BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sanki dünyaları değişmişti...

Sanki dünyaları değişmişti...

Recep dudaklarının kenarına yerleştirdiği sigarasından bir nefes çekti, burun deliklerinden fırladı dumanlar, kesik bir iki öksürükle sarsıldı vücudu.



Recep dudaklarının kenarına yerleştirdiği sigarasından bir nefes çekti, burun deliklerinden fırladı dumanlar, kesik bir iki öksürükle sarsıldı vücudu. Ceketini sağ omzuna atmıştı yanlamasına. Ayakkabılarının arkasına basmış, abartılı bir şekilde yaylanarak yürüyordu. Yolda karşılaştığı bir iki kişiyle selamlaştı. Köy meydanındaki büyük ve hemen hemen tek ağacın altında bekleyen eski model minibüse yaklaştı: - Ökkeş, beni de şehre atıver. İşim var Hakkari’de... - Atla caney! Hemen gidiyoruz zaten... Birkaç kişi vardı arabada. Selamlaştı Recep hepsiyle teker teker. Elinde yeşil bir tespih vardı, sallayıp duruyordu. Araba homurdanarak hareket etti. Yol diye bir şey yoktu zaten. Kargacık burgacık zeminin üzerinde sallanarak ilerlediler. Yol boyunca şoförler muhabbet etti... Havadan sudan, memleketin durumundan konuştular. Öğlen vardılar Hakkari’ye. Çok sıcaktı ortalık. Tenhaydı caddeler. Sıcaktan herkes bir köşeye çekilmişti. Etrafına bakındı arabadan iner inmez. Arkasında arabayı park etmeye çalışan şoföre bağırdı: - Sağ ol Ökkeş, eline sağlık. - Bir şey değil Recep ağabey... Ne zaman döneceksin? - Bilmiyorum be aslanım, bakalım işlere... Mühim işlerim var... Ne zaman biterse, bir iki gün de kalabilirim hani... Geri manevra yaparak yanaştı park yerine şoför. Dosdoğru yürüdü Recep. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Hakkari’deki okulun inşaatında çalışan bir köylüsü vardı. Onu bulmaya karar verdi. Merkeze doğru yürüdü. Tam orta yerde gözüken en heybetli binaydı vilayet binası. Hemen onun arkasındaki inşaata doğru ilerledi. Şantiyenin etrafında dolaşan iki adam yaklaştı: - Selamünaleyküm beyler, Mustafa’yı tanır mısınız. Çukurca’lı... Adamlardan biri gözlerini kısarak işaret parmağını ileri doğru uzattı: - İşte orada, bak harç karılan yerin yanında... Sırıttı Recep, başını salladı: - Sağ olasın bey... Hemen o tarafa doğru hareketlendi. Kalasların, demirlerin üzerinden atlayarak gösterilen yere geldi. Tedirgin bir tebessümle seslendi: - Kolay gele Mustafa! - Sağ ol! Hoş gelmişsen Recep... Nereden böyle? Rahatlamıştı bu samimi karşılamayla. Hemen yaklaştı adama, kucaklaştılar. Terleyen kafasını sıvazladı sol eliyle: - Öfff! Çok sıcak yahu... Hele bir soluklanayım da anlatacağım... - Otur da bekle o zaman, az kaldı paydosa. Gider karnımızı doyururuz... Recep arkaya doğru attı başını: - Hah, şimdi oldu işte, karnım da zil çalıyor hani... Çok geçmeden Mustafa’nın işi bitmişti. Elini yüzünü inşaatın yan tarafındaki varillerin içinde birikmiş suyla yıkadı, büyük bir mendili ıslatıp kafasının üzerine yerleştirdi. - Haydi, gidiyoruz... Yürüdüler yan yana. Havadan sudan konuştular birkaç cümle. Mustafa Hakkari’ye yerleşmişti. Karısını ve dört çocuğunu da getirmişti kente. Köy hayatından sonra şehre gelmek büyük değişiklikti onlar için. Sanki dünyaları değişmiş, her şey farklılaşmıştı. Köyden gelen tanıdıklara acemiymiş gibi bakıyorlar, hatta için için onların köylülükleriyle alay ediyorlardı. Mustafa gülümsedi: - Hele nedir derdin, anlat bakalım da derman olalım!.. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT