BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendi penceremizden bakınca

Kendi penceremizden bakınca

Sâdece san’ata değil, hayata da Batı penceresinden bakmaya alıştırılmıştık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iktidarıyla birlikte işler çok değişti.



Sâdece san’ata değil, hayata da Batı penceresinden bakmaya alıştırılmıştık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iktidarıyla birlikte işler çok değişti. -Artık dünyaya kendi penceremizden bakıyoruz. San’at deyince aklımıza hemen eski Yunan heykelleri (Heraklius) geliyor. Çünkü ilkokul tarih kitaplarında vardı. Bir de Mona Lisa tablosu ki o da her yerde gözümüze sokuluyordu. -Batı penceresinden san’at adına görünen figüratif resim ve heykeldi. Şimdi gâyet net olarak görüyor ve anlıyoruz ki, Şark’ın san’at anlayışı Garb’dan farklıdır. Eski Yunan, Roma figüratif san’atının dar kalıplarını kıramayan Batılı san’atçı, sonunda çareyi Doğu’yu incelemekte bulmuş ve soyut san’ata geçiş yapmıştır. İslâm san’atı ise zâten soyuttur (nonfigüratif) ve ufku geniştir. -Batı, klasik figüratif gelenekten çağdaş (soyut) san’ata ulaşırken biz ne yaptık? Geçmişimizi bir kalemde sildik! Batı’nın soyut san’atta Doğu’yu taklidine de şaşırıp kaldık. Bizim san’atkârlarımız Batı figürüne heves ederken, onlar âniden çark ederek figürü bırakıverdi. Ne yazık ki şimdi de (bize has olan) soyut san’atta Batı’yı taklide çalışıyoruz. Picasso’nun Hasan Kavruk’a söylediği gibi vaktiyle kendi ülkemizde hat san’atını (kaligrafi) geliştirseydik şimdi Batı bizi taklit ediyor olacaktı. (Dr. Vedat Erkul, İnsan ve Sanat, s. 234) -Peki, tren kaçtı mı? Hayır, zararın neresinden dönülse kârdır! ÇEMBERİMDE GÜL OYA Dünyanın hiçbir milleti, halk san’atı konusunda Anadolu kadar zengin kaynaklara sâhip değildir. Türk Anadolu oyaları ünlüdür. Bu oyalar soyuttur, stilizedir. Oyadaki her bir desen bir şey ifade eder. Oyalardaki renkler ve şekiller, genç kızlarımızın, gelinlerimizin söylemek istediklerinin nakışla ifadesidir. San’at akımlarından “ifâdecilik”e uyar. İğne ile yapılan oyalar ve örgüler, 12. yüzyılda Anadolu’dan Yunanistan’a, oradan da İtalya yoluyla Avrupa’ya geçmiştir. Soyut elemanlar taşıyan, hem süsleme hem de iletişim vasıtası olan “oya” kelimesinin Türkçeden başka hiçbir dilde karşılığı yoktur. Bu isim ve san’at sâdece Türk kadınına aittir. İğne oyası Anadolu’da, 18. yüzyılda altın çağını yaşamış, Tanzimat sonrası başlayan Batı hayranlığı sonucu bu san’ata ilgi azalmıştır. (a.g.e., s. 239) Nasıldı o türkü? Çemberimde gül oya, Gülmedim doya doya. Dertlere karıyorum, Günleri saya saya. SAN’AT ALTIN BİLEZİK Batılılaşma ile birlikte Osmanlı’ya ait her şey terk edilmeye başlandı. Mimarîde de aynı yol takip edildi. Osmanlı’yı hatırlatan her türlü esere karşı çıkmak ilericilik sayıldı. Batı san’atına yöneldikçe gelenekli san’atlarımız yavaş yavaş ortalıktan çekilmeye başladı. Atalarımızın değdi gibi birer “altın bilezik” olan el san’atlarımızdan halı, kilim ve oya, her şeye rağmen Anadolu’da varlığını sürdürmeye çalışıyor. Minyatür ve hat san’atımız çağdaş Batı san’atına ilham kaynağı olmuştur. Picasso hat sanatımıza, Marisse de eserlerinde minyatür san’atımıza ulaşmaya çalışmıştır. Doğu ve Batı san’atlarının birbirini etkilemesi tabiîdir Çarpık olan, kendi san’atını yok sayıp başkalarının san’atının kör taklitçisi olunması mes’elesidir. (a.g.e., s. 241) -Muhafazakâr san’at, işte bu kör Batı taklitçiliğine karşı kendi san’atını yüceltme hamlesidir. Türkiye dünyaya kendi penceresinden bakmayı, Başbakan Erdoğan’la birlikte başardı. Ve gerçekleri gördü! -Aynı şekilde, “Muhafazakâr san’at”ı da birlikte niye başaramasın?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT