BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bunalımlı yıllar

Bunalımlı yıllar

Bir araya gelmemeye, konuşmamaya ve el sıkışmamaya “özen” gösteren iki liderin yolları Zincirbozan’da kesişti.



Adalet Partisi, 4 yıllık bir iktidar döneminden sonra, 1969 seçimlerini de kazanarak yine tek başına hükûmet kurma şansını yakalamıştı. Ancak, bu defa parti içinde şiddetli mücadeleler başgöstermiş, bir grup ayrılarak Demokratik Parti’yi kurmuştu. Siyasî istikrar bir türlü sağlanamıyordu. Dünyanın ekonomik kriz ve siyasî kargaşa içinde yaşadığı bir dönemde meydana gelen bu gelişmeler; Türkiye’nin ekonomik sorunlarını arttırıyor, siyasî ve sosyal yapısını sarsıyordu. İşte böyle bir ortamda, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971 günü hükûmete muhtıra vererek bir anlamda “siyasete el koyması” yürekleri ağıza getirdiyse de korkulan olmadı; “ara rejim” kısa sürdü. Rotasından ikinci defa çıkan çok partili siyasi hayatımız, 14 Ekim 1973’te yapılan genel seçimlerle yeniden normal seyrine döndü. GÜÇSÜZ KOALİSYONLAR Son iki seçim bir partiye tek başına iktidar yolunu açarken, 14 Ekim 1973 seçiminin neticeleri istikrarsız hükûmetler dönemine girileceğinin habercisiydi. CHP’nin oy oranı bir önceki seçime göre yüzde 10 artarken, AP oylarında gerileme vardı. Ama hiçbir parti kesin başarı sağlayamamış, CHP 185, AP 149, MSP 48, DP 45, CGP 13, MHP 3, TBP 1, bağımsızlar 6 milletvekilliği almışlardı. MP ise parlamento dışında kalmıştı. Bu tablonun çıkardığı hükûmetler pek etkili olamadı ve 1977 yılında genel seçimin erkene alınması mecburiyeti doğdu. Ancak, bu seçim de Millet Meclisi’ndeki sandalye dağılımında uzun boylu değişiklik meydana getirmemiş, yine hiçbir parti tek başına hükûmeti kuracak sayıda milletvekili çıkaramamıştı: CHP 213, AP 189, MSP 24, MHP 16, CGP 3, DP 1 ve bağımsızlar 6. Dolayısıyla, koalisyonlardan başka çare yoktu. Türkiye, adım adım kaosa gidiyordu. 1979 yılında Cumhuriyet Senatosu Üçte Bir Yenileme seçimi ve 5 milletvekilliği için yapılan ara seçim, askerî darbeden önceki son seçimler olacaktı. DEMOKRASİ ASKIDA Ülkenin iç savaşa sürüklendiği bir ortamda, Türk Silâhlı Kuvvetleri, “Türk Milleti adına” emir-komuta zinciri içinde 12 Eylül 1980 günü yönetime el koydu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 5 komutanından oluşan Millî Güvenlik Konseyi (MGK), birbiri ardına bildiriler yayınlayarak hem müdahalenin gerekçelerini anlatıyor hem de siyasî partilerin ve TBMM’nin kapatıldığını açıklıyordu. Bu arada anayasa yürürlükten kaldırılmış ve “Anayasa Düzeni Hakkında Kanun” çıkarılarak, yasama yetkisi MGK’ya verilmişti. Bilinen olayların yaşanmasını müteakip MGK ile MGK tarafından seçilen Danışma Meclisi’nin oluşturduğu kurucu meclis toplandı. Bu meclis, Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim kanunlarını yeniden düzenledi. 7 Kasım 1982’de yapılan referandumla kabul edilen yeni anayasa, tek meclisli bir yönetim şekli getiriyor, milletvekili sayısını 400 olarak belirliyor ve seçimlerin 5 yılda bir yapılmasını öngörüyordu. 12 Eylül öncesinın siyasetçilerine ve liderlerine yasak getirilirken, “uygun görülen”ler yeni partilerini kurmuşlardı. Anavatan Partisi (ANAP), Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) ve Halkçı Parti (HP) bu şekilde ortaya çıktı. Halkın sahiplendiği ANAP bugünlere kadar gelirken, genel başkanları emekli asker olan güdümlü MDP ve HP kısa sürede tarih oldular. Yeni anayasanın 67. maddesi, seçim ve referandumların serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve tasnif esaslarına göre, yargı denetiminde yapılacağını hükme bağlıyordu. 8 YILLIK ANAP DÖNEMİ Millî Güvenlik Konseyi’nin 3 yıl, 2 ay, 25 gün süren yönetimi, 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerle noktalandı. Bu seçimler, MGK kararları, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 298 ve 2839 sayılı kanun hükümlerine göre gerçekleştirildi. 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun” yürürlükteydi. 2839 sayı ve 10.6.1983 tarihli “Milletvekili Seçimi Kanunu” ise ilk defa tatbik ediliyordu. Bu kanunun 3. maddesi MGK’ya adayları veto yetkisi vermekteydi. Geçici 12. madde ise 1402 sayılı kanun kapsamındakilere beş yıl siyaset yasağı getiriyordu. Sandıklar açıldığında ANAP’ın 212 milletvekili çıkararak tek başına iktidar olma şansını elde ettiği görüldü. Seçime katılmasına izin verilen diğer iki partiden HP 117, MDP 71 milletvekilliği elde etmişlerdi. 1983’ten sonraki 4 yıl içinde, seçim kanunlarında 11 defa değişikliğe gidildiği görülüyor. 17 Mayıs 1987’de Anayasa’da yapılan değişiklikle seçmen yaşı 20 olarak tesbit edildi. Milletvekili sayısı da halkoyu ile 450’ye çıkarıldı ve siyasî yasaklarla ilgili 4. madde kaldırıldı. 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda da bu yönde değişiklik gerçekleştirildi. 6 milletvekili çıkaran iller bir seçim bölgesi olarak kabul edilirken, bunun üzerinde milletvekili çıkaran iller birden fazla seçim bölgesine ayrıldı. Sonuçta 104 seçim bölgesi oluştu. Ayrıca kontenjan milletvekilliği tahsis edildi ve 46 aday bu yolla parlamentoya girdi. Ülke barajının 2.397.163 olduğu seçimlerde, barajı aşamayan partiler milletvekili çıkaramadı. Buna göre 20 Kasım 1987 seçimlerinde ANAP 292, SHP 99, DYP 59 milletvekilliği elde ederken; DSP, IDP, MÇP, RP ve bağımsızlar parlamento dışında kaldılar. DYP BİRİNCİ PARTİ 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler öncesinde, tek partinin iktidar olabilmesi için her zemin hazırlanmıştı. Ülke barajının yüzde 10 olarak belirlendiği (2.441.667 oya tekabül ediyor) bu seçim, partiler arası ilginç ilişkilere yol açtı. Siyasî gelişmelere bağlı olarak bir yıl öne alınan ve propaganda süresi kısa tutulan seçimler, 1987’de uygulanan Seçim Kanunu’nda yapılan iki değişiklikle gerçekleştirildi. 2839 sayılı kanunun 4. maddesi 3377 sayılı kanunun 7. maddesi ile değiştirilerek, çıkarılacak milletvekili sayısı 6’ya kadar olan her il bir seçim bölgesi sayıldı. Üzerindekiler ise birden fazla seçim bölgesine ayrıldı. Sonuçta üç yeni seçim çevresi daha çıktı ortaya. 3757 sayılı kanunla partilere, kontenjan milletvekillikleri çıktıktan sonra kalan milletvekili sayısının iki katı kadar aday gösterme mecburiyeti getirildi. Daha da önemlisi “tercihli oy” sistemi kabul edildi. Bu sistem, partilerin kendi adayları arasında kıyasıya bir mücadele yaşanmasına sebep oldu. Seçim barajı, 2-3 milletvekili çıkaracak seçim çevrelerinde ve kontenjan milletvekili çıkaracak seçim çevrelerinde yüzde 25, kontenjan hariç 5 milletvekili çıkaracak seçim çevrelerinde yüzde 20 olarak tatbik edildi. Ülke barajının yine yüzde 10 olduğu bu seçimlerde, MÇP, IDP ve RP, Refah Partisi çatısı altında ittifak yaparken, SHP ve DYP de başka partilerle ittifaka gitti. Bu durum, küçük partilerin barajı aşamama korkusundan ileri geliyordu. Ne var ki, tek parti iktidarı çıkarmaya yönelik düzenlemeler sandıkta iflâs edecekti. Zira, en fazla oyu alan DYP 178 milletvekilliğinde kalmış, ANAP 115, SHP 88, RP 62, DSP 7 milletvekilliği kazanmışlardı. SON SEÇİMİN GALİBİ RP Normal süresinden öne alınarak 24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimler, yine partiler arasında ittifaklara sahne oldu. Barajlı d’Hondt sistemi ile gerçekleştirilen bu seçimde, Türkiye genelinde yüzde 10 oranında oy alamayacağını anlayan bazı partiler, Meclis’e girmenin yolunu başka partilerin listesinden aday göstermekte buldu. Başarılı da oldular. BBP, Anavatan Partisi listelerinden gösterdiği adaylarından 8’ini TBMM’ye sokmayı başardı. Aynı şekilde RP listelerinde yer alan DP adaylarından da 8’i milletvekili seçildi. Katılma oranının yüzde 85.20 olarak gerçekleştiği 24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde, kayıtlı 34 milyon 155 bin 881 seçmenden 29 milyon 101 bin 649’u oy kullandı, geçerli oy sayısı da 28 milyon 126 bin 993 olarak belirlendi. Oyların yüzde 21.38’ini alan RP 158, yüzde 19.18’ini alan DYP 135, yüzde 19.65’ini alan ANAP 132 milletvekilliği elde etti. DSP 76, CHP 49 milletvekilliği kazanırken, MHP, HADEP, YDH, MP, YDP, İP, YP ve bağımsızlar barajı aşamadılar. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği yönde bir sonuç çıkarsa, önümüzdeki seçimlerde de koalisyon dışında bir formül görünmüyor. - BİTTİ-
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT