BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray Tüzüğü neyi emrediyor?..

Galatasaray Tüzüğü neyi emrediyor?..

Spor basınımızdaki “Galatasaray haberlerini”değerlendirirken, “en ciddiye aldığım” üç-beş Galatasaray muhabirinden biridir, sevgili Bahri Havadır!..



Spor basınımızdaki “Galatasaray haberlerini”değerlendirirken, “en ciddiye aldığım” üç-beş Galatasaray muhabirinden biridir, sevgili Bahri Havadır!.. Ne yazık ki, “cuma günü” Akşam’da yazdıkları, beni hayal kırıklığına uğrattı!.. Diyor ki; “. . . ‘Adnan Polat genel kurula gitsin, koltuğu bıraksın’ diyen muhteremler... Diyelim ki imza topladınız. Polat’ın, ceketini alıp, ‘Hadi eyvallah’ diyeceğini mi sanıyorsunuz. Noter tespiti, yönetim kurulunun dava açması var sırada. Hızla yapılsa bunlar, en kısa 4 ay sürer. Kongre ancak Temmuz ayında olabilir. Bu da Adnan Polat işi yokuşa sürmek istemezse... Ya sürerse...” Sevgili Havadır, bilmiyorum, “bunları sana kim anlattı”; Galatasaray Tüzüğünü aç ve “Olağanüstü Genel Kurul”ile ilgili maddeyi bir oku: “MADDE 28: Olağanüstü toplantı, 28.1) Yönetim Kurulu kararı, 28.2) Denetim Kurulunun yazılı isteği, 28.3) Kaydı açık üyelerin 1/5 (beşte bir)’inin yazılı isteği üzerine yapılır. 28.2 ve 28.3 fıkralarında belirtilen istekler üzerine Yönetim Kurulu en çok 21 (yirmibir) gün içinde Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorundadır. Yönetim Kurulu, Genel Kurulu toplantıya çağırmaz ise üyelerden birisinin başvurusu üzerine, mahalli Sulh Hukuk Hâkimi duruşma yaparak Kulüp üyeleri arasından 3 (üç) kişilik bir heyeti Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirir.” “Ne emrediyor”; Galatasaray Tüzüğü’nün bu maddesi; “28.2 ve 28.3 fıkralarında belirtilen istekler üzerine Yönetim Kurulu en çok 21 (yirmibir) gün içinde Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorundadır.” Demek ki, neymiş; eğer “kaydı açık üyelerin” beşte birinin (Ben ilâve edeyim; imzaları noter tasdikli) yazılı isteği gelirse, Başkan Adnan Polat ve onun yönetimi, öyle “4 ay işi uzatacak” çaresiz çabalar yerine, “21 gün içinde Genel Kurulu toplamak zorunda” imiş; toplamazsa, Galatasaray Tarihine “Tüzüğü çiğneyen ve Tüzük suçu işleyen bir başkan” olarak geçer ki; bu yolun sonu, Galatasaray Disiplin Kurulu’na gitmektir!.. Dahası, “Tüzüğün emrini yapmazsa”, mahkemeye “senin yazdığın”gibi, “Adnan Polat değil”, tam aksine “imzacılar gider” ve de bu maddede açıkça yazıldığı üzere “Sulh Hukuk Mahkemesi, bir celsede Tüzüğün emrinin yerine getirilmesi için, 3 üyeyi, ‘Olağanüstü Genel Kurulu toplamak üzere’ görevlendirir”; mesele bu kadar açık!.. Bitmedi, “gene” diyorsun ki; “Bakmayın siz protestolara, imza kampanyalarına. Adnan Polat yönetiminin ibra edileceğine adım gibi eminim...” Diyelim ki, ibra edildi ve de “inşallah” edilir; ama genel kurulda mesela “80-100 üye bu yönetimi ibra etmezse”, Polat o koltukta “rahat rahat” oturmaya devam edebilir mi; Galatasaray tarihinde “bu kadar üyenin ibra etmediği” bir yönetim var mı?.. Dahası, “ibra etmeyen” bunca üyenin mesela 100 tanesi, bu yönetim aleyhine “teker teker”dava açarlarsa, (ki,”açma hakları” doğacaktır) ne olur; hiç düşündün mü, sevgili Havadır?.. TMOK’A cevap Almanya’dan!.. Spor basınımızda “küçücük” birkaç haberle geçiştirdik; Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulf, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi (TMPK) ve Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı (TESYEV) Başkanı Yavuz Kocaömer’e, “Almanya Liyakat Nişanı”verdi. 1997 yılından beri Türkiye’de, 1999 yılından itibaren de Almanya’da “Alman-Türk Engelli Sporcuları Destekleme Kamu Yararına Derneği Başkanı” olarak görev yapan Kocaömer’e bu nişan, Alman Engelliler Spor Teşkilatı, Paralimpik Komitesi ve Tekerlekli Sandalye Tenis Federasyonu ile yakın ilişkiler içinde uluslararası alanda hakem ve antrenör eğitimleri konusunda yaptığı üstün hizmetler ve de Alman ve Türk engelli sporcuları bir araya getirerek, iki ülke arasındaki bağları güçlendirdiği için verildi. Hayatını uzun yıllardır adeta “engelli sporuna ve sporcularına adayan” Kocaömer’e, dernek ve vakıflarına, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’ne yabancılar “böylesine değer verirken”, Türkiye Olimpiyat Komitesi’nin “reva gördüğü”muameleyi ise, burada “uzun uzun” anlatmak istemiyorum ve “engelli sporcularımız” adına üzülüyorum!.. “O nişan”, TMOK’a verilen en iyi ve en anlamlı cevaptır; kutluyorum!.. Nihayet!.. “Sebebi ve gerekçesi” bir türlü anlaşılamayan, öğrenilemeyen bir “kör” inadın ve “mantık dışı” ısrarın sonu, çok geç de olsa, “beklendiği ve de olması gerektiği gibi”oldu; Adnan Sezgin “nihayet” gitti!.. O inat, o ısrar Galatasaray Futbol Takımı’na da, Galatasaray Başkanı Adnan Polat’a ve yönetimine de, “bizzat”Adnan Sezgin’e de çok pahalıya patladı; dahası, koca Galatasaray kulübü, hem manevi, hem maddi büyük zararlara uğradı; kulüpte “önemli kişiler ve üyeler”, birbirlerinin yüzüne bakamayacak duruma düştü; kulübün insan kaynağı kalın çizgilerle bölündü!.. Bu inat ve ısrarın yaptığı tahribat, kolay kolay ortadan kaldırılamaz; büyük bir çaba, “görevini lâyığı ile yapan” bir yeni yönetim ve de “uzun bir süre” ister!.. Galatasaray’da “bu görevi yerine getirecek” değerli insanlar vardır; yeter ki, “genel kurul, duygulardan mümkün olduğunca arınmış olarak”, Galatasaray’a sahip çıksın!.. Ben duymadım, ya siz?.. Gazete haberlerine göre, “eski”hakemlerimizden Hamza Mısır, Trabzon’daki Taka Gazetesi’nde, “Özel Talimatlı hakem” başlıklı yazısında Trabzonspor-Kayserispor maçının hakemleri ile ilgili “üzerinde durulması gereken” iddialar ortaya atmış!.. Hakemlerin yönetimlerini “Skandal”olarak yorumlayan Mısır, diyormuş ki; “Yan hakem Alpaslan Dedeş penaltı vereceği yerde korneri gösterdi. Alpaslan kardeşimiz Kadıköy’de oturur. Ne tesadüf değil mi! Diğer yardımcı Erdinç Sezertam ise Ankara’da yaşıyor. F.Bahçelidir... Hatta oğlunun ismini de bu nedenle Aykut koymuştur.” Bu iddialarla karşı Federasyon ve Merkez Hakem Komitesi “ne yaptı”, bilmiyorum, bir şey duymadım, okumadım; sizler okudunuz mu?.. Misimovic kadar önemleri yok mu? Ertan Hatipoğlu, Elvan’dan sonra Alemitu Bekele’yi de kaybetti; rekortmen ve şampiyon bu iki kadın atletimizin, “kendilerini bulan, yetiştiren, rekortmen ve şampiyon yapan” hocaları ile “yollarını ayırmalarının sebebi”nedir?.. “Başarı çizgisi” Hatipoğlu’ndan ayrıldıktan sonra “aşağıya doğru” dönen Elvan, Dünya zirvelerindeki değerini büyük ölçüde kaybetmiştir; şimdi sırada Bekele mi vardır?.. Bu konuyu inceleyecek ve yazacak bir “atletizm haber-yorumcusu” arıyorum; nerede?.. Ve de, Atletizm Federasyonu “bu konuda” ne yapıyor; bilen var mı?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT