BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tarih büyüteci

Tarih büyüteci

Tarih, bir ölçüdür; teknoloji değişir, insan aynıdır, milletler de aynı.



Tarih, bir ölçüdür; teknoloji değişir, insan aynıdır, milletler de aynı. Mücadele, kavgalar sürüp gider. Eğer tarihi hakkıyle tanısak bugünkü bir çok bilmeceyi daha kolay çözme şansını yakalarız. Tarihi büyüteç altına alınca yeni şartlar çok daha iyi anlaşılıyor. Zira bugün ‘sonuç’tur, veya ‘netice’. Bir de ‘sebep’ var. Tarih, sebebi tesbit imkânı vermekte. Sebep tesbit edilince de sonuçla aradaki illiyet rabıtası, illiyet bağı ortaya konabilmekte. Dünyanın küreselleşmesinden söz ediyoruz. Globalleşme... Doğru. Çünkü teknoloji bizi yanıltıyor. Oyuncaklar, büyük gerçeklere varmamıza engel, Cep telefonu ile en olmadık yerden Paris’i yahut Brüksel’i veya Moskova’yı bulup konuşma kolaylığı olunca her şey bitiyor. Bu kişi bazında böyle, Devlet bazında ise küreselleşme hep vardı. Hele imparatorluksanız haydi haydi öyle. Zaten imparatorluk veya yerli söyleyişle “Cihan Devleti” olmak doğrudan küreselleşmeye adım atmaktır. İsmi üzerinde “Cihan Devleti” veya “Dünya Devleti”. Kabile, aşiret ve beylik düzeninden çıkıp devlet nizamına erişince bu ‘erd küreyi’ başkaları ile paylaşıyorsunuz demektir. O zaman da oyunu kurallarına göre oynamak gerek. Devlette hissilik olmaz. Devletler, birbirinin gözünün içine baka baka diğerini atlatırlar. Onun için de devreye diplomasi girer, ihbar girer, istihbarat girer, casus girer vs. Araştırınız; Hizbullah’ın da PKK’nın da numunelerini tarihte göreceksiniz. Onlar da bölüyordu, onlar da ayaklanıyordu, onlar da öldürüyordu. Celalî isyanları nedir? Meselâ: İran kaynaklı “Şahkulu” faaliyeti devrinin Hizbullah’ı sayılamaz mı? Keza, Pir Sultan Abdal, hatta Dadaloğlu başkaldırması PKK yahut TİKKO olarak kabul edilemez mi? Bunlar bir başlangıç değil midir? Öyledir veya değildir; dememiz o ki her silahlı, silahsız kalkışmanın ardında en az bir başka devlet vardır. Dün öyleydi, bugün de öyle yarın da öyle olacaktır. PKK’yı Suriye’nin, Hizbullah’ı İran’ın desdeklemesi gibi. İlk zamanlar bir devlet destek olur, sonra diğerleri devreye girerler. “Vesika!” derseniz; işte bir başucu kitabı... “İngiliz Câsusu’nun İ’tirafları* .” O’nu hâlâ okumayan varsa hemen temin edip hafızasına nakş etmeli. Bu eser, bir büyüteç, tarih büyüteci. Hadiseleri daha bir doğru okumak için kıstas. Bakınız 25. baskının 10. sayfasında ne yazıyor? “Osmanlı imparatorluğunda açılan misyoner mekteplerinde ve kiliselerde aldatılan gayr-ı müslim vatandaşlar, Osmânlıya karşı ayaklandırıldı. Mekteplere muallim ve kiliselere papaz ismi ile Avrupa’dan gelen siyâh cübbeli câsuslar, gazeteciler, her geldikleri yere para, silah ve fitne getirdiler. Büyük isyanlar oldu. Târîh sahifelerinde, insanlık lekesi olarak duran, Ermeni, Bulgar ve Yunan mezâlimi yapıldı.” 105. Sayfadan.. “.....Gülhane Fermanından sonra, Osmânlı devletindeki misyoner faaliyetleri arttı. Anadolunun en güzel yerlerine kolejler açıldı. Fermândan yirmi bir sene sonra, Harput’da, 1859’da ‘Fırat Koleji’ açıldı. Bu bina yapılırken hiç bir masraftan kaçınılmadı. Bu arada misyonerler, Harput ovasında 62 merkez kurmuşlardı. 21 kilise yapılmıştı. Altmışaltı Ermeni köyünden 62’sinde misyoner teşkilatı kurulmuş ve her üç köy için bir kilise yapılmıştı. Yediden yetmişe, bütün Ermeniler, müslümanlara ve Osmânlıya karşı düşman edilmişti. Misyoner kadınlar da, Ermeni kadınlarını ve kızlarını bu husûsta yetiştirmek için, büyük gayret sarf etmişlerdi. Meşhûr kadın misyoner Maria A. West, dahâ sonra neşr ettiği ‘Romance of Mission’ kitabında, “Ermenilerin rûhuna girdik, hayâtlarında ihtilal yaptık” demektedir. Bu faaliyet, Ermenilerin bulunduğu her yerde yapıldı. Gaziantep’de ‘Antep Koleji’ ve Merzifon’da ‘Anadolu Koleji’, İstanbul’da ise ‘Robert Koleji’, bunların başlıcalarıdır. Meselâ Merzifon Kolejinde hiç Türk talebe yoktu. 135 talebeden 108’i Ermeni, 27’si Rumdu. Bunlar yatılı olarak Anadolu’nun her yerinden toplanmış talebelerdi. Müdürü diğerlerinde olduğu gibi bir râhibdi. Bu arada, Anadolu kaynamağa başladı. Ermeni komitecileri, müslümanları insafsızca katl ediyor, müslüman köyleri yakıyor, vatanın bekçisi ve sahisi Osmanlıya hayat hakkı tanımıyordu. Bu Ermenilerin takibi sonucu 1893 senesinde yaptıkları büyük katliâmlarda komitacıların bu kolejde yuvalandıkları, bütün faaliyetlerinin hazırlığını burada yaptıkları ve reîslerinin Kayayan ve Tumayana adlı kolej muallimleri olduğu ortaya çıkarıldı. Bunun üzerine misyonerler, bütün dünyayı ayağa kaldırdılar. Bu iki hain Ermeniyi kurtarmak için, Amerika’da ve İngilterede çok büyük nümayişler tertib etdiler. Bu sebeple İngiltere ile Osmanlı devletinin arası açıldı..” Teknoloji tekerrür etmez; tekerrür etseydi bir zaman sonra atın uçağın yerini alması icap ederdi. Tarihse tekerrürden ibaret. Bu da devletlerin kaderi. Devletler, büyük dengelerle sonsuza doğru varlıklarını sürdürüyorlar. Bu arada devlete de herkese de düşen tarihten ders almak ve değerleri yerli yerine oturtmaktır. Veya dostla düşmanı ayırmak. Dostla düşmanı ayırmak hiç de kolay değildir... Onun için de tarihe bakmak lazım. ........... *İNGİLİZ CASUSU’NUN İ’TİRAFLARI, Hakîkat Kitabevi-0212. 523 45 56 www.hakikatkitabevicom.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT