BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Hâlâ maksadına kavuşamadın mı?”

“Hâlâ maksadına kavuşamadın mı?”

İbrahim Hakkı Hazretleri 1703’te Erzurum-Hasankale’de doğdu, 1780 tarihinde Siirt-Tillo’da vefat etti. Meşhur “Mârifetnâme” adlı eserin müellifidir.



Erzurumlu İbrâhim Hakkı hazretleri, babası Derviş Osman Efendi’yi şöyle anlatır: “İsmâil Fakîrullah hazretlerinin hizmetçilerinin başı ve evlâdı gibi olan babam Derviş Osman Efendi, artık elliiki yaşına girmişti. Bu fâni dünyânın fenâlığından kurtulmak ve bir an önce Allahü teâlâya kavuşmak arzusuyla yanmağa başlamıştı... “ÖNCE NAMAZINI KIL!” Bir gün kendi dostlarından Molla Ziyâd ismindeki bir imâm, babama; “Osman Efendi kardeşim! Yıllardır İsmâil Fakîrullah hazretlerinin yanında hizmet etmekle şerefleniyorsun. Öyle ki, seni oğlundan daha üstün tutmaktadır. Hâl böyle iken, hâlâ maksadına kavuşamadın mı?” diye sordu. Babam da; “Henüz muradımın nihâyetine kavuşamadım. Sana söz veriyorum ki, maksadıma kavuştuğum zaman sana haber veririm. Yatakta olsan dahî kaldırırım” dedi... Bu konuşmanın üzerinden on gün geçmişti ki, babam rahatsızlandı. Bu imâm, babama beş gün beş gece hizmet etti. Babam yemek yemeden, su içmeden ateşler içinde beş gün yattı... Sabahleyin kalkıp, hasta babamı görmek istediğimde, oradakiler bana; “Git önce namazını kıl, sonra gel. Hasta şimdi rahatladı” dediler. Bu söz üzerine mescide gittim. Herkes burnunu tutuyordu. Hepsinin nezle olduğunu sandım. Namazdan sonra odamıza geldiğimde babamın vefât ettiğini gördüm. Benim de rahatım gitti, gönül evim zulmetle doldu. Ben bu hâlde iken, o merhamet kaynağı mübârek hocam geldi. Benden o üzüntü ve elemi aldı. Ben de kalkıp kendi kendime; “Şimdi sabredeyim. Hocam gittikten sonra nasıl ağlayacağımı ben bilirim” dedim... “GÖĞSÜNDEN BİR NUR ÇIKTI” Mübârek hocamız herkese selâm verip, babamın başı ucunda oturdu. Şehîd olan rûhuna bir fâtiha okuyup sevâbını bağışladı ve murâkabeye daldı. Ben hocamın karşısında, babamın da ayak ucunda idim. Bir anda Allahü teâlânın inâyeti erişti, ihsânlarına kavuştum. Vefât eden babam, mübârek başını kaldırdı. Kimya te’sîri olan nazarıyla yüzüme bakıp tebessüm ederek ta’ziyede bulundu. O anda mübârek göğsünden şimşek gibi bir nûr parladı. Kalbim titredi, üzüntü ve elem gidip, yerine sürûr ve lezzet doldu. Babamı bu hâlde görünce bayramlıklarını giymiş bir çocuk gibi sevindim. Üzüntülü duran dostlar bu sevincime bir ma’nâ veremeyip hayret ettiler... Namazını hocamız kıldırdı. Onun vefâtına benden başka herkes çok üzüldü. Çünkü babam Derviş Osman Efendi’yi tanıyan herkes çok severdi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT