir yani! Gidip susturacak, yahut biraz hafifletin, ara verin, başka havalar da çalın? diye konuşacak kimse yok mu?” Ahbaplardan birisi: “Var ama çıkamaz!” nüktesiyle bizi güldürüyor. Fazla lâfa hacet yok. Millet olarak şu büyük kusurumuz çıkıyor ortaya! Tepeden her ne indirilirse boyun eğiyoruz. Eyvallah ediyor “Gökten ne indi de yer kabul etmedi” atasözümüze bile konu olan itaatçilik “Aman karşı çıkmayalım mutlaka bir hikmeti vardır inancı.” Bu bizim içimize sindirilmiş olan teslimiyet ruhudur. Biraz da, “Başkaları ve hele yabancılar bunu benden iyi bilirler.” Medenî, ileri görüneyim kompleksi ne derler korkusu, şahsiyetimizi yılgınlaştıran illet. Bu hal, milletimizi demokrat ve hür olmakta son derecede gevşek davrandığını gösteriyor. Hakkını arıyor, düşündüğünü açıkça söyleyemiyor, zayıfı, haklıyı, kafasına uygun olanı savunmuyor; fedakarlık yaparak faydalı birini kayıramıyor. Nemelâzımcıyız ve başkasına yapılan zulmün, kötülüğün bir gün bizim de başımıza geleceğini düşünemiyoruz. Sevgili Hasan Celâl Güzel Bey’in bildiğimiz pek çok nahoş ve fazilet dışı sebeplerle ve sırf fikir hürriyetini gözettiği için hapse düşmesi büyük bir acımızdır. Ama gördüğü bu cezanın sadece hafif ve romantik üzülmelerle karşılanması daha da hazindir. İşte milletimizin bu hafiften alışı beni öteden beri daha büyük kaygı ile düşündürmektedir. Büyük devlet makamlarında bulunmuş, yüzbinlerce insana iyilik yapmış, bakanlığı, parti liderliği sevimli, şen ve anlamlı bir Hasan Celâl bey bu çilesinde üstelik hiç de tek değildir. Türkiye’ye usulen demokrasi geldiğinden beri, halkımızın sırasında yapması şart olan medeni tepkilere hiçbir zaman yeterince şahit olmamışızdır. Menderes ve arkadaşlarına karşı kanunî ve fakat merdane bir mazlûm kahramanı koruma mücadelesi yapılamamıştır. Tayyip Erdoğan da Hasan Celâl gibi evet çok kalabalık sevgi tezahürleri görmüş ama medenî ülkelerdeki ciddi hukuk mücadelelerini görmemiştir. Üstün hizmetlerini helâl ettirecek büyük tezahürler ile mutlulanamamıştır. Bu bakımdan, yine Hasan Celal beyin: Beni hapse halk gönderdi. “Millete kırgın olunmaz” denilir; hayır olunur. “Millet hata yapmaz” denilir, hayır yapar. Ben milletin hürriyeti için ortaya çıktım, ama... Beni sadece oyla dahi bu ıstıraplardan kurtarabilirdi halkımız.” Gerçekten sayın H. Celâl beyi, bu millet bağlı bulunduğu partileri ikna etmiş olsaydı hepimizin içini yakan bu kadar çile ve ıstırap elbette başa gelmezdi.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99370
    % -0.47
  • 5.6109
    % -2.33
  • 6.3463
    % -2.11
  • 7.3974
    % -2.47
  • 237.819
    % -2.27
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT