BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yaratanı, yaratılanlara şikâyet etmemeli

Yaratanı, yaratılanlara şikâyet etmemeli

insan, başına gelen dertleri, belâları, kullara değil, Allahü teâlâya arz etmelidir. Dert ve belânın, insanın kendi kusûr ve kabahatlerinden dolayı olduğunu unutmamalıdır...



îmânın altı şartından biri kadere, hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır. Allahü teâlâ, hayrı, şerri, iyiyi kötüyü irâde eder, ister ve yaratır. İyilerin de, kötülerin de yaratanı Odur. Fakat, iyiliklerden râzıdır. Şerlerden râzı değildir yani beğenmez. Kul için rızâ demek, Allahü teâlâdan gelen her şeye râzı olmak demektir. Allahü teâlâdan bir felâket gelse, ona da rızâ gösterir. Kimseye şikâyet etmez. Bu, her insanın yapabileceği bir iş değildir. Fakat, bunu yapabilen, büyük bir insandır. Allahü teâlânın büyüklüğüne inandığı derecede insan, bu tahammülü ve bu rızâyı gösterebilir. Her musîbete ve belâya sabretmek, şikâyet etmemek lâzımdır. Zîrâ, sabrı bulunmayan insanların dinleri kolaylıkla helâk olur. Dert ve belâ çekenlere sevâb olmaz, bunları Allahü teâlâdan bilip, Ona yalvaranlara sevâp vardır. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Yeryüzündeki mevcûdâta merhamet eyleyin ki, göklerdeki mahlûkat size merhamet eylesin. Sıddîkların nişânı odur ki, sadaka verirken gizli verir, bir belâya uğradığı zamân, bağırıp çağırmaz, kimseye şikâyet eylemez ve o belâyı herkesten gizler ve bir günâh işlediği zamân ardından hemen sadaka verir ki, günâhına kefâret olsun.) “ÜÇ ŞEYE SABREDERSEN!..” Süleymân bin Cezâ hazretleri buyuruyor ki: “Sabır; dert ve elemi şikâyet etmemektir. Üç şeye sabredersen, büyük derece kazanırsın: 1- Herhangi bir belâya sabretmenin üç yüz sevâbı vardır. Belâya çâre, devâ aramak, duâ etmek, sabır sevâbını azaltmaz. 2- İslâm bilgilerini öğrenirken zahmet çekmeye ve ibâdetleri yapmaya sabretmeye, Cennette altı yüz derece verilir. 3- Günâh işlememek için sabretmek. Nefsin arzûlarına sabretmenin yedi yüz derecesi vardır. Musîbet için de her nefesi için ayrı bir derece ve sevâb alır. Malın, evlâdın gitmesi büyük musîbet olup, bunlara sabredenleri, Allahü teâlâ, terâzî başına getirmeye hayâ ederim, buyuruyor.” Muhammed Ma’sûm Fârûkî hazretleri buyuruyor ki: “İnsâna gelen marazlar, elemler, takdîr-i ilâhî ile gelmektedir. Râzı olmak lâzımdır. İbâdetlere devâm, elemlere, hastalıklara sabır edilmelidir. Allahü teâlânın kereminden âfiyet beklemelidir. Mahlûklardan bir şey beklememeli, her şeyin Hak teâlâdan geldiğini bilmelidir. Dertlerden, elemlerden kurtulmak için duâ ve istiğfâr etmelidir. Tesiri, faydası kati olan sebeplere yapışmalı, sebeplerin tesirini Allahü teâlâdan beklemelidir. Onun takdîri, irâdesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla berâber, sebeplere yapışmak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplere yapışmamızı, tehlikelerden, zararlardan korunmamızı emretti. Sebeplerin tesirini Allahü teâlâdan taleb etmelidir. Belâ, Allahü teâlâdan gelir ve belâdan kurtaran da, Odur. Her birinin belli vakti vardır. Vakitlerini değiştirmek mümkün değildir, şikâyet fayda vermez. Belâlar, dertler, Allahü teâlânın irâdesi ve ezeldeki takdîri ile gelmektedir. Onun takdîrine râzı olmak ve teslîm olmak lâzımdır.” KENDİ KUSURLARIMIZDAN... Netice olarak insan, başına gelen dertleri, belâları, kullara değil, Allahü teâlâya arz etmelidir. İstisnalar hariç, dert ve belânın tamamı, insanın kendi kusûr ve kabahatlerinden dolayı olduğunu unutmamalıdır. Âhirette azâbın ve mükâfatın devamlı olduğunu bilen ve inanan bir kimse, dünyâdaki birkaç günlük belâ ve sıkıntıya sabreder. Sabrın başlangıcı çok acı ise de, sonu baldan tatlıdır. Allahü teâlâdan râzı olandan, Allahü teâlâ da râzı olur. Allahü teâlâdan geleni kabul etmemek büyük hatâdır. Bu sebeple belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Mümin, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya bir belâya uğrarsa; “Ya Rabbi, bana bu belâyı neden verdin?” diye şikâyetçi olmaz. Bilakis hastalığa, belâya rağmen Allahü teâlâyı zikreder ve Ona şükreder. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin buyurduğu gibi: “Elem, üzüntü, ayrılık ve musîbet, mâdemki Allahü teâlânın irâde ve takdîri iledir, öyle ise, ona râzı olmak lâzımdır.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT