BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > MHP hem de en medeni bir parti

MHP hem de en medeni bir parti

Kırkiki kilometrelik bir maraton yarışından yeni çıkmış gibiyim. Seçimden önceki haftayı, gergin bir ruhla geçirdim.



Kırkiki kilometrelik bir maraton yarışından yeni çıkmış gibiyim. Seçimden önceki haftayı, gergin bir ruhla geçirdim. Kör şeytan aklıma binbir vesvese düşürdü. Çünkü Batı dünyası, MHP’ye bir Haçlı taassubuyla bakıyordu. Nitekim seçimden hemen sonra, CNN kanalının Londra muhabiri, endişesini bütün çirkinliğiyle ortaya koyarak sordu: “MHP, iktidarın artık en kuvvetli adayı oldu. Acaba Öcalan asılacak mı?” Türkiye’de katledilen 30.000 kişi, Batının umurunda değil! Batı, Öcalan’ın gafleti ve ihaneti yüzünden, Doğu ve Güneydoğu Anadolumuzda göçe zorlanan ve büyük sıkıntılar içinde çırpınan yüzbinlerce vatandaşımızı da katiyyen düşünmüyor! Batı, Kürt soyunun en kanlı düşmanlarından biri olan Öcalan’ın, Türkiye’de el bebek-gül bebek yaşatılmasını istiyor. “Öcalan ve onun gibiler korunsunlar ki, Türkiye hep bir kardeş kavgasının ateşiyle kavrulsun! Türkiye büyük mali sıkıntılardan kurtulmasın ki Batının açık pazarı haline gelsin! Ve Devletle halk arası açılsın ki Doğu ve Güneydoğu üzerindeki Ermeni emelleri daha rahat gerçekleşsin!” Üzerimizde Batı dünyasının buna benzer nice ihtirasları, emelleri var. Peki ya basınımızdaki ve televizyonlarımızdaki 1917 modeli komünistler? Onlar da MHP’ye, Haçlı seferlerinin öfkeli papazları gibi diş gösteriyorlar. İşte ben, bu iki karanlık cepheden, seçime birkaç gün kala, MHP üzerine müthiş bir iftira kampanyası başlatılacağından korkuyordum. Bunun, geçmiş siyasi hayatımızda sayısız örnekleri var. 1960 darbesinden önce, şer ocakları ne korkunç, yalanlarla ortalığı karıştırmışlardı! Güya: “DP iktidarı, yüzlerce üniversite öğrencisini tavuk yemi haline getirmişti.” “Celâl Bayar ve Adnan Menderes, güya Harp Okulu öğrencilerinin kurşuna dizilmelerini istemişlerdi.” “DP iktidarı Kars’ı ve Ardahan’ı iki kilo pırasa satar gibi güya Ruslara satmaya karar vermişlerdi.” Ve daha nice kuyruklu kulaklı yalanlar ileri sürülmüştü. 1983 milletvekili seçimlerinden bir-iki gün önce, Kenan Evren Paşa’nın bir TV konuşmasında, “Reylerinizi Milliyetçi Demokrasi Partisine verin!” demesi, MDP kaybının sebeplerinden biri olmuştu. 1999 seçimlerinde şükrolsun ki, böyle tertiplerle karşılaşmadık. Yalnız: Batı dünyasının önemli bazı kuruluşları, sözüm ona Türkiye’de araştırmalar yaptılar. MHP’nin % 10 seçim barajını geçemeyeceğini resmen ilan ettiler. Bu ne demektir? Bu, kararsız seçmenlere: Aman dikkatli olun! Oyunuzu sakın MHP için kullanmayın! Zira MHP, Meclise tek milletvekili bile sokamayacaktır. Oyunuzu heder etmeyin!” diye tuzak kurmaktır. Basınımızdaki ve televizyonlarımızdaki Marksistler de Batı oyununa geldiler. MHP’den hemen hemen hiç bahsetmediler. Onlar, bu seçimlerde, % 0.1 nisbetinde oy alan kızıl renkli partileri daha çok bayraklaştırdılar. MHP’nin barajı aşamayacağını sandılar. Bu aldanış, milletimizin ve devletimizin hayrına oldu. Şimdi bu çevreler müthiş bir şaşkınlık ve korku içinde çırpınıyorlar. Çeşitli TV kanallarının muhabirleri-programcıları karşılarına aldıkları kişilere soruyorlar: “Şimdi ne olacak? MHP Devleti nereye götürecek? Türkiye yeniden bir sağ-sol kavgasına mı girecek? Türkiye Batıdan kopacak mı?” Bunlar, hani şehid ailelerinden korkmasalar bir Yunan Başbakanı veya bir İtalyan Başbakanı ağzıyla feryatlar koparacaklar: “Öcalan acaba asılacak mı?” Ben, başta Sovyet Rusya olduğu halde, çeşitli ülkelerin komünistlerini tanımaya çalıştım. Gördüm ki her ülkenin komünisti önce kendi milletini seviyor. Bizim komünistlerimiz ise, Attila İlhan’ın ifadesiyle: “Türk, kelimesini duydukları zaman, bir yerlerine kızgın bir demir yapıştırılmış gibi oluyorlar” Bu aşşağılık ruhunu anlamak mümkün değildir. Daha bu sabah, bir TV kanalında konuşan CHP’li bir eski bakan, Türk Milliyetçiliğini şiddetle reddediyordu. Milliyetçilik bir ülkede kavgalara sebebiyet veriyor diyordu. Yalan! Yalan! Yalan! Milliyetçilik, milleti sevmek demektir. Millet lafla sevilir mi? Milleti meydana getiren maddi ve manevi kültür değerlerini sevmeyen bir kimse, milliyetçi olamaz. Peki nedir milleti meydana getiren maddi ve manevi kültür değerlerimiz: Vatandır, dildir, dindir, tarih şuurudur, gelenekler ve göreneklerdir, güzel sanatlarımızdır. İlme ve tekniğe daima açık olmaktır.” Bu çerçeveden bakılınca görülür ki MHP hem de en medeni bir parti. Üstelik kendilerini “ilerici” gösteren bazı partilerden çok daha ileri bir parti. MHP katiyyen bir hanedan partisi değil. Türkeş, MHP Genel Başkanlığı’nı babasından devralmadı. O makama darbeyle de oturmadı. Seçilerek genel başkan oldu. Dr. Devlet Bahçeli de, Genel Başkanlığa partili delegelerin serbest oylarıyla seçildi. MHP kavgacı-savaşçı bir parti de değil! Ülkücü gençler ise, devletlerini, milletlerini, vatanlarını seven terbiyeli idealistler. Bazı yazar arkadaşlarım, kendilerine “ülkücü gençlik” imzasıyla hakaretâmiz mektuplar geldiğini söylüyorlar. Öylesi mektuplar bana da geliyor. Gülüp, geçiyorum. Zira bunlar artık çok bayatlamış Marksist oyunlardır. Maksatları, fikir-sanat ve edebiyat adamlarımızı ülkücü gençlerden koparmaktır. Bir ülkücü genç, neden sövüp saysın? Neden hakaret etsin? Yazarken neden kendisini gizlesin? Ülkücüler, herkesle medeni ölçüler içinde konuşan-tartışan; ayrılırken de dostça el sıkan terbiyeli-edepli gençlerdir. 1999 seçimleri milletimiz için adeta bir dönüm noktası oldu. Bir yazımda; Bugünkü MHP dünkü MHP’den daha güçlü, daha sevimli, daha dinamik bir yapıya sahiptir, demiştim. MHP tarihinin en büyük oyunu aldı. MHP işte, % 8’den % 18’e yükseldi. Yarınki MHP de % 28’e % 38’e % 48’e yükselmelidir. “Bugünümüz dünümüzden, yarınımız bugünümüzden üstün olmalıdır.” MHP’nin güçlü bir ekiple Meclise girmesine elbette dünyalar kadar sevindim. Ancak, benim BBP’de de başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere çok değerli dürüst idealist arkadaşlarım var. Seçimden önce her iki partinin birleşmesini o arkadaşlarımın da Meclise girmelerini çok istemiştim. Bütün MHP teşkilatlarını ve Ülkü Ocaklarını binlerce defa tebrik ederim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT