BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir Cezayir sabahında

Bir Cezayir sabahında

Köyden sadece birkaç evin enkazı kalakalmıştı. Bir de, yazılı bir levha... Fakat taşlara, toprağa sanki bir is kokusu sinmişti. Belki de ölümün!.. Ağıt yakan Cezayirli gencin feryatları sanki vahşeti anlatan ezgilere dönüşmüştü. Kolay değil, Fransızlar, binlerce Cezayirli'nin kanına girerken, birçok aile ya yok olmuş ya da parçalanmıştı. Atlas Dağları'nın sisli bir tepesinde bile işlenen cinayetler, Fransızların hâlâ yüzkarası.



Seneler seneler öncesiydi... Fransız mezalimini incelemek üzere gittiğimiz Cezayir'de, günlerimiz, her an biraz daha dehşete kapılarak geçiyordu. Anlatılanlar, bulduğumuz belge ve fotoğraflar, "gazeteci" de olsa insanı çileden çıkarmaya yetiyordu. Her ne kadar, objektif olmaya çaba harcasak bile; Fransız askerlerinin Cezayirli'lere reva gördüğü işkence, yaptığı katliamın yıllara uzanan izleri karşısında ürkmemek mümkün değil... Katliam hiçbir zaman unutulmamalı. Aksine, her 10 yılda bir mi, yoksa her yıl mı, "ibret-i alem" için bütün dünyaya sergilenmeli. Karar verdik Fransızların, kendi utançları dururken, yalan dolan ve sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne iftirayı gaye edinen, sözde bir soykırımın arkasından koşmalarından sonra, asıl onların tarihe mal olmuş barbarlıklarını gözler önüne sermeyi bir gazetecilik görevi saymıştık. Araştırmamız bütün iğrençliğine rağmen başarılı olmuştu ki, "Cezayir'de Fransız Vahşeti" adlı seri röportajımız, o zaman büyük ilgi ve tiraj toplamıştı. Şimdi, yeniden karar veriyoruz. En kısa zamanda; önce Cezayir notlarımızı ve her biri gerçekten de bir "ibret vesikası" olan fotoğrafları bulacak, düzenledikten sonra, tekrar kamuoyunun dikkatine sunacağız. Atlas Dağları'nda Ne var ki; röportajı yayına hazırlayana kadar, zaman zaman bazı pasajları, anıları nakletmek istiyoruz. En azından, puslu bir Cezayir sabahında Atlas Dağları'na tırmanışımız ve zirvede Fransızların harap ettiği bir köyün kalıntıları karşısında, ağıt yakan bir Cezayirli gencin feryatlarını anlatmadan geçemeyiz. Hele; Cemile'nin destanını unutmak hiç mümkün mü?.. Fransız vahşetini incelemek üzere Cezayir'e gittiğimiz 1980'li yıllarda ve daha sonraları, resmi otoritenin tesir hatta korku altında olduğu hemen farkediliyordu. Kimse katliam hakkında kolay kolay konuşmak istemiyor, arşivler açılmıyor, eldeki malzemeler adetâ saklanıyordu. Talihimizin yaver gitmesi ve büyük masraflarla işin içine girdiğimizde, yerli işbirlikçilerin Fransa'ya karşı olan hayranlık ve bağlılıklarından tiksinmiş ve endişe duymuştuk. Buna rağmen; elimizden tutan, evinde konuk eden ve bizimle dağ tepe tırmanan kahraman Cezayirli'leri de burada bir kez daha minnetle anmadan geçemeyeceğiz. Bomba izleri Evet, puslu bir Cezayir sabahında, Atlas Dağları'nın sisli bir tepesine güçlükle vardığımızda, merkeplere binme fırsatını teptiğimize epey hayıflanmıştık. O zamanlar, bu kadar kilolu olmamamıza rağmen, üç saatlik tırmanmadan sonra, kaskatı kesilmiş ve yere yığılıvermiştik. Ancak, kendimize geldiğimizde, önümüzde duran bomba izleri, Fransız hava kuvvetlerinin, bir dağ köyünü ne denli acımasız bombardımana maruz bıraktığının fotoğraflarını görür gibiydik. Ölüm kokusu!.. Köyden sadece birkaç evin enkazı kalakalmıştı. Bir de, yazılı bir levha... Fakat taşlara, toprağa sanki bir is kokusu sinmişti. Belki de ölümün!.. Ağıt yakan Cezayirli gencin feryatları sanki vahşeti anlatan ezgilere dönüşmüştü. Kolay değil, Fransızlar, binlerce Cezayirli'nin kanına girerken, birçok aile ya yok olmuş ya da parçalanmıştı. Atlas Dağları'nın sisli bir tepesinde bile işlenen cinayetler, Fransızların hâlâ yüzkarası.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT