BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstanbul Barosu ve yargıçlar

İstanbul Barosu ve yargıçlar

İstanbul Barosu, aralarında Çakıcı, Nuriş ve Öcalan’ın avukatlarının da bulunduğu 10 avukat için soruşturma başlattı. İyi de Öcalan’ın demeç sürecinde susan Baro’nun harekete geçmesi için illa da mafya mı gerekiyordu?



Haber medyaya dün yansıdı. İstanbul Barosu, mensubu olan 10 avukat için soruşturma başlatmış. Peki kim mi bu avukatlar? Alaattin Çakıcı, Nuri Ergin ve Abdullah Öcalan gibilerinin dava vekilleri. Baronun inceleme ya da araştırma başlatmasının gerekçesi de, avukatların yasalarla çelişecek şekilde görev ifa etmeleri. Malum son günlerde medyada başlayan Çakıcı-Nuriş kavgası avukatların mahareti ile boyut kazandı. Eğer tarafların avukatları, yazılan mektupları cezaevinden çıkarıp basına sızdırmamış olsalar ya da başka bir ifade ile avukatlar eğer mektup kuryeliğine soyunmasalardı, Çakıcı-Nuriş kavgası bu noktaya gelmez ve taraflar karşılıklı olarak bu biçimde bilenmezlerdi. Hem böyle bir eylem, yani kuryelik, avukatlık yasasına da aykırıdır. İşte baro bu gerekçeyle mensubu olan avukatlar için bünyesinde soruşturma kararı alıyor. İkinci konu malum; bölücü örgüt lideri Öcalan olayıdır. Yine avukatlar Öcalan’a kuryelik yapmış ve eşkıyabaşı adeta her gün demeç ya da mesaj veren siyasi bir kimlik ya da lider haline getirilmiştir. Baro haklı olarak buna da karşı çıkıyor. BARO, ÖCALAN’A NEDEN SUSKUN KALDI? Hadise ilk bakışta kuralına uygun ve de İstanbul Barosu da övgüyü hak etmiş gibi. Hayır.. Biz bugün İstanbul Barosu’nu tebrik etmek bir yana, onu büyük bir aymazlıkla itham edeceğiz. Neden ya da hangi gerekçeyle mi? İstanbul Barosu’nun yönetimine soruyorum, böyle bir araştırma ya da soruşturma için Öcalan’ın yaptığı korkunç densizlik yeterli olmadı da, işin içine illa da Alaattin Çakıcı ile Nuriş’in mi girmesi gerekiyordu? Niçin bugün çalıştırdığınız bu mekanizmayı aylar önce Öcalan eşkıyasının Mandela kimliğine soyunup mesaj gönderdiği günlerde mesaj taşıyıcıları olan avukatları için çalıştırmadınız? Yoksa yoksa Çakıcı ve Nuriş sizin için Öcalan’dan çok daha mı tehlikeli? DİYET BORCU MU VAR? Biz baronun, Çakıcı ve Nuri Ergin’in avukatları için yaptığını doğru buluyoruz, sorduğumuz bu doğru adımın neden Öcalan’ın avukatları için zamanında atılmadığıdır! Yoksa baro yönetiminin, Öcalan’ın avukatı olan gruba ve de onların sempatizanlarına siyasi bir diyet borcu mu var? Olduğuna elbette inanmak istemiyoruz ama yoksa bunlar için bugüne kadar niçin beklendi? Kusura bakmasınlar bu ve benzeri tasarrufları sebebiyle bazı barolarımız inandırıcılığını yitirmişlerdir. Özellikle İstanbul barosunun kendine çekidüzen vermesi ve politizasyon ikliminden çıkması artık bir mecburiyet haline gelmiştir. Gelelim yasa ile ücret artışını talep eden Sevgili yargıçlarımıza. Doğrudur Adalet dağıtan bu mümtaz kurumumuz vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmıştır. Adalet dağıtan bir mekanizmanın “para” diye bir sorunu olmaması gerekiyor. Olursa orada Adalet zaafa uğrar. İşte İngiltere’de yargıçların belli bir maaşı yoktur. Yargıçlar ay sonunda ellerindeki çekleri ihtiyaçları nisbetinde doldururlar. İşte İngiltere’deki bu uygulama ile ilgili bir anekdot, ya da hikaye: İngiliz Maliye Bakanı, İngiliz Adalet Bakanı’nı arar: “Sayın Bakan bir yargıç aylık maaş alarak bir milyon paund talep ediyor. Çekini o şekilde imzaladı.” Adalet Bakanı: “Hemen ödeyin. Demek ki ihtiyacı varmış.” Maliye Bakanı: “Ama nasıl olur, çok büyük bir miktar bu?” Adalet Bakanı: “Ödenecek Sayın Bakan. Sistemimiz bu. Dahası, hiçbir araştırma da yapılmayacak.” Aradan günler geçer ve Maliye Bakanı, Adalet Bakanı’nı tekrar arar ve neşeyle şunu söyler. “Sayın Bakan sorun anlaşıldı. Dediğiniz gibi ödeme yapıldı ancak yargıç parayı ertesi gün geri getirdi.” Adalet Bakanı: “Niçin getirmiş?” Maliye Bakanı: “Gerçekten ödenip ödenmediğini kontrol için yapmış bunu.” Adalet Bakanı hiddetlenmiş ve aynen şu karşılığı vermiş: “O yargıcın işine derhal son veriyorum. Hiç kimse İngiliz adaletinin kurallarını sınayamaz.” Kuşkusuz bu anekdot ya da hikayede İngilizler’in böbürlenme payları yok değildir ama buna rağmen hadise yine de ilginçtir. İngiltere’de de elbette ortalama bir maaş vardır ve istisnai talepler ancak özel hallerde devreye giriyor. Kuşkusuz Türkiye’nin İngilizler gibi rahat davranma lüksü imkanları ölçüsünde yoktur, ama yine de her şey sonuna kadar zorlanmalı ve Adalet dağıtan kurumun mensuplarının talepleri mümkün mertebe karşılanmaya çalışılmalıdır. Bunlar doğrudur. ÖZEL ADALET ANLAYIŞI Yanlış olan zamanlama ve de metottur. Milletvekili maaşlarının malum oylamaya konu olduğu bir süreçte bu talep zamanlama açısından şık olmamıştır. Bir başka şey Adalet, toplumun en temel unsurudur. Adaleti dağıtan kurum adaletsizliği sadece kendi için değil, diğerleri adına da haykırmalıdır. Yargıçlarımız kendi adına özel bir düzenleme talep etmekle toplumdan soyutlanmış olmadılar mı? Efendim biz adalet dağıtıyoruz, trilyonluk davalara bakıyoruz, diğerlerinden farklıyız. Sevgili Mustafa Balbay dün ne güzel söyledi, o zaman bankalardaki veznedarlarla şirketlerdeki muhasebeciler de bu bakışla aynı kategoriye girmiyorlar mı? Kişiye ya da zümreye mahsus özel bir adalet anlayışı olur mu sevgili yargıçlarım? Olursa orada adaletin varlığından hiç söz edilebilir mi?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT