BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şundan bundan

Şundan bundan

İNSANI dili ele verir. Sevdikleri, özendikleri de. İnsan saklanamaz.



İNSANI dili ele verir. Sevdikleri, özendikleri de. İnsan saklanamaz. İnsanı yediği içtiği bile ortaya çıkarıyor. Bu yoldan hareketle “İnsan, yediğidir” iddiasını diri tutanlar az değildir. Sözgelimi, koyun-kuzu meraklılarının kuzu gibi sakin, sığır eti sevenlerin ise boğa misali hantal olacağı söylenir. Bu durumda tavuk etini tercih edenlerle balıksız duramayanları ne yana koyacağız peki? * * * “Lâikler-antilâikler... İlericiler-gericiler... İyimserler-kötümserler” derken bir de başımıza “tavukçular-balıkçılar”, yahut “sebzeciler-meyveciler” çıkacak. Biz hep aranıyoruz zaten. Rahat bize batıyor. Neyse başa dönelim, “İnsan okuduğudur” hükmüne yani. Gerçekten de bu hüküm yabana atılır cinsten değil. Bir dostunuzun kitaplığına bakar bakmaz iç dünyasını, zevklerini; siyâsi, ekonomik, sosyal çizgisini de oracıkta anlayıverirsiniz. Çünki kitaplık bağırır: -Ben tarihim, ekonomiyim, genel kültürüm! Yahut: -Ben de sahibim gibi ıvır-zıvırdan ibâretim! * * * Dedim de hatırladım. 1940’lar ve 50’ler ciddi mânâda okunmasız dönemlerdir. Şu gazete adlarına bakın: “Ali Dayı, Karagöz, Kadıemmi, Köylü...” Bu haftalık gazetelere sonradan “Halkçı, Harman” gibi cılız ekiplerin hazırladığı mevkuteler eklendi. Hepsinin ortak özelliği; susuz sabunsuz konular, hafif haberler, sulu muhalefet, bol pehlivan tefrikası ile iç gıcıklayıcı resimler ve şiirli taşlamalardan ibaretti. * * * Ya kitap yayıncılığı? O da ayrı bir âlem... İki üç formalık cenk ve sevdâ kitapları... Bir de, Millî Eğitim Bakanlığı’nın gözetiminde çıkarılan dünya klâsikleri. Okumuş kesim onlara, halk da cenk hikâyeleriyle sevdâ kitaplarına yakın dururdu. Derken efendim, büyük bir yenilik gerçekleşti: Şerlok Holmes ile Nat Pinkerton’un polisiye fasikülleri... Hayret edilecek bir husustur ki, plânlı programlı tek bir cinayet işlenmeyen Türkiye’de insanlar, çok iyi kotarılmış, bilmece gibi ölüm kitaplarına merak sarıyordu. * * * Ve olanlar oldu. Peyami Safa rahmetli o hızla Cingöz Recai’yi piyasaya sürmüştü ki, Mayk Hammer ortaya çıkıverdi. Topu topu dört mâceradan ibaret Mayk serisi Türkiye’de 70-80 kitaba varıp dayanmıştır. Takma isimlerle Kemal Tahir ile Afif Yesârî yığınla detektif romanı kaleme almış, geçinip gitmişlerdir. Unutmadım.. James Bond onlardan sonradır. O da bazı yazarlarımıza epey ekmek kapılığı yaptı. * * * Gazete meselesine tekrar dönersek... Gazete 1950’li yıllarda köye, beldeye, ilçelere pek ulaşmış gözükmüyordu. Bazı büyük ilçelere İstanbul gazeteleri üç-dört gün sonra gelirdi. Şimdiki hız nerdeee? Yol nerde, asfalt nerde, büyük matbaalar nerde? Acıpayam’da bir gün köylü bir amcanın gazeteci Mustafa Dayı’ya gelip: “Beş kuruşluk gazete” istediğini, Mustafa Dayı’nın da alışkın haller içinde sekiz-on gün evelki bir gazeteden iki yaprağı yırtıp verdiğini iyi hatırlarım. * * * Her iş, her şey, herkes değişti, yıl 2000. İyi gazeteler, iyi kitaplar var artık. Türkiye okumayı öğrendi. Aaaaahh, ahh! Bir de patırtısız yaşamayı bilebilsek.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT