BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Arka bahçemiz mi? Ön bahçemiz mi?

Arka bahçemiz mi? Ön bahçemiz mi?

Avrupa Birliği oltasına takılı iken, dünyadaki asıl gücümüzün ve “aslımızın” kaynağı olan Kafkasları, Orta Asya’yı unuttuk.



Avrupa Birliği oltasına takılı iken, dünyadaki asıl gücümüzün ve “aslımızın” kaynağı olan Kafkasları, Orta Asya’yı unuttuk. Bu hususta “ulusal programımız” yok! Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken bu geniş alandaki ilişki ve çıkarlarımıza, kişisel çabaları ve kişisel rabıtaları ile bir ivme getirmişti. Gerçi yeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Orta Asya’ya gitti ama aynı ruhla ve inançla değil! Söylendiğine göre O ve yanındakiler, bilhassa Özbekistan’da, İslam Kerimov’dan ve Türk asıllı olmayan unsurlardan oluşan kadrosundan, gizli ve üniformalı polisinden hiç hoşnut olmamışlar. Sovyet kalıntısı İslam Kerimov’un kendisi Türk kökenli değil. Bunu her fırsatta her yerde bastıra bastıra söylediği gibi, Özbekler’in de Türk soyundan gelmediklerini, bütün bilimsel gerçeklere rağmen iddia ve ispat için, Özbek halkını da buna inandırmak için büyük gayret göstermekte. Beş yıl önce Ankara’da bir toplantıda “Biz Türk değiliz!” diye bağırmış. Azeri ve Türkmen katılımcılar onu “Türk değilsen burada işin ne diye onu susturmuşlardı.” Özbekistan ve Kerimov konusuna aşağıda döneceğim. Acı bir yıldönümü Ama burada acı bir hatırlatma yapmam gerekiyor: 2O Ocak Cumartesi günü, son demlerini yaşayan Sovyet Kızıl Ordusunun, can çekişirken giderayak 1990’da 19 Ocağı 20 Ocağa bağlayan gece, Bakü’de, artık etkinliğini kaybeden Azerbeycan Komünist Partisi’ni desteklemek için, yaptığı, 200’den fazla Azeri kardeşimizin kancıkça şehit edildiği katiamın 11. Yıldönümü. Dünya, Avrupa, Amerika kamuoyu, bu katliama da, Ermeniler’in bugün Azerbaycan topraklarının Ermeni işgali altında ve bu topraklardan sürülen Azeriler’in perişan durumuna lakayt kaldığı gibi lakayt kalmıştı. Bu şehitler şimdi Bakü’de “şehitler hiyebanı”nda yatıyorlar. Bakü’ye her gidişimde onları ziyaret ederim. Rahmetli Babam Kılıç Ali, 1918’de Azerbaycan’a giren Türk-İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın başyaveri olarak bir süre Bakü’de bulunmuş ve ben de onun öykülerini dinleyerek Turan hayalleri kurmuş ve özellikle Azerbaycan’a karşı büyük ilgi beslemiştim. 19-20 Ocak 1990 katliamından birkaç ay sonra Bakü’ye gittim ve o sırada hâlâ gizlenmekte olan rahmetli Ebülfez Elçibey’i de gizlenmekte olduğu Teleki’de ziyaret ettim. Daha sonra, bu sefer Semra Özal Hanımefendi ile birlikte gene Bakü’ye gidişimde, Elçibey, iktidara henüz gelmemişti. Semra Hanımı, ziyarete geldiğinde resmi ikametgahın kapısından, bizim Moskova’dan gelme diplomatların “ilişkilerimizi zedeler” gayretkeşlikleri yüzünden geri çevirmişler. Bunu duyunca Semra Hanıma durumu anlattım, hemen Elçibey’i kabul etti. Gene “bizimkiler” Semra Hanımın programına, “ilişkileri zedeler” gerekçesiyle şehitliği ziyareti koymamışlardı. Semra Hanım, gene naçizane benim telkinim üzerine, son günü, bizim işgüzarları atlattı, emrivaki yaparak şehitliği ziyaret etti. Mesleki deformasyon Bunları, mesleki deformasyona uğramış diplomatların her zaman uzak görüşlü ve gerçekçi olmadıklarını belirtmek için yazıyorum. Zaten bu gibiler değil mi idi, Sovyet “kötülükler imparatorluğu” yıkılmadan önce, yıllarca Ruslar’ı, Sovyetler’i gücendirmemek, Kızılorduyu üstümüze çekmemek endişeleri ile Kafkasya ve Orta Asya’ya kapımızı kapatanlar, başta rahmetli Alparslan Türkeş, milliyetçileri Turancılık suçu ile zindanlara sokulmasına önayak olanlar ve İkinci Dünya Harbi sona ererken, Türkiye’ye sığınmaya çalışan yüz küsur Azeri askerine hududu açmayıp, orada Kızılordu mitralyözleri ile şehit olmalarına sebep olanlar? Bu zihniyet son yıllara kadar devam etti: Bugün AB kalemşörü olan bazıları dahil, Azerbayacan’la ve Orta Asya ile ilgilenmesine karşı koydular. Ve o asıl kendi “nüfuz” ve güç alanımızla o kadar ilgiyi kestik ki, bir gazeteci kardeşimiz bir Azeriye “Türkçeyi nerden öğrendiniz?” diye soracaktı. Ve Kerimov-M. Salih Bugün de “Türklüğü kabul etmeyen, halkını ve muhalefeti Sovyet dönemi metodları ile ezen, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov’u gücendirmemek için ve onun baskıları ile, Özbekistan’ın Türk olduğunu her zaman iftiharla söyleyen ve Kerimov’a ve rejimine karşı bağımsızlık mücadelesi vermekte olan ERK partisi lideri Muhammet Salih’i gene diplomatlarımızın telkini üzerine Türkiye’den çıkardık. Oslo’da “İkinci vatanım” dediği Türkiye’nin hasretiyle yaşamaya mecbur ettik. (Muhammed Salih’in kişiliğini ve fikirlerini öğrenmek için 15 Ocak 2001 tarihli Radikal gazetesinde Ceyda Karan’ın kendisiyle yaptığı söyleşiyi okumanızı salık veririm). Onu dışlayan -ve de Uygur Türkleri’ni bayrağının Çinliler’i hoşnut etmek için Türkiye’de indirilmesini sağlayan diplomatlarımıza şimdiden: Haber vereyim ne Uygurlar’ın bağımsızlık mücadelesi, ne de Muhammet Salih’in şeref demokrasi ve özgürlük mücadelesi sona ermemiştir. Özellikle diktatör Kerimov’un günleri de sayılıdır. Aynı zamanda şair olan Muhammed Salih, tanıştığı ve şiirlerini teati ettiği Başbakan Ecevit’ten vatan telakki ettiği Türkiye’ye yeniden kabulünü rica ediyor... Petrol vs. menfaatler hassasiyetler malum, ancak güçlü ve büyük devletler, uzun vadede, bu bazı çıkarları ile asıl “geleceği” dengelemeyi beceriyorlar. Türkiye için de asıl gelecek, asıl milli çıkarlar, arka değil ön bahçemiz olan “aslımızdadır”...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109812
    % 0.44
  • 3.8585
    % -0.14
  • 4.539
    % -0.24
  • 5.1506
    % 0.13
  • 155.874
    % -0.01
 
 
 
 
 
KAPAT