BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hal ve ahval

Hal ve ahval

Aktüalitenin hızlandığı dönemlerde haftada bir gün yazan köşe yazarları için konular arasından birisini seçmek zor oluyor.



Aktüalitenin hızlandığı dönemlerde haftada bir gün yazan köşe yazarları için konular arasından birisini seçmek zor oluyor. Zira eğer belirli bir konu üzerinde etraflıca durmak istemiyorsanız, mevcut olanlar arasından birini veya birkaçını bir arada ele almanız gerekiyor. Çünkü aktüaliteden uzaklaşmak okuyucunun ilgisini de azaltabilir diye düşünüyorum. Bu bakımdan bu hafta, bu ikincisini, yani birkaç konuyu birden ele almayı denemek ve genel olarak Hal’den Ahval’den söz etmek istiyorum. Besmele ile ayak bastığımız 2000’li yılların birincisinde ve bu ilk yılın sadece ikinci ayının sonlarındayız. Bu yıl Şubat 29 çekiyormuş. Bunu ilk yılın uzun ve inşallah her bakımdan bereketli olacağı anlamında yorumluyoruz. Zira takvim aylarının en cücesi sayılan şubat, aslında mevsimin doğal şartları yüzünden en uzun olanı gibi gelir. Ne ise ki bu hal sanırım dört yılda bir defa olurmuş.. Şimdilerde Hal ve Ahval çok karışık sayılmasa bile, en azından çevremiz ve ülkemiz gelen gidenler, günü birlik ziyaretler, ayak üstü verilen demeçler dolayısıyla hayli kalabalık görünüyor. Önce bir seçim havasının meraklı intizarı var. Bizde Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu’nda Federasyon Başkanı seçimleri yapılacak. İkisinin de sonuçları şimdiden belli ama ne de olsa seçim seçimdir. Hiç hesapta olmayan olayların da araya girmesi ihtimal dışı sayılmaz. İran’da Meclis seçimleri birkaç gün önce yapıldı. Sonuçları henüz tam olarak belirlenmedi ama Hatemi taraftarı, reformcular büyük başarı kazandılar. Parlamentoda ezici bir ekseriyeti kazandılar. Bu ne ifade eder? Yorum yapmak için erkendir. Mollalar hâlâ ayaktadır. Belki de daha aktif olmak zorunluğu içinde olabilirler. Her hal ve kârda Hatemi’den yana Yenilikçilerin oy kazançları en azından umut verici görünüyor. İlk defa İran Meclisinde birinci grup olarak muhafazakarlardan önce bir durumdadırlar. En yakın komşu ülke olarak bu ülke ile yapıcı ve akılcı bir diyalog içinde olmamız sanırım artık daha kolay olacaktır. Bunun tarafımızdan ihmal edilmemesi gerekir. Bin yıldan beri iç içe, bir arada yaşıyoruz, sırtımızı çevirmekte fayda yoktur. Rusya’da Putin, Boris Yeltsin’in süresinden önce istifa ederek boş bıraktığı Kremlin sarayına yerleşecektir. Bunda kuşku yoktur. Adam Yeltsin gibi karizması olan kıvrak ve esnek biri değil. Ama ustasından çok şey öğrendi. Bizim için “geçerli bir muhatap” olacaktır. Çeçenistan engelini acıklı da olsa şimdilik aşmış görünüyor. Ama, ünlü KGB ile Moskova mafyasının tabii ürünü sayılan bu genç adamın, bizim için kolay bir muhatap olmayacağı da muhakkaktır. Çeçenistan faciasındaki katı tutumu bütün medeni alemde yalnız ona değil, ona yardım edenlere karşı da büyük nefret uyandırdı. Putin, Moskova’da uzun süredir hapiste bulunan eski Grozni Belediye Başkanı hain Bislan Gantamirov’u alelacele serbest bıraktırıp, alladı, pulladı, silahlandırdı. Cumhurbaşkanı Aslan Maşadov’un üzerine saldırttı. Grozni’deki vahşeti ekranlardan seyretmeye yürek dayanmıyor. Ama herkes bilmelidir ki bu iş bitmiş değildir. Yaşayan görecektir. Putin Kremlin’e geçtikten sonra da Çeçenistan savaşı, kanımızca devam edecektir. Bizdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin giderek bir acayip atmosferde cereyan etmesinden endişe ediyorum. Demirel’in adaylığı halinde beş yıl süre ile ikinci defa seçileceğinden hiç kuşkum yok. Aslında halen bizim ve dünyanın içinde bulunduğu “Hal ve Ahval” de bunu gerektiriyor. Ama bunun Sayın Demirel’i gücendirmeyecek -siyasi partiler liderlerinin kararları dolayısı ile- bizzat Parlamento’yu da gocundurmayacak zarif bir formül içinde gerçekleştirilmesi gerekir. Aksi halde Süleyman Bey’in “sine-i millete döner gibi” Güniz Sokak’taki karargah evine dönmesi ihtimal dışı değildir. Bu takdirde hem mevcut siyasi partilerin hem de Meclis’in aritmetiği, dengeleri ile birlikte allak bullak olabilir. Bizce hayırlısı Süleyman Bey’dir. Amaç budur, gerisi araç ve teferruattır. Fransızca bir tekerleme, “Sonuç, vasıtayı meşru kılar!..” der. Vebali varsa o vasıtayı kullanmış olanlara ait olacaktır. Yunanistan, yaz sonlarında yapılacak genel seçimleri, beklendiği gibi Nisan ayına alıverdi. Sebepleri çoktur. Türkiye uluslararası politika platformunda hızla puan toplamaya baladı. Endişe buradan kaynaklanıyor. Terör en azından frenlendi. Ekonomik alanda büyük adımlarla büyük mesafeler alındı. Türk düşmanlığı Yunanistan’da bile prim yapmaz oldu. Lozan’dan hemen sonraki dostluk taktiği raflardan indirilip, cilalanıp yeniden gündeme getirildi. Yunanistan ayrıca Fransa’nın AB başkanlığını devralmadan Euro sistemine geçmeyi ve durumunu daha da güçlendirmeyi bekliyor.. Ama bütün bunlar mesela Türkiye’nin misafiri olan Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu’nun Türk Dışişleri Bakanı, iyi kalpli, İsmail Cem’i misafirperver bir ev sahibi edası ile beşuş ve mütebessim Fener Patrikhanesi’nde kabul etmesine, Yunan uçaklarının burnumuzun dibinde ve uluslararası hava sahasında “it dalışları” ile bizi taciz etmesine bir engel oluşturmadı. Bu ülke ile ilişki ve özellikle dostluk alanındakiler konusunda çok dikkatli, titiz olmakta sayılamayacak kadar çok faydalar vardır. Bunu söylemek bizim görevimizdir. Zira biz sadece onlarla değil bütün komşularımızla iyi geçinmeyi şiar edinmiş bir milletin ahfadıyız. İnanmayanlara uzak değil yakın tarihimizi şöyle bir hatırlamalarını öneririz. Yunanistan’ın Trabzon’da başkonsolosluk açacağı söyleniyor. İnanmak istemedim. Ne işleri varmış orada? Rahmetli Turgut Özal döneminde Yunanistan’ı KEİB’e (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) kabul etmemiz de bir hata idi. Onun bir tevilini anlattılar, güya Bulgarlar ısrar etmiş.. Biz de tuttuk Arnavutluk’u alıp getirdik! İş amacından saptı!.. Birleşmiş Milletler Örgütü Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için beş yıl öncesinden koyduğumuz adaylığımızı geri çektiğimizi medyadan öğrendim. Üzüldüm. Zahir, dedim Avrupa Birliği’ne güç bela aday olabilmeyi şimdilik yeterli buluyor olmalıyız!?.. Ama Güvenlik Konseyi üyeliği şimdiki konjonktürde fevkalade önemli idi. Herhalde kazanamayacak olmamız ihtimali galip gelmiş olmalı ki geri çekildik. Ona da hayırlısı olsun diyoruz ama, Bakanlarımız ve hele Dışişleri ile ilgili olanlar, biraz da bu konuda bir gayret gösterebilseler, uçaklarının rotasını arada bir oy istediğimiz ülkelere çevirebilmiş olsalardı, sonuç böylesine hüsran ile bitmezdi diye düşünmekten de geri kalamıyoruz. Artık bir dahaki sefere inşallah daha hazırlıklı gireriz diyorum!.. Avrupa Birliği’nde parçalı bulutlu bir acayip hava var. Finlandiye kazasız belasız dönem başkanlığını Portekiz’e devretti. Türkiye aday oldu. Bölücü terör kontrol altına alındı. Yerine bir başkası Hizbullah kisvesi altında belirdi. Bereket versin güvenlik güçlerimiz bu sefer daha atik ve akıllı davrandı. Eğer PKK olayında da başından böyle davranabilse idik, iş bu raddelere kadar gelmeyebilirdi. Her taraf karış karış kazılıyor. Her kazılan yerden kötü kokular geliyor. Hani çocukluğumuzda okuduğumuz bir masal vardı. Hazır toprağı kazmış iken oralara azıcık demokrasi ve insan hakları tohumları eksek de tez zamanda boy başak verse, yeşillense diyorum!.. AB ülkelerinden birinde, valsler ülkesinde mevcut muhafazakar partinin de sağında bir özgürlükçü partinin seçimlerde en fazla oyu alarak hükümete girmesi, bu parti başkanının babasının da eski bir Nazi olması ortalığı karıştırdı. Avusturya’da o yaşlarda olanlardan hangisinin babası öyle değildi ki diye düşünmemize rağmen bunun AB içinde ileride ciddi sorunlara yol açacağını biliyorum. Parti Başkanı Haider hükümete girmedi. İyi etti. Ama bir Bakanı Lizbon’da AB’nin bir konsey toplantısına gitti. Üstelik bir hanım olan Bakan’ın elini sanki cüzzamlı imiş gibi kimse sıkmadı. Bunu doğru bulmadığımızı söyleyip önemli bir hususa dikkat çekmeye çalışalım. Şimdiki AB’yi oluşturan 15 ülkeden üçü dışında hemen hepsi solcu veya aşırı partiler tarafından yönetiliyordu. Muhafazakarlar sağ cenahı oluşturuyorlardı. Onların da sağında birilerinin ortaya çıkması kiliselerde tehlike çanlarının çalmasına sebep olmaya başladı. Almanya’da Helmuth Kohl vakası CDU/CSU kanadını çok yıprattı. Bu yıpranma, acaba onların sağında bir başka siyasi kuruluş ortaya çıkabilir endişesini mi doğurdu?. Pek açık söylenmiyor ama kafaların arka tarafındaki düşünce bu!.. Hem bu yalnız Almanya ile sınırlı da değildir. Konuya bir başka yazımızda değinmeye çalışacağız. Şimdilik Hal ve Ahval bu merkezdedir, efendim!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT