BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Teknolojik gelişmeler ve sosyal yabancılaşma

Teknolojik gelişmeler ve sosyal yabancılaşma

İnsanlar ve toplumlar hangi kategoriye dahil edilirse edilsinler var olma ve varlıkta kalabilme yolunda fizik, psiko-sosyal, politik ve stratejik gerçekleri hiçbir şekilde göz ardı etme şansına sahip değillerdir.



Yeryüzünde asırlardan beri milyarlarca insan yaşadı ve kıyamete kadar da daha ne kadar insan yaşayacağını ancak yüce Allah bilir. Bu insanların oluşturduğu millet ve toplumlar çeşitli bakış açılarına ve farklı kriterlere göre sınıflandırma ve derecelendirmeye tâbî tutulmuştur. Kimileri ekonomik değerleri esas alarak sıralama ve tasnîfi daha gerçekçi ve akılcı bulurken kimileri de konuya sosyolojik ve kültürel gelişmeleri baz alarak daha değişik bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Tarım toplumlarının karşısına sanayi toplumlarını koyanları, endüstrideki ekonomik güç ve birikimler noktasından gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş kategorileriyle konuyu daha farklı boyutlara taşıyanlar takip etmiştir. Bazıları da mes'eleyi değerlendirmelerini eğitim, kültürel gelişme ve diğer toplumlarla iletişim ve entegrasyon bakımından irdeleyerek çok değişik bir perspektif ve görüşün öncülüğüne soyunmuşlardır. İnsan toplum ve çevresel gelişme İnsanlar ve toplumlar hangi kategoriye dahil edilirse edilsinler var olma ve varlıkta kalabilme yolunda fizik, psiko-sosyal, politik ve stratejik gerçekleri hiçbir şekilde göz ardı etme şansına sahip değillerdir. Hele kitle iletişim imkânlarının çok baş döndürücü gelişmeler kaydettiği günümüz dünyasında hiçbir millet veya sosyal bünyenin kendi dışındaki oluşum ve gelişimlere kapalı ve bîgâne kalmasını düşünebilmek mümkün değildir. Esasında işin şakaya gelir tarafı yoktur. Zira problemin "olmak veya olmamak" şıklarından birini seçme dışında çözüm yolu görünmemektedir. Kısacası insanlar hayatın acımasız gerçeklerini hiçe sayarak varlıkta kalma imkânına sahip değillerdir. Hal böyle olunca en azından genel dünya coğrafyası içinde kişilikli şekilde varlığını sürdürmek isteyen bütün insan toplumlarının mevcut statüye göre gerçekçi bir durum değerlendirmesinde bulunması, herhalde yapılması gerekli en akıllıca iştir. Kitle iletişim araçlarının dünyanın çeşitli yerlerindeki her türlü bilimsel gelişme ve teknolojik yeniliklerin sonuç ve ürünlerini gözümüzün önüne sermesi karşısında hangimiz kayıtsız kalabiliriz. Bilimsel birikim ve teknolojik buluşlar konusunda hiçbir varlık gösteremediği halde tabiî zenginlik kaynaklarına sahip olan bazı ülkeler biraz merak ve tecessüs biraz da özentiyle yeni teknoloji ürünlerine büyük ilgi göstermekte, küçümsenmeyecek masraf ve harcamaları göze alarak bunlara bir an evvel ulaşabilme yarışı içine girmektedirler. Bu heyecanlı talep, doğal olarak bu yenilikleri gerçekleştiren ülkelere önemli bir ekonomik ve ticarî avantaj ve güç kazandırmaktadır. Önemli petrol kaynaklarına sahip bazı Ortadoğu ülkelerinin Batılı gelişmiş ülkelere bu konuda ne kadar cömert ve savurgan bir müşteri kimliği çizdiğini bütün dünya bilmektedir. Doğal zenginlik kaynaklarından mahrum ülkeler ise ya ilkelliğin ve geri kalmışlığın sefaleti içinde kıvranmakta ve insanlarını uyuşuk, mânâsız bir teslimiyetçi vurdumduymazlıkla oyalamakta veya pahalı teknolojileri en ekonomik şekilde elde etmenin kestirme yollarını bulma yolunda çok farklı metot ve girişimleri gündeme getirmektedirler. Söz gelimi Güney Kore, Taiwan vb. bazı ülkeler ülke coğrafyasından ve doğal kaynaklardan elde edemedikleri ekonomik gücü, mevcut insan potansiyelini en rantabl ve rasyonel şekilde değerlendirerek kompanse (telâfi) etmek istemişler, bunda da büyük ölçüde başarılı olmuşlardır. Hattâ gelişmiş batı ülkelerinden önemli teknoloji transferleri yaparak dış ticaret alanında Avrupa'ya rakip olma durumuna geldikleri çalışma ve üretimleri bile olmuştur. Günümüz gelişmiş ülkelerinin en önemli güç kaynağını teşkîl eden teknoloji, aslında her şeyden önce ciddî bir bilimsel altyapı, yatırım kaynağı ve yetişmiş insan gücünü gerektirir. Bunların yanında teknolojinin vücut bulup gelişeceği sosyo-ekonomik açıdan rahat bir ortam oluşmadan sonuç almanın hayâl olduğunu da unutmamak icap eder. Sosyo-ekonomik ortam derken daha çok devlet, özel teşebbüs, sanayi ve üniversite işbirliği ve yeni teknolojiler üretecek kimselerin ve kurumların istek ve azmine destek sağlayacak bir mâliye ve vergi sistemini kastettiğimizi özellikle vurgulamak gerekir. Ahlaki değerler ve endüstriyel gelişim İster teknoloji transferi yoluyla, isterse yeni ve özgün girişimlerin gerçekleştirilmesi marifetiyle olsun endüstri alanındaki bu ciddî adımlar, moral ve etik (ahlâkî) değerlerin korunması, toplumun tarihin derinliklerine kök salmış inanç ve törelerinin dikkat ve özenle yaşatılması şuur ve gayretiyle desteklenmelidir. Aksi halde ortaya belki görünüşte dünyaya entegre olmuş, moda tabiriyle küreselleşme yolunda önemli başarılar sağlamış ve fakat kendi özbenliğine ve tarihî kimliğine yabancılaşmış temelsiz, köksüz ve iğreti bir toplum çıkmış olur. Böylesi bir ülke ve milletin ekonomik, siyasî ve stratejik değerlerin çok hassaslaştığı dünyamızda ne ekonomik ne de askerî ve diplomatik açıdan sağlık ve esenlikle ayakta kalması mümkündür. Son söz olarak bir moda uğruna manevî değerleri hiçe sayanların pişmanlıkların ve dövünmelerin fayda vermeyeceği an gelip çatmadan sür'atle hatâdan rücû ederek güçlü bir devlet, kimlikli millet ve gerçek anlamda gelişmiş ve kalkınmış bir ülkeye sahip olmalarının en rasyonel ve isabetli yol olduğunu unutmamak lâzımdır, diyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109182
    % 0.02
  • 3.8295
    % 0.32
  • 4.4967
    % -0.19
  • 5.1066
    % -0.19
  • 152.933
    % -0.23
 
 
 
 
 
KAPAT