BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Varlar ve yoklar

Varlar ve yoklar

"Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılsa yalnızlık olmaz" der ünlü bir söz. Yalnızlık ürkütücüdür. İnsan korkar ondan. Dünyalara sahip olsa tek başına keyif alamayacağını bilir.



"Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılsa yalnızlık olmaz" der ünlü bir söz. Yalnızlık ürkütücüdür. İnsan korkar ondan. Dünyalara sahip olsa tek başına keyif alamayacağını bilir. Konuşmaya, anlatmaya, dinlemeye, sevmeye, sevilmeye ihtiyacı vardır. Başkalarının kendisini beğenmesini ister. Yemek kadar, içmek kadar muhtaçtır bu duygulara. Ve aşk! Var olup olmadığı beni hâlâ şüpheye düşüren kaos. Var olsaydı eğer kaybolup gitmezdi. Bütün klasikler ayrılığa hatta ölüme rağmen süren aşkları anlatıyor. Bir göz rengine kapılıp gitmeyi anlıyorum. Bir ses tonunda erimeyi... Ama bu aşk olsa bitmemeli gibi geliyor işte. Tutku ve aşkı ayıramıyor muyuz yoksa? Kuvvetle istemek başka kendinden vazgeçip bir başkasını yaşamaya başlamak başka... Bitmeyecek sevdaları özlüyorum. Bitmeyecek şefkatleri... Yani yine imkansızın peşine düştüm gidiyorum. İki seçeneğim var. Ya aşkın var olmadığına ikna olacağım iyice ve bundan sonra hayatımı ona göre şekillendireceğim ya da ölene kadar acı çekmeye talip olacağım. Doğrusu artık acı çekmeler zor gelir oldu. Belki yaşım ilerlediğinden belki de gereğinden fazla çekmiş olduğumdan, bilemiyorum. Etrafımda olan bitenleri izliyorum bir süredir. Hiç bitmeyecek sandığım birliktelikler bitiyor ve başkaları tutuyor o elleri. Arkadaşlarımdan söz ediyorum. Büyük sevdalara düşüp evlenen, çoluk çocuğa karışan on yıldır mutlu evliliklerini sürdüren arkadaşlarımdan... Ben onların yanında hep biraz tutarsız kalırdım. Beni eleştirirlerdi. Çabuk karar verme huyum onları tedirgin ederdi. Hep de haklı çıkarlardı. Şimdi oturduğum yerden onların hızla kararlar verdiklerini görüyorum. Bu kez ben endişeleniyorum. "Durun. Ben bu hataları yaptım. Siz yapmayın" demek istiyorum ama biliyorum ki beni dinlemeyecekler. Onlar tıpkı benim gibi hayatın sürprizleriyle tanışmanın peşine düştüler bir defa. Bunun ne kadar yorucu ve yıkıcı olduğunu yaşayan bilir. Huzurun güvenli dallarına tutunup hayatını sürdürmek biraz tek düze bile olsa sarsmaz. Halbuki insanoğlu bazen sarsılmak istiyor işte. Bütün emniyet kemerlerinden arınıp risk almak için yanıyor. Kader faktörünü göz önünde bulundurup sakinleşmek lazım belki. Olacak olanların olmak zorunda olduğunu bilip biraz kendisini bırakması gerekiyor bireylerin. Ama bu bir lüks ve faturası ağır. Aşık olmak fikri tetikliyor bütün bu karmaşayı. İnsanlar istiyor onu. İstenmeyecek gibi de değil ki... Bir telefonu beklerken yılların geçtiğini sanmak, gerçeklikten soyutlanıp soyutlukta gerçeklenmek güzel. Bütün bunları düşününce aşkın var olduğu sonucuna yaklaşıyorum. Ama diğer taraftan bitiş çizgisi beni huysuzlaştırıyor. Bu denli büyük ve ulvi bir his bitememeli. Bitiyorsa büyük olmadığındandır. Halbuki hep bitti şimdiye kadar. Günlük koşuşturmalar, üçüncü şahısların etkileri, kıskançlıklar derken eskiyen, eriyen hatta nefrete dönüşen duygular nedir öyleyse? Onsuz yaşamayacağını zannederken onsuz kalmak için çırpınmalar nedir? Bu soruların cevaplarını bulamadıkça aşkın aslında var olmadığına inanasım geliyor. Böylesi daha güvenli. Aşk yoksa problem de yok! Belki ben kendi payıma düşenleri hızla yaşadığımdan bu yorgunluğum. Ama başka insanların kaybetme riskleri de korkmama yol açıyor. O ilişkiler bittikçe aşk yara alıyor. Daha katı, daha gerçekçi çizgiler gülümsüyor alay edercesine. İşte o zaman yalnızlık çare oluyor. Biraz kendi kendime ve anılarla baş başa kalmak iyi geliyor. Geleceğe fazla gücümüz yetmiyor ama geçmişi hayal gücümüzle renklendirebiliyoruz. Hep iyileri hatırlamaya olan meylimiz yalnızlığı çekilir hale getiriyor. Hayatta her duygudan yeterli miktarda olmalı. Fazlası ve azı tadı bozuyor. Yalnızlıksa belli bir oranda el altında olduğunda inanılmaz huzur veriyor. LEVHA Boş fıçı çok ses çıkarır. SÖZÜN ÖZÜ Her parlayan altın değildir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT