BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bana kapalı kapı!

Bana kapalı kapı!

SSon yirmi yıldır, taksitle bilgisayar alabilen çoğu kimse “fikir adamı” olduğunu sandı! Bu zan salgını, kolunda çıkan son kılı kanat tüyüne benzetip “kendini kartal bilmek” gibi bir vehim aslında. Çünkü sırtına yapışan birkaç pul seni balık yapamayacağı gibi, gezinirken toplanmış birkaç slogan veya özlü söz de hiç kimseyi merdivenlerin tepesine çıkartamaz!



SSon yirmi yıldır, taksitle bilgisayar alabilen çoğu kimse “fikir adamı” olduğunu sandı! Bu zan salgını, kolunda çıkan son kılı kanat tüyüne benzetip “kendini kartal bilmek” gibi bir vehim aslında. Çünkü sırtına yapışan birkaç pul seni balık yapamayacağı gibi, gezinirken toplanmış birkaç slogan veya özlü söz de hiç kimseyi merdivenlerin tepesine çıkartamaz! Biz çocuktuk. Cağaloğlu’na geldik. Şunu gördük: O zamanki Babıali dünyasının mürettipleri bile şimdinin ekran gürültücüleri yanında ilim adamı kalır! Hâlbuki çok veya süslü konuşmak, haklı veya kıymetli olduğunun delili değil! Fikrini beğensek de beğenmesek de; bir dönemi şekillendiren kuşağa mensup “ağabey”lerin sayısı iyice azaldı. Son kayıp ise Altan Deliorman’dır. Ömrünü bu millet ve bu memleket için bitirmiş, dava sahibi kalemlerdendir. Affedicilerin en büyüğü olan Allahü teala taksiratını affetsin ve onun da mekânını cennet eylesin. * Cağaloğlu’nda tutunacak bir ip aradığım, sadece çizim ve grafikle hayatımı kazanmaya çalıştığım günler. Bir gün Altan abi aradı: “Ülker firmasına reklam müdürü yardımcısı lazım. Öğleden sonra Boğaziçi’ndeyim. Gel de konuşalım” dedi. O gün Cumartesi. Ben, eski MTTB karşısındaki bir handayım. Sözleştiğimiz saatte çıktım. Meydanı ve Hürriyet (eski) binasını geçip Kız Lisesi karşısındaki hana geldim. Geldim de; kepenk inik! Yerler ıslak, içeride hafta sonu temizliği yapıyorlar: “Altan Bey beni bekliyor” diye seslendim adamlara, ama “yukarda kimse olmadığını” söylediler. Mecburen geri döndüm. Telefon edip durumu anlattım. Altan abi “Han açık, ben yayınevindeyim, bekliyorum” dedi. Biraz sonra tekrar gittim. Fakat kapı gene kapalı! Kendi yerime dönüp yeniden aramaya utandım. Bir süre de Altan abiyle karşılaşmadım. Ülker’e ise bir başka tanıdığımın girdiğini öğrendim ki; sonra müdür oldu ve sanırım o işten emekli oldu. Neden mi böyle uzun anlattım? Çünkü o gün, o kapılar açık olsaydı... Yani iki defa da (yayınevine gitmek yerine) Altan beyin ofisine girmeye çalışmasaydım, belki bugün daha zengin olacaktım. Ama şundan eminim; bu köşede yazan kişi, ben olmayacaktım!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT