BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yassah hemşerim

Yassah hemşerim

Şampiyonlar Ligi kuralarının çekildiği Grand Hotel’deyiz... Bizim Antalya kenti sahilindeki falezleri andıran bir yükseklikte kurulmuş...



Şampiyonlar Ligi kuralarının çekildiği Grand Hotel’deyiz... Bizim Antalya kenti sahilindeki falezleri andıran bir yükseklikte kurulmuş... Tek fark; falezin altı doğrudan deniz değil, yol geçiyor. Oteli tepede kurmuşlar, yolun üzerinden geçirmişler... Denizin üstüne de beton sütunlar çekip, binayı öyle yerleştirmişler. En tepeden denize kadar, traverten düzende inen odaları var. Ekrandaki FORMULA 1 yarışlarında da gördüğümüz gibi; altından vızır vızır otomobiller geçiyor. Şampiyonlar Ligi çekilişi, işte bu otelin denizin üstünde bulunan kongre salonundaydı. Kulüp yöneticileri... Görüntülü medya...Yazılı medya... UEFA görevlileri; kendilerine ayrılan bölümlerdeydi. Salonun bir başından öbün başına kadar, 2 sıra tamamen boş tutulmuştu. Parmak hesabıyla saymadım ama; herhalde 200 kadar koltuk, sadece 3 kişiye rezerve edilmişti. Ne yanlarında, ne arkalarında, kimse oturtulmadı. Bu 3 kişiden biri; Rainer’in oğlu, Monaco’nun veliahtı, Prens Albert’ti... İkincisi, UEFA Başkanı Lennart Johannson... Üçüncüsü, evet üçüncüsü... Bizim Şenes Erzik’ti... UEFA’da başka asbaşkanlar olduğu halde, oraya bir Türk oturmuştu. İki sıra boş bırakılan koltukların, hemen sonrasındaki ilk koltukda da ben oturuyordum... Erzik’i bu kadar itibarlı görünce, Albert’le olan yakın samimiyetine bu kadar yakından tanık olunca; insanın içi bir hoş oluyor. Açıkçası gurur duydum. Önceki yıl, G.Saray -Juventus arasındaki olaylı maç öncesinde devreye girmiyor diye kızdığım ve bu yüzden mahkemelik olduğum Erzik; şimdi göğsümü kabartıyordu. “Elim kırılsaydı da, aleyhine yazmasaydım” diye düşündüm. Şenez Erzik’e bir daha lâf söyleyen, taş olsun! *** G.Saray Başkanı Faruk Süren; salonun bir başından öbür başına kadar 200 koltuklu 2 sıra boş bırakılarak oturtulan Erzik’i görünce, “Yahu şuranın keyfini biraz da ben süreyim” diye düşünmüş olmalı... Aynı yere girmek istedi. Görevli derhal engelledi. Ne konuştuklarını elbette duymuyordum ama; hareketlerinden ısrarcı olduğu, hatta yalvardığı belli oluyordu. Baktı derdini anlatamıyor; G.Saray Başkanı olduğunu belgelemeye çalışıyordu. Görevli, “Başkansanız, size ayrılan bölüme gidiniz” diyor, bizimki “Ama orada yer yok” diye ısrar edince; “O zaman basın mensuplarının en arkasında yer var, orada oturun” cevabını alıyordu. Hayır, Faruk Süren illa da Erzik’in bulunduğu bölüme girmek istiyordu. Dakikalarca dil döktü ama; “Yassah hemşerim” diye salonun en arkasına gönderildi. Galatasaray Başkanı’nı, sıradan bir görevli karşısında böyle yalvar-yakar bir durumda görünce; az önce duyduğum gurur, yerini acıya devretti. Monaco sokakları ve caddeleri, G.Saray billboardları ile kaplıydı... Otobüsler, otobüs durakları, vitrinler, her yer; dağ-taş G.Saray adıyla tıka basa doluydu. Ama G.Saray Başkanı, bu büyüklüğün altında ezilmiş gibiydi... Sıradan bir görevliye yalvaran adamı, arka sıralara ittiler. Fatih Terim’in dünkü gazetemizde Süren’e atıfta bulunan bir demeci vardı. Diyordu ki: “Ben G.Saray’ı bir yerlere getirdim, ama bazıları bir yerlere gelemedi...” Çok doğru! Süren’i salonun dibine sürdüler... Televizyonlar verdi; Fiorentinalı taraftarlar, Terim’i bağrına bastı. Ona o kadar büyük tezahürat yaptılar ki; ayıptır söylemesi, ağladım. Koçum benim! *** Süren, çekiliş sonrasında görüşünü almak için “Sayın başkan... Sayın başkan” diye yanına koşan basın mensuplarına da “Ben başkan filan değilim” dedi. -Ya nesiniz? -Ben logodan ve blok satıştan sorumlu yönetim kurulu üyesiyim. Doğru söylüyor, bu adam gerçekten başkan değil!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 85744
    % 1.36
  • 6.0703
    % -0.44
  • 6.7946
    % -0.34
  • 7.7346
    % 0.24
  • 250.636
    % -0.38
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT