BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Birlikte yanardık, birlikte üzülürdük..."

"Birlikte yanardık, birlikte üzülürdük..."

Sabah her zamankinden erken kalktı Zehra. Bugün evdeydi. Namazını kıldıktan sonra mutfağa geçti usulca. Çayı koydu. Peynir tabağını aradı bulamadı. Çocuklar uyuyordu. Yakup ise hâlâ sızmış bir vaziyetteydi.



Sabah her zamankinden erken kalktı Zehra. Bugün evdeydi. Namazını kıldıktan sonra mutfağa geçti usulca. Çayı koydu. Peynir tabağını aradı bulamadı. Çocuklar uyuyordu. Yakup ise hâlâ sızmış bir vaziyetteydi. Oturma odasındaki çekyata atmıştı kendini. Asiye gece yarısı korkarak annesinin yanına gelmiş, onunla yatmıştı. Kahvaltı hazırlandıktan sonra bir köşeye oturup bekledi Zehra. Yüzü morarmış, gözü hafif kapanmıştı. Yakup çocuklardan evvel açtı gözünü. Ağzının içi zehir gibiydi. Şaşkın bir şekilde bakındı nerede olduğunu anlamak için. Sonra kapının arkasında duran karısına takıldı gözü: - Uyumuşum burada yahu! Neden kaldırmadın Zehra? Genç kadın cevap vermedi. Hayretle kaldırdı başını Yakup. Onun yüzündeki morluğu ve kapanan, kızaran gözünü görünce irkildi. Tam soracaktı ki hatırladı olanları ve vazgeçti. Dudaklarını ısırarak eğdi başını. Suçlu bir şekilde mırıldandı: - Ben mi yaptım yüzünü? Zehra kısık bir sesle ama kendinden emin, hakim bir tavırla cevap verdi: - Önemli değil, geçer... - Kusura bakma Zehra'm... Ne taptığımı şaşırdım işte. Bütün gün iş aradım dün... Yok, yok, yok... Ne yapacağız böyle bilmiyorum. Ağırıma gidiyor senin eline bakmak... Hem senin kazandığın da ancak kiranın bir kısmı. Yoksa sokakta kalacağız yahu! Şu oğlana bir iş bakayım dedim, yok. Zehra çayı getirmişti. Bardaklara koyarken söylendi: - O daha sekiz yaşında, ne kazanacak da getirecek Yakup? Bağdaş kurdu, örtüyü bacaklarının üzerine alıp oturdu yere kurulan kahvaltı sofrasına: - Oturup konuşabilirdin benimle, derdini söyleyebilirdin. Birlikte yanardık, birlikte üzülürdük. Düşünürdük. Ama sen... Sustu. Yutkundu, başını çevirdi öte tarafa. Yakup çakır gözlerini yavaşça kaldırıp karısını inceledi. Çok kötü şişmişti gözünün altı. Neredeyse kapanmak üzereydi. Kızdı kendine. Suçlu bir tavırla: - Çok acıyor mu Zehra'm? Genç kadın acı bir şekilde güldü: - Acımak mı? Biz Anadoluluyuz Yakup! Ne acılar görmüşüzdür buna benzemez. Dayanırız acıya. Ama.. Yürek acısını ise ilk defa duydum. Ona ne olursan ol dayanması zormuş. Yıktın, kırdın beni Yakup, bu nasıl geçer bilemem. Başka bir şey konuşmadı karı-koca. Kahvaltıdan sonra Yakup usulca ceketini giyip çıktı kaçar gibi. Dışarı çıkınca başını kaldırdı gökyüzüne. Zor atmıştı kendini dışarıya. İçeride biraz daha kalsa bütün kanı çekilecek, kuruyacakmış gibi olmuştu. Hızlı adımlarla yürüdü. Ağzının içi acıydı. Paslı bir tat vardı dilinin üzerinde. Kalan bütün parayı almıştı yanına. Bir an önce dün gittiği kahveye gidecek, kaybettiğini geri alacaktı. Sonra da bir daha oturmayacaktı oyun masasına. Sadece son bir kere, verdiklerini almak için o da... Kahveden içeri girer girmez kısa boylu çırak damladı yanına: - Vay! Ağabeyim, hoş gelmişsin. Erkenden damladın ha? Böyledir bu işler. Hıncın var şimdi değil mi? Ah anam, babam, sen de gümledin demek ki artık. Ben bile kurtaramam seni, bulaştın bir kere... Aldırmadı Yakup onun sözlerine. Yürüdü bir gün önce oturduğu masaya doğru. Aynı ekip gelmiş, başlamıştı bile oyuna. Onu görünce keyifli bir tebessüm belirdi hepsinin dudaklarının kenarında: - Oooo, kim gelmiş, hoş geldin birader, yerin boş, geç otur... Bir şey söylemeden oturdu adam. Etrafında dolaşıp duran çırağa döndü: - Bir çay getir bakalım, kaçak olmasın. Adam gibi, tatlı... - Emret ağabeyim, sen iste yeter ki... hemen... Uçarcasına gitti aldığı siparişi yüksek sesle bağırarak. Yakup bir sigara çıkartıp yaktı. Ellerini birbirine sürttü. Sonra masadakilere baktı, hafifçe gülümsedi. Dağıtılan taşları dikkatle tahtaya yerleştirmeye başladı... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT