BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suskunluk bitti

Suskunluk bitti

Hikâyeci ve romancı Sabahat Emir, uzun süren suskunluğunu nihayet bozuyor. Daktilo başına geçen yazar, “2000’in Eşiğinde Bir Kadın” isimli romanı üzerine çalışıyor.



Sabahat Emir, edebiyat dünyamızda kendine özgü bir üslup oluşturabilmiş nâdir kalemlerden. Özellikle Türk hikâyesinde farklı ve esaslı bir yere sahip olan yazarımızın uzun yıllar yazıya ara verişi, okuyucularını ziyadesiyle üzüyordu. Emir, büyük bir coşkuyla yeniden yazmaya başladı. Edebiyat dünyasında birlikte gezindiğimiz Emir, ilk okuma ve yazma hevesini annesi ve ablasının uyandırdığını belirtiyor: “Annem ve büyük ablam beni oyuncak yerine alfabe okuyarak avuturlarmış. Okuma yazmayı öğrenmeden önce desteler yaptığım boş kâğıtlara yazı yazıyormuşum gibi birşeyler çiziktirirdim” diyor. Okumayı öğrendikten sonra çocuk dergilerinden başlayarak eline geçenleri okumaya başlıyor Emir. İlk şiiri ortaokul sıralarında ortaya çıkar. Adı: “Hocama Mektup”. Lisede tek başına okul gazetesi çıkarır, “Büyükannem Evlenmeli” isimli bir tiyatro eseri yazar. Gönül verdiği tiyatroda teşvik ve destek görmeyince edebiyata yönelir. Hikâyede yoğunlaşır öncelikle. Sonra romana geçer. Bir süre yazmaya ara verir. Bir gönül kırıklığı yaşar. Sabahat Emir şimdi bilenmiş bir enerji ve taze bir yürekle yeniden yazı odasında... SANCILI BİR GÜN Beş hikâye kitabınızdan sonra ‘Sancılı Bir Gün’ isimli romanınız yayınlandı. Hikâyeden romana uzanan çizgiyi anlatır mısınız? EMİR: Romana geçişim eski bir hevesin dürtüsüyle oldu. Ortaya benim kanaatime göre hikâye ile roman arası bir eser çıktı. Yani romana yumuşak bir geçiş yaptım ama yine de hikâyeciliğim ağır bastı. Eğer, dediğim gibi zamanında romana karşı teşvik görebilseydim belki romancılığım ağırlık kazanacaktı. Ancak, hikâye ile sıkı bir ünsiyet kurmuştum. Belki romandan daha zordu ama kolay kolay vazgeçilmeyecek bir büyüsü vardı. Hikâyeciliği bırakmadım. Sanatta tevazuyu hiçbir zaman kabul etmedim. “Sancılı Bir Gün”, bence hangi türe sokarsanız sokun iyi bir eser oldu. Ancak, yayınlandığı zamanlarda ideolojik eserler rağbet gördüğü için hakettiği ilgiyi göremedi. Üzerinde çalıştığınız bazı hikâyeler ve önemli bir romanınız var bildiğim kadarıyla... EMİR: Evet, başlayıp yarım bıraktığım birkaç hikâye ve “2000’in Eşiğinde Bir Kadın” isimli roman çalışmam var. Ancak, ikibine girdiğimiz şu sıralarda ismini değiştirir miyim bilmiyorum. Son zamanlarda hangi projeye el atsam bir yerlerde tıkanıyor. Galiba yeni ufuklara ihtiyacım var. Onun için sık sık gezi plânları yapıyorum. Uzun bir aradan sonra yazılarınızla okuyucunun önüne çıktınız. Şimdi de eserlerinizle görünüyorsunuz. Buna, uzun süren bir dinlenme faslı diyebilir miyiz? YENİDEN MERHABA EMİR: Bir süre hikâye yazmaya ara verdim ama bütün bütün sanattan kopmadım. Bir süre televizyon dizileri yazdım. Fatma Girik’in başrolünü oynadığı “Gönül Dostları” isimli öğretmen dizisiyle, “Aile Bağları” dizileri başta gelenleri... Sinema, dolayısıyla televizyon benim öncelikli ilgi alanlarımdır. Ancak, ülkemizde her alanda olduğu gibi bu alanda da çalışmak bir edebiyatçı için çok yıpratıcı ve sağlıksız. Dikkat ederseniz, sinema veya televizyona bir kere bulaşan bir edebiyatçı, uzun süre sağlıksız ekip çalışmalarına katlanamıyor, köşesine çekiliyor. Bir televizyondan böyle bir teklif gelse hemen ‘peki’ demem tabii. Geçmiş dönemlerde ismini vermeyi uygun görmediğim bir televizyon kanalı üst sorumlusu benden şöyle suya sabuna dokunmayacak, yani amiyane tabirle halkı uyutacak bir aile dizisi yazmamı istemişti. Tabii, düşünmedim bile. Çünkü bu benim tarzım değil. Ben böyle bir diziyi istesem bile yazamam. Ha, teklif gelirse ne yaparım? Öncelikli olarak durumu değerlendiririm, gerçekte televizyon benden ne istiyor ona bakarım. Çalışacağım ekibe bakarım. Aklım yatarsa düşünebilirim. O da belki... İstanbul’da esaret 1943 yılında Manisa’nın Kula kazasında doğdum. Üçü kız, üçü erkek olmak üzere altı kardeştik ve ben en küçükleriydim. Kardeşlerimin tahsili sebebiyle ben daha bir yaşındayken İstanbul’a göç etmişiz. Bu şehir sanki beni esir aldı, başka bir yerde uzun boylu yaşamayı düşünmedim. İlk ve orta derece tahsilimden sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldum. Milli Eğitim’in çeşitli idari kadrolarında görev yaptıktan sonra 1980’den sonra kendi isteğimle Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı’nda hocalığa başladım. 1998 yılında da buradan emekli oldum. Yayımlanmış eserlerim: Hikâye: Ceviz Oynamaya Geldim Odana (1964), Öküz Kafalı Şaban Bey Destanı (1969), Geceyle Gelen (1977), Zamane (1981), Bir Sepet Kiraz (1989); Roman: Sancılı Bir Gün (1988); Diğerleri: Türk Piyeslerinden Derlenen Türk Halk Deyimleri (1968), Atasözleri ve Vecizelerin Açıklamaları (1969), Büyük Eserler (1971), Mektup Yazma Sanatı (1974), Ünlü Yazarlardan Seçme Hikâyeler (1975), Ünlü Yazarlardan Denemeler (1975), Cenupta Türkmen Oymakları (1977), Deyimler Sözlüğü (1988); Çocuk kitabı: Ağlayan Soytarı (1978), Keloğlan Uzayda (1980).
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93699
    % 0.94
  • 5.2716
    % -1.23
  • 6.0028
    % -1.12
  • 6.7306
    % -1.44
  • 211.531
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT