BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Gözler, en derin anlamların menşei, ilahi tefekkürler, gören gözlerdeki mana hazineleri...



Gözlükçüdeki gözler Gözler, en derin anlamların menşei, ilahi tefekkürler, gören gözlerdeki mana hazineleri... İndirilen kirli perdelerle fani gözlerimiz metafizik realitenin gizemli günyasını görmek için sessiz feryatlarda... Bu aleme girip kaybolmak, varlığın yalınkat sırrına ulaşmak için can atmakta... Ontolojik kavalyeler bulup onlarla raksetmekte... Ne olurdu gözlerim, kıralı ellerin gibi direnseydi modern fenomene. Geleneğin sofrasını serseydi önümüze, fütürist çağrışımlarda bulunduğu kadar... Keşke görselliğin illüzyonuna takılıp kalmasaydı, kaynağını her daim gözyaşlarından olsaydı benim can katmam senin canan olman için... KİM BAKABİLİR? Gözlerini, gözlük sattığın dükkandaki cansız tablolarda hayata flû renklerle bakan sahte narsist aşıkların arasında bıraktım. Bilemiyorum ne kadar yakışıyordu bu feri sönmüş gözlerin içine. Hangi koordinatlara serpmeliydim ki onları, sevgimi söndürmesin, umudumu kırmasın! İşte karşında, daha ölmemişken, bir çift göz görebilmek için canını vermeye hazır modern Mecnun... Seyrediyor gözlerini! Geçmişten kalbinde kalan çizikler ve geleceğe olan ümitleriyle. Sanal kişiliklerin primitif bakışlarına dayanamaz bu garip aşık, içi burkulur meftunane bir halde... Sembolik sözlerden şuurlu zihinlere vurgu yapan gözlerin. Sana kim bakabilir benden başka? Senin gözlerindeki anlamı benim dışımda kim çözümleyebilir? Hayır, olamaz! Nazarına ilişen kem gözler, seni metafizik alemden mahrum eder. O sahte gözlerin hain olmadığından seni aldatmadığından emin olabilir misin? Sebepsiz nisyanlarda dolaşır başkaları sana bakarken. Bense sahtece bakamam gördüğüm Ma’şukaya... SUSMAK... Nakaşima Ton söylemişti, “Büyük Usta”sında; Çi ǒang’tan söz ederken... Susmak en iyi hitabın son kertesiydi, en güzel görmenin görmek olduğu gibi... Manayı görebilenlerin metaya hiçbir daim meyletmemeleri misali bu dükkanda Marks, Engels bulunamazdı, uğrayamazlardı; Bergson, Berkeley bile... İnkısar-ı hayale uğrarken gözlerindeki ebediyet neşvesini göremez isem. Sen bana ötelere uzanmanın ivmesi olmalıydın. Giderken uzaklara gözyaşlarını yanına almayı unutmamalıydın. Biriktirmemeliydin onları, uzaklara demirleyip sahici limanlarda beni beklemeliydin. Modern paradoksun içinden kurtulmuş gözlerini görseydim hayatımın mabeyncisi olmaya razıydım. Kıvranıp durmazdım sevgiyi görmekle acıyı tatmak arasında... BİR ÇİFT GÖZ Gözlerini görememekti görmenin son noktası. Belki de bu yüzdendi popüler bir kitaptaki âmâ nakkaşların en iyi nakışları işlemeleri. Gözlerin gelseydi ama geçip gitmeseydi içimden. Kalbimin en ücra köşelerine hançer indirip derin anlamlar bıraksaydı savaşımını verdiğimiz gözlerdeki labirent merceklerde... Ve! Diyorum ki, İstanbul’da gözlerin olsaydı ne kadar da yakışırdı. Fakat ben döneceğim geriye üzülme... Gözündeki İStanbul’u görmek için döneceğim. Son söz büyük bir edibin söylemiydi, en açık zihinlere: Güzel görenler güzel düşünürlerdi. Güzel düşünen “insaN”lar sanal alemdeki reel zevki alabilirlerdi. Üstün olan seçilen gözlükler değildi gözlükçü dükkanında... Onları gören gözler idi. En sonunda da ona söylenilen bir çift söz idi. Moderniteye direnen sözler... Sahte sözler düştü ama benimkiler hâlâ ayakta sevgili Jacques Ellul... Tıpkı onun dirilecek gözleri gibi... Süha KIVANÇ/ İSTANBUL Gurbet Küçük yaşta özdeşleştim onunla Benimle büyüdü, elimde gurbet Bedende dolaştı, canım, kanımla Yanık türkü oldu dilimde gurbet. Çaresiz şekilde çok şaşıyorum Mantıklı bakışla yol aşıyorum Hiç indiremedim, hep taşıyorum Düzelmeyen kambur, belimde gurbet Bırakıp gitmedi, gündüz gecemde Engelleme yaptı, aşkım ecemde Yazdığım mektupta, cümle hecemde Zarfın üzerinde, pulumda gurbet Gizli şey yapamam, hepsini bilir Yakamdan düş desem bahane bulur Çiçeğe, kovana, arımla gelir Polende, dalakta, balımda gurbet. Azıcık darılsam kılıcı çeker Kan düşmanım gibi karşıma çıkar Sanki karabasan, üstüme çöker Attığım adımda, yolumda gurbet. Ayaktan çelmeler, kolumdan tutar Çilemi çoğaltır, neşemi yutar Birfani’yle belki mezarda yatar Sadık dostum kalır, ölümde gurbet. Mehmet ALAN (Birfani)/ BAFRA Yitirdim ben Gecelerim oldu, gündüze hasret Bitmeyen saatler yaşadım Kızmadım tek bir gün yaptıklarıma Hissetmedim yüreğimde zamansız nefret Yıldızlara darılmadım Dolunayda yoklar diye... Senli aşkı buldum Muhtaç olmadım başka sevgiye Bitmeyen yıllarım olmadı Yaşlanmaktan korktuğum. Sevdamı satmak gibi Bir yanlışa düşmedim. Çünkü buldum o gecelerde Seni sevmeyi... Lokman ÇIRAK/ SARIKAMIŞ Yazmak isterim Kavgayı, Bir ağacın yapraklarına yazmak isterim Sonbahar gelsin ve yaprak dökülsün diye Nefreti karların üzerine yazmak isterim Güneş açsın ve karlar erisin diye Sevgiyi ve hoşgörüyü, güleryüzü Bütün bebeklerin yüreğine yazmak isterim Onlarla birlikte büyüsün Bütün dünyayı sarsın diye... Abdurrahman ÇOBAN/ GEYVE Ayrılık Nerde varsa iki kavak, Yan yana ama uzak, İşte ben oradayım, Elimi sana uzatarak, Nerde varsa yasak bir bahçe, İçinde kör bülbül hıçkırarak, İşte ben oradayım, İçimi kanlı ırmaklarla ıslatarak. Fidan ÇELİK / İSTANBUL Çeçenistan Onlar Kafkas kartalı Şeyh Şamil’in evladı Ruslar kafa tutalı Kanar Çeçen cihadı. Asırlardır bu kanlı Rus işgali kahretti Çok kahraman, imanlı Bir milleti mahvetti. Mazlumun ahı yakar Kanlı kızıl haini Çeçen kıyama kalkar Alır istiklalini. İmanıyla, azmiyle Çeçen savaşçıları Bir avuç yiğidiyle Çıldırtıyor Ruslar’ı Dalgalanır dorukta Yazdığı şanlı destan Göz kırpıyor ufukta Bağımsız Çeçenistan. Sefa KOYUNCU/ KONYA
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99370
    % -0.47
  • 5.6109
    % -2.33
  • 6.3463
    % -2.11
  • 7.3974
    % -2.47
  • 237.819
    % -2.27
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT