BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başarının sırrı, fedakârlık yapmaktadır

Başarının sırrı, fedakârlık yapmaktadır

Allahü teâlânın rızâsı için yapılan hizmette, fedâkârlıkta bulunmak vardır, menfâatlenmek yoktur. Hizmet yolunda, karşılığını dünyada almak yoktur...



İnsan olarak hepimiz, bu dünyada bir gaye için yaratıldık. O da Allahü teâlânın rızâsını kazanmaktır. Cenâb-ı Hakkın rızâsını kazanmak ise, Onun kullarına iyilik etmekten, onlara vermekten, fedâkârlık etmekten ve o kulların duâsını almaktan geçer. Onun kullarını râzı eden, cenâb-ı Hakkı râzı etmiş olur. Allahü teâlânın râzı olması için evvela kulların râzı olması lâzımdır. Öncelikle anne-baba, hoca, arkadaş, patron kısaca kimin hakkı varsa, öncelikle onların râzı olması lâzımdır. İnsanın yaratılmasından maksat, lezîz yiyecekler, güzel elbiseler, mal ve mülk toplamak, ni’metlenmek, oyun ve eğlence için değildir. İnsanın yaratılmasından maksat, Allahü teâlâya karşı gönlü kırık, boynu bükük olmak, Ona yalvarmak, kulluk vazifelerini yerine getirmek, kısacası Hak teâlâya ibâdet ve kulluk yapmak içindir. İbâdet yapmaktan maksat da, nefsi terbiye etmek, kalbe ferahlık vermek ve kalbi Allahü teâlâya bağlamak içindir. Zaten insanın bu dünyâya gönderilmesinden maksat da, Allahü teâlânın mârifetini elde etmek yani Onu tanıyıp, imân etmek içindir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: KALBLERİ AÇAN ANAHTAR!.. “Bütün varlıkların hülâsası, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak, keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazîfelerini yapmak için, Rabbine itâat, tevâzu, kuvvetsizliğini, ihtiyâcını göstermek, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği ibâdetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibâdetin Allahü teâlâya faydası yoktur.” İnsanları râzı edebilmenin yolu, vermekten, fedâkârlık yapmaktan geçer. Vermekten maksat, sadece para, mal değildir. İnsanlara güler yüzle muamele etmek, onlara sıkıntı vermemek, yük olmamak, onların sıkıntılarına katlanmak, dertlerine ortak olmak, hatırlarını sormak, ziyâret etmek ve bunların karşılığında hiçbir menfaât beklememektir. İnsanları ziyâret etmek ve onlara hediye vermek, kalblerin kilitlerini açan iki altın anahtar gibidir. Bir kişi var ki veriyor, bir kişi de var ki vermiyor. Bunlardan hangisini insanlar sever? Elbette vereni severler. Bu kişiyi insanlar sever de Allahü teâlâ sevmez mi? Elbette sever. O halde vermek, fedâkârlıkta bulunmak lâzımdır. Abdullah-ı Ensârî hazretleri buyuruyor ki: “Sana iyilik eden kimsenin esiri olursun. Ona karşı boynun bükük olur. Kendisine iyilik ettiğin kimseye karşı ise, tam tersi olur. Onun için, dâima herkese iyilik etmeli, faydalı olmaya çalışmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte; (Veren el, alan elden üstündür) buyurulmuştur.” KULLARA EL AÇMAMALI!.. Hiç kimse, hayatta iken verdiklerinden dolayı pişman olmamış, en fazla yanılmıştır. Ama alanlar, pişman olmuştur. Çünkü veren aziz, alan ise, zelil olur. Dünyalık isteyenler, sevimsizleşir, zelil olurlar. Bunun için kula değil, Allahü teâlâya el açmalıdır. Güler yüzlü olmayanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması çok zordur. Cömert olmayan, vermekten hoşlanmayan bir kimse, insanların sevgisini kazanamaz. İnsanlara yaptığı hizmetlerde, Allahü teâlânın rızâsını gözetmeyen, insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyen kimsenin ihlâsı zedelenir. Allahü teâlâ da, ihlâssız kimseyi muvaffak kılmaz. Hizmet, vermekle, fedâkârlık yapmakla olur, almakla değil. Zaten insanlara rehberlik, liderlik etmek yani onlara yol göstermek, vermek sanatıdır, almak değil. Başarının sırrı da, vermekte, fedakâlık yapmaktadır. Bütün kötülükler, hırlaşmalar, almak üzerinedir. Bütün iyilikler ise, vermek üzerinedir. Netice olarak, Allahü teâlânın rızâsı için yapılan hizmette, vermek, fedâkârlıkta bulunmak vardır, almak, menfâatlenmek yoktur. Hizmet yolunda, karşılığını dünyada almak yoktur. Bu yolda verilecek karşılıklar, âhirette alınacaktır. Karşılığını âhırette almak isteyenin ise, dünyada vermesi, fedâkârlıkta bulunması lâzımdır. Almayı, vermekten daha tatlı gören bir kimse, hâl sahibi yani evliyâ olamaz...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT