BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nefret ve sevgi

Nefret ve sevgi

“Onaltıncı Raund”, adalet sisteminin çarpıklığı sebebiyle harcanan bir hayatı ve ona destek verenlerin mücadelesini etkileyici bir dille anlatıyor



Amerikan sinema endüstrisinin en önemli ödülü olan Oscar, nihayet sahiplerini buldu. 8 dalda aday gösterilen “Amerikan Güzeli”, 5 dalda Oscar ödülü kazandı. Bu yıl erkek oyuncu adaylarından biri de “The Hurricane”deki rolüyle Denzel Washington’du. 72 yılda Oscar kazanan ve beyaz ırktan olmayan iki erkek oyuncu var; birisi Sindney Poitier (1963, Lillies of the Field), diğeri Ben Kingsley (1982, Gandhi). Altmışlı yılların ırk ayrımı problemi çerçevesinde bir boksörün haksız yere hapis yatmasını anlatan “Onaltıncı Raun”da, üstün bir performans sergileyen Denzel Washington’a Oscar vermenin en uygun zamanıydı, ama olmadı. Önce çalınan, sonra da çöp kutusunda bulunan Oscar heykelciğini en iyi erkek oyuncu dalında “Amerikan Güzeli”ndeki rolüyle Kevin Specey elde etti. Yazıya sığınmak Haftanın en iddialı filmi olan “Onaltıncı Raund”un konusu aslında bizlerin çok yabancısı değil. Orta siklet boks şampiyonu olmak üzereyken Rubin “Harricane” Carter, yanındaki arkadaşıyla birlikte New Jersey’de bir lokantada otururken işlenen cinayet sonucu üç kişi hayatını kaybeder. Cinayet olayından sorumlu tutulan Carter yanındaki arkadaşıyla birlikte tutuklanır ve yapılan yargılama sonucunda suçlu bulunarak üç kere ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Carter’in dünya şampiyonluğu hayalleri suya düşmüştür. Irkçı önyargılarla dolu olanlara öfkesini ve çaresizliğini ortaya koymak için yazıya sığınır. Hücresinden anılarını yazmaya başlar. “Onaltıncı Raund” adını verdiği otobiyografi yayınlandığı halde demir parmaklıkların arkasında kalmaya devam eden Carter, aradığı iç huzurunu kendisini dış dünyadan bütünüyle soyutlamakta bulur. Carter’a yapılan haksızlıklar kamuoyunda yankısını bulur ve başta Muhammed Ali ve Bob Dylan olmak üzere çeşitli kişi ve kurumlar olayla yakından ilgilenir. Şarkıcı Bob Dylan ünlü “Desire” albümündeki “Hurricane” adlı bestesini Carter için söyler ve yapılan yanlışlığı bestesiyle dile getirir. Aradan yıllar geçer, hayatını, toplumsal konulara hizmet etmeye adayan üç Kanadalı gözetiminde geçiren Lesrea Martin adlı genç, rastlantı sonucu Carter’ın kitabını okur ve ilk defa kendini etkileyen bir olayla karşılaşır. Carter’e mektup yazar. Carter’in salıverilmesine yönelik bir kampanya başlatmaları için Kanadalılar’ı devreye sokar. Carter, yabancı insanların yardım talebi karşısında başta isteksiz davranırsa da bir süre sonra etkilenir ve “Beni hapishaneye nefret düşürdü ama dışarıya sevgi çıkaracak” açıklaması yaparak onlarla güçberliğine gitme kararı alır. Adalet sistemine karşı verdiği mücadelesine tazelenen bir inanç ve kararlılıkla başlayan Carter, yeniden özgür bir insan olabilmek için mücadeleye girişir. Zor bir öykü “Hurricane”, tek kelimeyle inanılması zor bir öykü. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile adalet mekanizmasının böyle yanlışlar yapması inanılır gibi değil. Deneyimli ve daha 60’larda Oscar’lı “Gecenin Sıcağında” filmiyle ırkçılık problemlerine temas eden Kanadalı yönetmen Norman Jewison bizlere temposu devamlı yükselen olgunlukla anlatılmış bir film sunuyor. Denzel Washington’ın canlandırdığı kişilik bence Oscar’ın en büyük adayıydı. Filmde olduğu gibi Washington’a yine haksızlık edilmiş... Filmin Künyesi The Hurricane * * * (Onaltıncı Raund) Yönetmen: Norman Jewison Oyuncular: Denzel Washington, John Hannalı, Deborah Kara Unger, Liev Sehreiber, Dan Hedaya
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT