BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yanakları al al olmuştu...

Yanakları al al olmuştu...



O karlı gecenin sabahında genç kız, nasıl bu kadar erken uyanıp kalktığına şaştı. Pencereye doğru yürüdü. Aklının derinliklerinde, Ali Cengiz’in bulunduğunu bilemeden sokağa baktı. Her taraf bembeyazdı. Ağaçların dalları kardan yapılmış gibiydi. Kar yağmıyordu. Her taraf sakindi. Ahşap evin kapısı açıldı. Ali Cengiz dışarı adım attı. Pabuçları kar içine gömülerek bahçeyi geçti. Sokağa çıktı. İş yeri uzakta olduğu için erken hareket ettiğini söylemiştik. Genç delikanlı, Zîver bey ile İclâl’in iş yerinin yakınlığı sebebiyle geç kalktıklarını biliyordu. O zaman rahat rahat karşı pencerelere doğru, İclâl’in orada olduğunu düşünerek kısa bir bakış atmakta mahzur görmüyordu. Ve bugün de öyle yaptı. - Aman ya Rabbi!.. Sanki orada biri var! Rezil oldum!.. Tam emin değildi. Ama ya öyle ise!.. Başını aniden başka yana nasıl çevirdiğini bilemedi. Belki koşarak, en azından hızlanarak uzaklaşacaktı. - Hayır, dedi. O zaman, neden böyle yaptığımı düşünür. Tabii, gerçekten orada bulunuyor idiyse... Soğukkanlılığı sebebiyle yürüyüşünü değiştirmedi. Hava buz gibi olduğu halde sırtından aniden ter fışkırdı. Bu halde uzaklaştı. Öte yanda İclâl, Ali Cengiz’in o kısa bakışını tam farkedememişti. Ama: - Galiba tesadüfen gözü ilişti, dedi: Bereket versin ki, hayli geride idim. Aslında bu bakış üzerinde durmamış herhangi bir yorumda bulunmamıştı. Zira, evinden çıkan kişi karşısındaki binaya gelişigüzel bakabilirdi. Mahzuru mu var?.. Sabah vaktinde bu durgun, sessiz kar manzarası son derece güzeldi. İclâl, bu tablonun bir parçası olan Ali Cengiz’in arkasından, sanki tesadüfen bakıyordu... Genç kız, safiyane masumane hisler içindeydi. Ama ansızın, yüzünde bir yanma hissetti. Elini yanağına götürdü. Tuhaf bir şeyin farkına vardı. Şaşırdı: - İçerisi aşırı sıcak değil. Öyleyse yüzüm durup dururken neden kızarmış? Bunu merak etti. Anlamaya çalıştı. Kendini yokladı. - Şu anda değil, az önce pencereden ilk baktığım sırada yüzümü ateş bastı, dedi. En zekî insanlar, bazen öyle umulmadık yerde gaflete düşer ki şaşılacak şeydir. Genç kız, Ali Cengiz’in o tarafa baktığı anda yüzüne yükselen kan dalgası ile kızarmıştı. Yanakları al al olmuştu... Halbuki o, sadece pencereden dışarı baktığı sırada kızardığını zannediyordu. İçindeki hisleri belki çözebilirdi... Eğer, hafızasında Sermet olmasaydı... Ve... Bir şey daha var: Ali Cengiz ile alakadar oluyor diye Tomris’e kızmasına, kıskançlık hissetmesine ne demeli?.. Her şey beyhude... İclâl, kendi kendinin farkında değildi. Sermet’in varlığı, onu yanlışa götürüyordu. Genç kız, iki gün Sermet’i hiç görmedi. Daha doğrusu Sermet, hem itimad telkin etmek, hem onu daha fazla düşündürmek için böyle hareket etti. Üçüncü ve dördüncü gün taktik değiştirdi. İclal’e kendini gösterdi... Fakat ya biraz önünde, ya biraz arkasında idi: - Burun buruna gelmek için, hususi bir gayret göstermediğime inanmalı, diyordu. Bu sayede benden çekinmeyecek ve varlığımı tabii görecek; alışacak. Yaman herif muvaffak olmuştu. Artık İclâl onu yabancı görmüyordu. Her kız, beğenilmekten, gururunun okşanmasından hoşlanır. İclal, belli etmese de gerçek bu idi. Gözleri alışmıştı. Şirkete geliş ve gidişlerde, nazarları etrafta şöyle bir dolaşıyordu. Belliydi: Sermet her an ortaya çıkabilirdi. Usta Sermet’in bu tarz hareketi, bir başka cihetten de işe yaradı. Üçüncü ve dördüncü günlerde, akşam çıkışlarında Ali Cengiz oralardaydı. Sermet’i ve davranışlarını farketmişti. Neredeyse bu hallere aldanıyordu: - Aralarında bir şey yok. Bu malum... Fakat o zibidi, iyi yahut kötü; herhangi bir faaliyette bulunmuyor, dedi. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT