BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşka dair

Aşka dair

Tarih boyunca binlerce sanatçı aşkı anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Ateşin normal olarak düştüğü yeri yakması gibi, herkesin yaşadığı aşkın kendine özel olması da kaçınılmazdır.



Tarih boyunca binlerce sanatçı aşkı anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Ateşin normal olarak düştüğü yeri yakması gibi, herkesin yaşadığı aşkın kendine özel olması da kaçınılmazdır. Her ne kadar kalpte hissedilen sevginin dışarıdan anlaşılacağı endişesinden kurtulmak güçse de, insan saklamak için çabalar. Hırsızlar çalmaktan, liderler savaş çıkartıp binlerce insanın ölümüne sebep olmaktan çekinmezken kalbinin sesine kulak verenler sanki bir suç işlemişçesine utanıp sıkılırlar. Bence bunun en önemli sebebi aşık olma yeteneğine ya da fırsatına sahip olamayan kişilerin hasetidir. “Ben mutlu değilim, başkaları da olmasın” tipi bir sendrom yaşayanlar, bu duygularına paralel davranırlar. Ayıplamak, dedikodu yapmak, üzerine vazife olmayan işlere karışmak ya da gerekmediği halde fikir beyan etmek hep çekememektendir. Halbuki dünya çok kısır bir dairenin içinde dönmekte... Şöyle bir düşünüldüğünde görülüyor ki taş çatlasa insanoğlunun hayalini kurduğu şeylerin sayısı değişmiyor. Bunların da neler olduğu ortada. İnanç sahibi kişiler hiç şüphesiz, ebedi saadeti yakalamak uğruna bir ömür boyu çalışıp uygun yaşama gayretini sürdürürler. Bu istikrar ve kararlı tutum hem kendilerinin hem de yakın çevrelerinin etkilenmesine sebep olur. Huzur, belki de bu dünyada sahip olunabilecek en büyük mutluluk olduğundan, kâr baştan sağlanmıştır bu durumda. Tabii, dünyada insan sayısı oranında karakter mevcuttur. Her insan kendi istek ve hedeflerini belirlemekte serbesttir, ya da en azından öyle olmalıdır. Bu durumda birine doğru gelen, bir diğerine yanlış gelebilir. Buna göre, bir başka hedef zengin olmak olabilir. Yani kısacası para! Bir önceki örnekte yer alan inanç sahibi kesim “dünya malı” için çalışmayı anlamsız ve boş bulacaktır. Ama dedik ya, herkesin hesabı başka. İtiraf etmek gerekir ki para, dünyanın en önemli güçlerinden biridir. Tıpkı bilgi gibi, iyi elde faydalı, kötü elde felaket haline girebilen likit bir yapıya sahiptir bir anlamda. Aşka gelince... Aşk, miktarı bir türlü ölçülemeyen servet gibidir. Sabah yataktan kalkıp güne başlamak için sebep kılığına girebildiği gibi para kazanıp sevdalanılan kişiye rahat hayat standartı sağlamak için gereken itici güce döndürülebilir. Aşkın kendisi kılıktan kılığa giren bir tiyatro oyuncusudur bir anlamda. İlk örneğimizi oluşturan inanç sahibi kesim, bu duyguyu “Allah sevgisi” olarak kalplerinin en kıymetli odasında muhafaza ederler. O odaya ancak çok özel zamanlarda göz atarlar. Kutsal değerler her zaman el değdirilmeyecek kadar paha biçilmezdir. İçlerindeki sonsuz sevme enerjisini yönlendirmeye yetecek eğitim ve disipline sahip olmayanlar, her şeyi elde etmenin yolunu para zannederler. İşte bu bir çeşit “para aşkı” olarak tezahür eder. Kendisinde sakladığı en bilinmez ve erişilmez sırları kimseye söylemediği halde apansız yeni tanıştığı birinde bulmak ise başka bir çarpılma biçimidir. Benliğinin diğer yarısı gibi, kalbinin sahibi gibi hissetmek, tek el hareketiyle her şeyden vazgeçmeye hazır olmak; ürkütücü, tehlikeli ve geri dönülemez bir kavşaktır. İşte böylesi aşklara rastlamak herkese nasip olmayabilir. Bu denli riskli bir gücü elde tutmak cesaret işidir. Bir çeşit kendinden geçmektir. Başkalarına işkence gibi gelen acıları seve seve çekmektir. Gözü kararmaktır. Yani ateşten gömlektir. Bir başka kulun bu denli kusursuz olmasına her an şaşırmaktır. Allah rızası için bir insanı böylesine sevmek tercih edilebilir bir şey midir, orası tartışılır. Tarih boyunca binlerce sanatçı aşkı anlamaya ve anlatmaya çalıştı. Her biri kendi aşkını anlattı ve hiçbirisi bir diğerine benzemedi. Çünkü her biri başka bir servetti. Çünkü dünyada insan sayısı kadar farklı karakter mevcut. Bir o kadar da aşk... Sözün özü Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. LEVHA Aşk, yüreklerden gökyüzüne kadar uzanan ateşten bir merdivendir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT