BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NASIL BİR BELEDİYE-5-

NASIL BİR BELEDİYE-5-

Belediyelerin beşinci sınıf olanlara iş bulma müessesesi olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan, “Belediyeler mutlaka kesin vergi koyma yetkisi ile donatılmalıdır. Belediye vergi yetkisi olmadan bir şey yapamaz. Sadece merkezi hükümetin uşağı olur” dedi.



Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan; aydın, çalışkan, gayretli ve heybetli bir başkan. Sözünü esirgemeyen bir lider. Gaziantep’te yaptıkları ile hem yeniden seçimi kazandı, hem de ünü şehir ve ülke sınırlarını aştı. Gaziantep’e başkanla röportaj için bir günlüğünü gitmiştim. Dobra dobra konuştuk. Ancak beni bırakmadı, “Antep’i gezdirmeden asla dönemezsin” dedi. Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Mehmet Ali Bozkına ile Gaziantep Kalesi’nden başlayıp, belediye yatırımlarına kadar şehri karış karış dolaştık. Celal Doğan’ın istikrarlı yönetimi şehrin gelişmesinde büyük rol oynamış. Sanayi ve ticaret siteleri, içme suyu tesisleri ve özellikle de atıksu arıtma tesisleri gibi her şehre örnek olacak mükemmel yatırımlar gerçekleştirmiş. İstediği son bir şey var: Şehrin 40 yıllık su ihtiyacını karşılamak. - Sayın Doğan, belediyecilik deyince ne anlıyorsunuz? Bu kavramın içine hangi hizmetler giriyor, hangileri girmeli? - Türkiye’de yasaların tarif ettiği bir belediyecilik var. Bir de bizim yaşadığımız, yüz yüze geldiğimiz bir belediyecilik var. Önce yasaların belirlediği belediyecilik üzerinde durursak, Türkiye’de belde, ilçe ve il belediyeciliği ile büyükşehir belediye başkanlığı var. Büyükşehir de 1984 yılında rahmetli Özal’ın yerel yönetimlere biraz yetki verme, demokratikleşme anlayışı ve yaklaşalımı ile meydana çıktı. Ama aslında 1870’te İstanbul’da, Osmanlı döneminde bundan daha mükemmel bir büyükşehir sistemi var. Şehremini sistemi, şu andaki gibi yetki kargaşası olan bir belediyecilik değil. Dört ilçe belediyesi var ama şube müdürlüğü niteliğinde. Asıl yetki büyükşehirde. Türkiye’de belediye, beşinci sınıf olanlara iş bulma müessesesi haline gelmiştir. Öncelikle mevzuat açısından belediyeciliğin yeniden düzenlenmesi gerekir. Yalnız bu yeni düzenlemenin kapsamı ayrı bir şey, mevcut sakatlıklar ayrı bir şeydir. Öncelikle belediyelerin bu sakatlıklardan kurtulması gerekir. Mevcut yasa vatandaşı topa çeviriyor. Vatandaş git gelle vakit geçirip işini göremiyor. En büyük sermaye olan zaman kayboluyor. HALKA İNİLEMEDİ İkincisi, yasanın öngördüğü belediyecilikteki hedefler içerisinde Türkiye’nin 1920’lerde merkezi hükümet esasına göre kurulması doğaldı. Çünkü bir imparatorluk enkazından Cumhuriyet’e geçiyorsunuz. Cumhuriyet’in yeni kurumlarını yaşatacak insan unsurunuz yok. O yüzden her anlayışın Ankara’dan şekillenmesi doğaldı. Okuma yazma oranı düşüktü. O zaman Türkiye’nin kaynakları bu kadar çok, ihtiyaçları bu kadar çeşitli değildi. 180 milyonluk bir bütçe ile işe başlayan Mustafa Kemal Cumhuriyeti’nin Ankara’dan Türkiye’yi idare etmesi doğaldı. Ancak zamanla bu işlerin Ankara’dan gitmediği görüldü. Yavaş yavaş il müdürlükleri kuruldu. O yetmedi bölge müdürlükleri kuruldu. Ankara yetkilerini devretse bile, Anadolu’ya devletin resmi yapısı içerisinde bakanlıkların uzantıları geldi. Ama bu bir türlü, vatandaşın dertlerini çözecek bir belediye anlayışını getiremedi. Bir tarafta yasal mevzuatın öngördüğü belediyecilik var. Örneğin eğitim yetkisi Milli Eğitim’e, trafik Emniyet’e, ulaşım Ulaştırma Bakanlığı’na aittir. Belediye başkanlarının yetkisi ancak kaldırım işgaline ceza yazmakla sınırlıdır. Örneğin belediye başkanı elektrik meselesine karışamaz. İmara açtığınız bir yerin elektriğini getirip getirmemek merkezi hükümetin veya uzantısının keyfine kalmaktadır. Onun için Türkiye’de halkın arzu ettiği belediyecilik ile mer’i mevzuattaki belediyecilik çakışmaktadır. BELEDİYECİLİK NASIL OLMALI - Sizin tecrübelerinize göre, Türkiye’de belediyecilik nasıl yapılmalı? - Bizim kafamızdaki belediyecilik şu: Dünyaya gözlerini açan bir çocuğun alacağı temiz havadan, yaşayacağı hayata, taşınacağı tabuta ve gömüleceği toprağa kadar her şeyden belediye sorumlu olmalı. Belediyeye bu sorumluluk içerisinde bakılmalı. Bu kadar geniş bir perspektife tabii ki yetki, kaynak ve sorumluluk da birlikte gelmeli. Mevcut yetki ve kaynaklarla iyi belediyecilik yapmak mümkün değil. Türkiye şu anda mevcut belediyeciliği yasak savma kabilinden yaptırmaktadır. Olaya ‘belediye yönetimleri de var’ mantığıyla bakılmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kaynaklarla belediyecilik yapılmaz. Her ne kadar 1984 yılında çıkarılan yasa ile kentlerin yüzde 5 vergisi büyükşehir belediyelerine geliyorsa bile, büyükşehirlerin sayısı 15’tir. Bu da ayrı bir adaletsizliktir. Mesela Gaziantep’teki bütün büyük şirketlerin, holdinglerin, banka şubelerinin merkezi İstanbul ve Anakara’dadır. Her türlü zorluğu bize, geliri o kente gitmektedir. Külfeti bize, nimeti onlaraÖ 11 yıldır tüm siyasilere söylememize rağmen bunu dahi düzeltemedik. Ben mevcut belediyecilik yasasındaki hizmetleri yeterli görmüyorum. Görevlerimizin artması gerekir. Tabii görev verilirken kaynak ve yetkinin de birlikte verilmesi gerekir. YERELLEŞMEDE İLK ADIM - Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için size göre ilk adım ne olmalı? - Yerelleşmeyi ancak demokrasiye inananlar yapabilir. Demokrasiye inanmak için seçilmiş insana güvenmek lazım. Falan partinin belediye başkanı vardır, filan partinin belediye başkanı tehlikelidir diye yerel yönetim yasası yapılmaz. Yasalar ülkeye göre yapılır. Efendim, Fazilet Partisi’ne yetki verirsem batırır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne verirsem şunu yapmaz. ANAP’a verirsem şunu yapar, MHP bunu yapar anlayışı ile yerel yönetim kanunu yapılmaz. Ülkenin ihtiyacına göre yerel yönetim kanunu yapılır. Bir süre önce Türkiye’de belediyelere yetki verilmesi meselesi tartışılırken, demokrat geçinen liderler, “Fazilet Partisi’ne mi bu yetkileri vereceksiniz, batırırlar Türkiye’yi” diyorlardı. Sen partiye göre kanun yapmaya çalışırsan senin halin bundan iyi olmaz. Hangi partiden olursa olsun, seçilmişe güven duyacaksın. Çok iyi murakabe edeceksin. Biz “mutlak hakimiz” demiyoruz. Suç işlemek kaydıyla her türlü cezaya razıyız. Ama suç işlemediği halde seçilmiş insan ancak demokratik yoldan görevden alınabilir. Ben 11 yıldır şunu yaşıyorum. Ankara, kim kendi belediyesi iktidarda ise ona yardım ediyor. Kendinden olmayana yardım etmiyor. Şu anda benim Antep’te 140 milyon dolar param toprakta yatıyor. Ama merkezi hükümet 60 milyon doları imzalamıyor ki ben 2040 yılına kadar olan su ihtiyacını karşılamayayım. Neden? Celal Doğan farklı partiden olduğu için. Öncelikle Ankara partizanlıktan vazgeçmelidir. Belediyelerin kaynakları eşit dağıtılmalıdır. Ha şunu hatırlatayım, biz kaynakları Ankara’dan istemiyoruz. Biz kaynakları kendi yetkimizle elde etmeliyiz. Çıkıp Gaziantep halkına demeliyim ki ben şu şu şu projeleri yapacağım. Bunun bedeli de şu kadar kesin vergidir. Bu hizmetleri istiyorsan, şu kadar vergi koyacağım, ona göre bana oy ver. İstemiyorsan oy verme, o zaman da senin hizmet isteme hakkın olmaz. Belediyeler mutlaka programla ve vergi koyma yetkisi ile mücehhez olmalıdır. O da kesin vergidir. Belediye vergi yetkisi olmadan bir şey yapamaz. Sadece merkezi hükümetin uşağı olur. Bakıyorsunuz, yüzlerce belediye başkanı parti değiştiriyor. Neden? Oy aldığım insanlara karşı mahcup olmayayım, yüzüm tutsun diye. Belediyeler mutlaka kesin vergi koyma yetkisi ile donatılmalıdır. Vergilerin bir kısmını Maliye yerine belediyeler toplamalıdır. Maliye zaten toplayamıyor. Belediyeler toplarsa hiç olmazsa kısa sürede hizmete dönüştürür. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT